Şehit Cumhurbaşkanı

İslâm ümmeti her türlü zulme ve baskıya rağmen eğilmeyen, zalimlerin karşısında dimdik duran ve asla ahdinden dönmeyen bir yiğidini daha kaybetti.

Mısır’ın demokratik yollarla seçilen ilk ve meşru Cumhurbaşkanı Muhammed Mursî, Hakk’ın rahmetine kavuştu.

Rabbim şehâdetini kabul eylesin.

Muhammed Mursî, gözaltına alınıp hapsedildikten sonra darbecilerle anlaşıp özgürlüğüne kavuşabilirdi. Böyle bir davranışı savunmak için de birçok bahane bulabilirdi. Fakat o ucunda işkence ve ölüm olduğunu bildiği halde davasına ve ilkelerine bağlı kalmayı tercih etti. Benzersiz bir direniş örneği sergiledi.

 “Hücreme Kur’ân-ı Kerîm girmesine izin vermediler. Benim onu otuz yıldır ezber olduğumu unuttular. Sadece ona dokunmak istemiştim.”

Bu ve benzeri birçok sözü tarihe altın harflerle yazıldı.

Mursî, önceki güne kadar “Seçilmiş Cumhurbaşkanı” idi. Şimdi ise “Şehit Cumhurbaşkanı…”

Mescid-i Aksa’da, Türkiye’nin dört bir yanında, İslâm coğrafyasının birçok bölgesinde gıyabi cenaze namazları kılındı.

Müslümanlar, tek bir vücudun organları gibi olma özelliğini epeydir kaybetmişti.

İslâm ümmetinin önünde çok ciddi tehditler var. Kudüs, Mescid-i Aksa ve Filistin davası tehlikede.

Yeniden toparlanma zamanı… Dilerim Mursî’nin şehadeti buna vesile olur.

Dünyadaki dava bitti, dosya kapandı. Asıl duruşma öbür dünyada.

İlahi mahkemede adalet tecelli edecek ve boynuzsuz koyun boynuzlu koyundan hakkını elbette alacak. İşte o gün vay o zalimlerin haline!

İsmail Yaşa / Diriliş Postası, 19.06.2019 tarihli yazısından

 

Mursî’nin Şehadeti

İhvân-ı Müslimîn’in en hararetli muarızlarından Esed Ebû Halil’in de takdir ettiği gibi, “Muhammed Mursî dönemi, Mısır tarihinde ifade özgürlüğünün en geniş olduğu dönemdi. Bunu kim inkâr edebilir?” diyor Ebû Halil; ama var inkâr edenler. Fransız filozof müsveddesi Berbard Henry Levy mesela. Bir mülakatta “kadınlardan ve tüm özgürlüklerden nefret eden sakallı İslâmcılar” demişti Mursî ve arkadaşları için. Mısır’ın gördüğü ilk kadın cumhurbaşkanı yardımcısının, Mursî tarafından siyasi işlerden sorumlu cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atanan Pakinam Şarkavi olduğunu duymamıştı herhalde. Kemalist bir TV kanalında Mursî’nin ölümü üzerine konuşurken ona “İslamofaşist” diyen bedhah (söz konusu kanalın patronu) da Mursî’nin, demokratik dönüşümden sorumlu cumhurbaşkanı yardımcılığına liberal görüşleriyle tanınan Hrisriyan (Kıpti) aydın Samir Morkos’u atadığını duymamış olmalı.

‘Bunlar göstermelik şeyler, ölçü değil’ diyebilirler. Peki, nedir ölçü? Mursî’nin hangi icraatı onun “İslamofaşist”liğine delalet ediyor? Diktatör Hüsnü Mübarek döneminden kalma bir zulüm makinesi olan yargıyı, “devrimin kazanımlarını korumak adına”, geçici bir tedbir olarak, halk tarafından seçilmiş kurucu meclisin denetimine alma çabası mı? Hakka-hukuka hiç bakmadan diktatör Abdulfettah Sisi’nin emir ve görüşleri doğrultusunda hareket ederek ömründe silaha el sürmemiş insanları terörist diye peş peşe idam sehpasına yollayan Mısır yargısının sergilediği alçaklık ve hunharlık manzarası, Mursî’nin o çabasında ne kadar haklı olduğunu ortaya koyuyor işte.

