İnsan ruh ve bedenden ibarettir. Nasıl ki bedenin sıhhatini bozabilecek mikroplara maruz kaldığında beden zayıflıyor ise; ruhumuz da kalbimize sirayet eden hastalıklar nedeniyle zayıflar, kararır, kas katı kesilir ve hatta ölebilir.
Âlemlere Rahmet Efendimiz, “Şunu da bilin ki, insan vücudunda bir et parçası vardır. O düzgün olursa bütün beden düzelir; o bozuk olursa bütün beden bozulur, azalar ona tabidir. Dikkat edin, o et parçası kalptir.”1 buyurarak, kalbin ruh ve beden bütünlüğüne dikkat çekmektedir.
Son bir yıldır dünyayı etkisi altına alan salgın hastalığın bulaşıcı ve öldürücü olması tüm dünya ülkelerinde sıkı ve bağlayıcı tedbirler alınmasına neden olmuştur. Bedenimize sirayet etmesinden endişe ederek en sevdiklerimiz ile dahi aramıza mesafeler ve tedbirler koyuyorsak ruhumuza sirayet edebilecek kalbî hastalıklara karşıda tedbirler almak adına dünya ve ahiret dengesini kurmak daha elzem olması gereken bir durumdur.
Kalbi hastalıkların ruhumuzda açabileceği derin yaraların neticeleri bizleri cehennem ile temizlenmek durumu ile karşı karşıya bırakabilir.
Nitekim Allah (c.c) “Kalplerinde hastalık olanlara gelince, bu onların kirlerine kir katmıştır ve onlar inkârcı olarak ölüp girmişlerdir.”2 buyurmaktadır. Kalplerde bulunan hastalık, kişiyi bu âlemden ebedi olarak ikamet edeceği âleme inkârcı olarak göçmesine dahi sebebiyet verebilmektedir. Allah hepimizi bundan muhafaza etsin.
Kalp etkilenir, değişir ve tesir altında kalarak şekilden şekle uğrayabilmektedir. Resûl-i Ekrem Efendimiz “Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin.”3 buyurmakta ve kalplerin birbirine olan etkisini bizlere bildirmektedir.
Bizlerin evlerimizde, iş yerlerimizde, akraba ve komşularımız ile münasebetlerimizde sürekli maruz kaldığı gerçek şu ki; sosyal çevremizde gündem ne ise bizlerin gündemi ve yönelimi de genelde bu yönde olmaktadır.
Evimizin gündeminin ilk sıralarında diziler, ihtiyaç değil iken bile keyif veya gösteriş için yeni bir mobilya, komşunun yeni lüks arabasına hayran hayran nazar etmemiz vb. konular üzerinde dönüyorsa dünyevileşme hastalığı bizlerin kalplerine zehirli bir sarmaşık gibi taht kurmuş demektir.
İş hayatımızda ana gündem maddemiz kısa yoldan zengin olmak için her yolun mubah olduğu, helal haram demeden, hakka riayet etmeden, tartıyı gözetmeden bir ticarete doğru sürüklüyor ise bizleri kalbimizin orta yerinde şeytan taht kurmuş ruhumuzun ölüm sancıları başlamış demektir.
Akraba ve komşularımız ile münasebetlerimizde dedikodu fırtınası eğer çatılarımızı uçuruyor ise kasaptan et almaya gerek yok çünkü her gün kararan kalplerimizin saçtığı zehir ile kardeşlerimizin çiğ etlerini yiyoruz demektir. Bu hususta Rabbimizin kelamına dikkat kesilelim. “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bak bundan tiksindiniz! Allah’a itaatsizlikten de sakının. Allah tövbeleri çokça kabul etmektedir, rahmeti sonsuzdur.”4 buyurmakta ve bizleri uyarmaktadır.
Bahsi geçen kalbî hastalıkların temeli kalplere sirayet eden hastalıklardan kaynaklanmaktadır. Bu hastalıkların en önemli özelliği ise bulaşıcı olmasıdır.
Malayani işlere müptela olmuş bir kimse ile oturup kalkıyor isen, er ya da geç sende o malayani işlere bulaşacak, kalbî hastalıklara duçar olacaksın demektir. Resûlullah Efendimiz; “İki nimet vardır ki, insanların çoğu onları değerlendirme hususunda aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.”5 buyurmakta ve bize verilen ömrün ve sıhhatin kıymetine dikkatlerimizi çekmektedir.
“Herkes ev alıyor, araba alıyor, ben kredi çeksem ne olur ki! Milyonlarca insan yanlış yapacak değil ya” dediysen Allah’ın (c.c) savaş açtığı faize sende bulaştın artık, geçmiş olsun kardeşim. Kalbine ağır hastalık bulaşmış ve ölmeden önce ruhunu tedavi ettirmen farz olmuş demektir.
Örnekler çoğaltılabilir, ancak biz temel birkaç noktaya değinerek yazımıza son vereceğiz.
1- Ruhumuzu dinleyip, uzman bir âlimden checkup yaptırarak kalbî hastalıklarımızı tespit etmesini rica etmeli ve dünyevileşme hastalıklarına maruz kalmış kalbimizin tedavisi için bir an önce harekete geçmeliyiz.
2- Kalp değişkendir. Tesir edecek her türlü mesele kalpte değişime neden olabilir. Bu sebeple kalbe sirayet edebilecek hastalıklı ortamı ya terk edeceğiz veya ortamı hastalıktan temizleyeceğiz.
3- Kalbî hastalıkların bulaş riskini azaltmak için kalbinde hastalık bulunan kişi, grup, sosyal medya vb. ortamlar ile olan münasebetlerimizi Kur’ân ve Sünnet ekseninde yeniden gözden geçirmeliyiz.
4- Kalplerin asıl sahibi olan Rabbimiz ile olan münasebetimizi saf ve temiz bir iman ile ele almalı, kalbî hastalıklardan kurtulmak adına, kalbin uyanışına götürecek yolları aramak için temiz bir başlangıç yapmalıyız.
Bu sebeple duamız Rabbimizin bize öğrettiği şekli ile olmalıdır. “Onlar şöyle yakarırlar): Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.”
Selam ve dua ile…

1) Buhari, İman, 39 2) Tevbe Sûresi 125. Ayet 3) Ebu Davud, Edeb, 19; Tirmizi, Zühd, 45 4) Hucurat Suresi 12. Ayet 5) Buhârî, Rikâk, 1. 6) Al-i İmran Suresi 8. Ayet