Allah (c.c) insanları belli bir amaç doğrultusunda yarattı ve bu gayeyi gerçekleştirmeleri için yeryüzüne halife kıldı. Nesiller türedikçe insanlar niçin yaratıldığını unuttu ve prensipsiz birer varlık haline döndüler. Prensipsizlik; insanları Allah’tan başka varlıklara tapmaya, o varlıklara kul olmaya ve ibadet etmeye sevk etti. İnsanoğlu niçin yaratıldığının idrakinden uzaklaştıkça kendisine yabancılaştı ve iç huzurunu kaybetti. Prensipsizlik insanları birbirine düşman kıldı ve Allah’ın emirlerinden uzaklaşan insanlar kendilerine ve çevrelerine zarar veren haşere veya vahşi yaratıklara dönüştüler. Yüce Allah insanları bu durumdan kurtarmak, ilk başta sahip oldukları prensiplere tekrar kavuşmaları ve niçin yaratıldıklarının farkına varabilmeleri için birçok defa peygamberler gönderdi. İnsanlar kendilerine gönderilen peygamberlere ve kitaplara çoğu defa inanmasalar da içlerinden bazı kişiler bu peygamberlerin getirdiği davete kulak vermiş ve prensip sahibi müminlerden olmuşlardı. Peygamberlerin davetine kulak vermeyen insanlar, prensipsizliğini korumuş ve şeytana kulak verip prensip sahibi müminlerin canlarına kastetmişlerdir.

Bu durum, ilk insanın yaratıldığından beri bu şekilde devam ederken Allah (c.c) son peygamber Hz. Muhammed’i (sav) son kitap Kur’ân-ı Kerîm’i insanlara açıklaması ve kullarının bunu benimseyip prensip edinmesi için görevlendirdi. İnsanlar şaşkınlık içerisinde Hz. Muhammed’e (sav) kulak veriyor ve kimisi O’nu (sav) benimseyip iman ediyor, kimisi ise inkâr edip O’ndan uzaklaşıyordu. İnkâr eden müşrikler pek çok defa iman eden ve prensip sahibi müminlere işkenceler etmekteydi. Müminler sağlam bir prensibe sahip oldukları için asla yılmıyor ve geri adım da atmıyorlardı. Günler, haftalar, aylar ve yıllar bu şekilde devam ederken prensip sahibi müminler adım adım güçleniyor ve köyleri, kasabaları, illeri hatta ülkeleri İslâm’a davet eden ve İslâmlaştıran büyük bir devlet halini alıyordu.

Allah Resûlü Hz. Muhammed’in (sav) vefatı ile İslâm ümmeti Raşit halifeler dönemine girdi ve İslâm, dünyanın dört bir yanına yayılmaya devam etti. Raşit halifeler döneminin son bulmasıyla artık yavaş yavaş müminler prensiplerinden tavizler verdiler. Hal böyle olunca Müslümanlar gittikçe zayıflamaya, güç kaybetmeye ve savaşlarda büyük yenilgiler almaya başladı. Bu durum günümüze kadar devam ederken İslâm eski dönemine Asr-ı Saadetteki gücüne asla kavuşamadı. Şu an günümüz gençleri Allah’ın kendilerine verdiği görevi unutmuş halde prensiplerinden uzak ve bihaber şekilde yaşayıp gitmekte. Facebook, Youtube ve Instagram sayfalarında saatlerini geçirmekte ve Allah’ın dininin yücelmesi için herhangi bir çaba harcamamaktadır. Müslüman gençlerin bu halde devam etmesi herkesi ümitsizliğe sevk etmektedir.

Müslüman genç bu yazıyı okuduğunda durumun ciddiyetinin farkına varmalı ve prensiplerini tekrar kazanmak için çare aramalıdır. Ey genç, işte sana fırsat! Kur’ân-ı Kerîm, Sünnet-i Seniyye, siyer kitapları ve sahabe hayatları… Sen bu kaynaklardan istifade ederek şüphesiz prensiplerine tekrardan kavuşacaksın ve bu prensiplere sarılıp düşmanın karşısında durduğunda İslâm’ı tek başına dahi olsa savunacaksın. Senin bu dik duruşun diğer gençlere de örnek olacak ve ümmeti tekrardan ayağa kaldıracaksın.

Hadi ne duruyorsun, beklemeye değer mi? İstemez misin ey genç, senin elinle insanlar hidayet bulsun! Şüphesiz senin elinle bir kişinin hidayet bulması dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.

Hasan GÜÇLÜ