Hakan Albayrak / Karar, 20.06.2019 tarihli yazısından

 

Öldüren Mahkeme!

Muhammed Mursî’nin duruşma sırasında, hâkimlerin huzurunda vefatı İslâm dünyasının büyüyen vicdani meselelerini bir daha gözler önüne serdi. Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi nasıl bir insanlık kaybı göstergesi ise, Mursî’nin duruşma sırasında vefatı da aynı seriden bir hadisedir. Mursî’nin şehadeti Müslüman vicdanını ağır hasara uğratmıştır. Allah rahmet etsin, onun mücadelesini sürdürenlere sabır ve metanet diliyoruz.

Mısır, zor elde ettiği hürriyetini çabuk kaybetti. İhvân-ı Müslimîn/Müslüman Kardeşler 1920’lerden beri Mısır toplumuna islâmî şuur kazandırmaya çalışıyor. İnanmakla yapmak arasındaki ilişkiyi kurmakta Müslüman Kardeşlerin etkili bir teşkilat olduğu şüphesiz.

  1. Mehmed Doğan 7 Karar, 20.06.2019 tarihli yazısından

 

Sayın Bakanım (Mursî)

Önce gidenler ve sona kalanlar arasında ve hesap gününe kadar melekler âleminde sana olsun Allah’ın selamı!

Daha önce sana acını paylaşmak için yazıyordum, şimdi seni kutlamak için yazıyorum.

Sen yalnızca zindanın prangalarından değil, bütünüyle dünyadan kurtuldun; esirlikten, onun pisliğinden, rezilliğinden ve rezillerinden…

Her şey geride kaldı, ne o var ne bu; seni halk seçtiği zaman “Biz iktidarı ondan önce hak ediyoruz” diyenler de, kıskançlık ve kinleri yüzünden seninle meşruiyet kavgası yapanlar da yok.

Seni kendine bakarken hayal ediyorum:

Muhtemelen cennetin değerli taşlarıyla süslenmiş bir aynada,

Belki cennetin ırmaklarından birinin yüzeyinde…

Gözlüğünü arıyor, bulamıyorsun. “Ya Rabbi, gözlüğüm yok, ama gözüm öncekinden daha iyi görüyor, bu nasıl oluyor!” diyorsun.

Sakalına bakıyorsun, beyazı yok. Baş ağrısı yok, bitkinlik yok, insülin yok. Daha önce yaşamadığın bir dinçlik içinde dipdirisin. Sağlık ve afiyetin coşkusu içinde göğsünü yumrukluyorsun.

Olduğun yerde daire çizip her tarafa bakıyor ve soruyorsun: Ben ölü müyüm, diri miyim? Yaşıyorsam zindan nerede? Öldüysem kabrin karanlığı nerede? Sahi ben neredeyim?

Hücremde değilim, cezaevi arabasında değilim, cam kafes içinde değilim; bunlar bildiğin hallerim ve yerlerim; yoksa ben farkında olmadan öldüm mü?

Ölümse bu nasıl bir ölüm ki, insana sağlığını ve gözünü iade ediyor, saçından sakalından aklığı yok ediyor!

Yoksa bir kâbus yaşıyordum da kaçıp kurtulmak arzusuyla uyandım mı?

Hatırlıyorum: Benim yürümem bile yasaktı; peki şu çevremde uçuşan benzeri bulunmaz kuşlar, beni coşturan tatlı nağmeler, şu değer biçilemez topluluk, ışık saçan yüzler ne?!..

Sayın başkanım, şimdi meşgul olduğun için belki haberin olmamıştır: Filistinli Müslümanlar, Siyonist silahlarının gölgesinde, mübarek Mescid-i Aksâ’da senin için gıyâbî cenaze namazı kıldılar.

Harameyn (Mekke ve Medine) dışında dünyanın her tarafında böyle namazlar kılındı. Bu iki mübarek mekânda niçin kılınmadı biliyor musun? Çünkü bu mübarek şehirler yeni bir dinden çıkma halini yaşıyorlar velakin Ebû Bekir yok!

Belki haberin olmamıştır: Kardeşin Recep Tayyip Erdoğan özel olarak Ankara’dan İstanbul’a senin için gıyâbî namaz kılmak maksadıyla geldi. Bunun (İstanbul’a gelmesinin) sebebini soracak olursan; çünkü Türk kardeşlerimiz, asaleti ve tarihi derinliği içinde İstanbul’u, Küçük Türkiye olarak görüyorlar ve bu özelik başka bir şehirde bulunamaz…

Hakkıyla biliyorsun ki temiz na’şın, senden önce göç eden İhvan mürşidlerinin (liderlerinin; Allah onlardan razı olsun) yanına gömüldü. Bu mübarek beraberlikten mutlu isen ki, bunda şüphem yoktur, seni kutluyorum.

Ben ve benim gibi düşünenlere göre seni öldürenler, vatanın sana verdiği sıfatından mahrum ederek onun yerine resmi bir sıfat giydirmek istediler; ama sen- Sayın Başkanım- Mısır’ın Cumhurbaşkanı idin, şimdi İhvan’ın mürşidi oldun. İşte bu sebeple, dünyanın her tarafında milyonları bulan sevenlerin seni, Mısırlı da İhvan mensubu da olmayı aşan bir ümmet sembolü kıldılar.

Sayın Başkanım,

Sana uğurlar olsun demiyorum, kavuşmak/görüşmek üzere diyorum.

Ahmed Abdülaziz

Hayrettin Karaman / Yeni Şafak, 20.06.2019 tarihli yazısından

 

Mursî İnsanlık Onurunun Şehididir

Tıpkı öldürülen Hasan El-Bennâ‘nin, idam edilen Seyyid Kutup‘un mirasi gibi Mursî’nin mirası de artık baki kalmıştır. İşgal altındaki Mısır’da, Hasan el-Bennâ tarafından kurulan Müslüman Kardeşler teşkilatı ve hareketinin siyasi argümanlarını beğenmeyebilir, onları eleştiriye tabi tutabilirsiniz. Ancak şiddete bulaşmamış hareketin liderlerinin ve binlerce müntesiplerinin zulme maruz bırakılmasına; halkın oyu ile seçilen bir cumhurbaşkanının mahkeme salonunda ölüme terkedilmesine asla müsamaha gösteremezsiniz.

Mısır’da, karanlık güçlerin iş birliğiyle yapılan darbenin ahlaksızlığı bir yana; altı yıldır süren mahkeme boyunca halkın oyları ile seçilmiş bir cumhurbaşkanına uygulanan işkence ve hazırlanan ölümün hatıralarda hep canlı kalacağında ve müstebitlerin kâbusu olacağında kuşku yoktur.

O, artık insanlık onurunun bir şehididir. Ve bugüne kadar bir türlü gelemeyen Arap Baharı belki de bundan sonra gelecektir.

Zekeriya Kurşun / Yeni Şafak, 20.06.2019 tarihli yazısından

 

Ey Şehid!

… Onun cesedinden bile korktular. Yargılama sırasında hayatını kaybetti. Zehirlendiği iddiaları var. Kalp krizi, beyin kanaması dendi. O, şehidliği diliyordu, şehid oldu. Yarım kalan bir yargılama oldu. O yargılama “din” gününde devam edecek, ama o gün onu yargılananlar, yargıç makamında değil, sanık sandalyesinde oturacaklar.

Onun mezara gidecek sırları varmış. Bütün sırların hesaplarının zabıt altına alındığı bir amel defteri var oysa. Ve bu hesapların görüleceği bir gün var.

Bize düşen aslanları çakallara boğdurmamak, aslanların da çakalları yanına yaklaştırmaması gerek.

Bugün, dünyada bir eksiğiz. Bugün yeni Mursîler doğmaya devam ediyor. Kudüs, bir muhafızını kaybetti bugün, onun dâvâsı dâvâmız, vasiyeti hükmündeki, bizi Allah’a, Resûlüne ve kitaba çağıran sözleri rehberimiz olsun. Selam ve dua ile..

Abdurrahman Dilipak / Yeni Akit, 20.06.2019 tarihli yazısından

 

Adam Yazan Adamlar ve Şehit Muhammed Mursî

Mısır’da İhvân-ı Müslimîn’in kurucusu üstat Hasan el-Bennâ’ya neden bu kadar az kitap yazdınız diye sorulunca; “Biz kitap değil, adam yazıyoruz” diyerek tarihi bir cevap vermiş ve İslâm’a hizmet edecek kaliteli Müslümanlar yetiştirmenin İslâmî hareketin ve hareket liderlerinin öncelikli görevlerinden olduğuna dikkat çekmiştir.

Şehit Muhammed Mursî işte bu mekanizmanın yetiştirdiği, şehit Hasan el-Bennâ’nın yazdığı yiğit adamlardan bir adamdı.

O görevini yaptı, örnek oldu ve izzeti kuşanıp geride güzel örneklikler bırakarak bu dünyadan geçip gitti. Bize düşen ise her türlü zorluk ve sıkıntıya göğüs gerecek, makamın, servetin, şehvetin, şöhretin karşısında yamulmayacak, geri adım nedir bilmeyecek, gözünü budaktan esirgemeyecek, ilmi ile amel edecek, takva, ilim, ihlâs ve cihat ehli kaliteli dava adamlarını yetiştirebilecek, adeta kitap yazar gibi satır satır adam yazacak adamlar yetiştirmek, müfredatlar oluşturmak, kurumlar inşa etmek ve en önemlisi tüm bunları bir sisteme bağlayabilmektir.

Bu yiğit adamların yetişmesi için gerekli müfredatı hazırlamak, kurumları oluşturmak, lazım gelen bütçe ve imkânları ayırmak, İslâmî hareketin geleceği için hiçbir şüpheye yer bırakmayacak sarsılmaz bir mekanizma kurmak İslâmî hareket liderlerinin üzerindeki en büyük görevlerdendir.

Abdulaziz Kıranşal / Milli Gazete, 20.06.2019 tarihli yazısından

 

Muhammed Mursî’nin Mezarı Gizli Değil, Onu Kalbimize Gömdük!

Sadece 11 ay süren cumhurbaşkanlığı döneminden ziyade, bir askerî darbeyle iktidardan uzaklaştırıldıktan sonraki vakuur, izzetli tavrı ile ‘yiğit bir direniş eri müslüman’ olduğunu ortaya koyan Muhammed Mursî’nin düzmece bir mahkemede yargılanırken vefat ettiği haberini 17 Haziran akşamı alınca, ‘Biz hepimiz Allah’dan geldik, dönüşümüz de onadır…’ meâlindeki ‘İnnâ lillah ve innâ ileyhi râcîûn..’ (Baqara-156) âyetini okuduktan hemen sonra… Merhûmun duruşmalarda yaptığı savunmalarından bir cümleyi hatırladım: ‘Mes’ele adam gibi durmaktır. Gelecek nesiller bizim için, ‘Adam imişler’ diyeceklerdir. Yüksek sesle herkese haykırıyorum ki, ülkenizin aslanlarını öldürürseniz, düşmanlarınızın köpekleri sizi yer… Aslanlarınız hapislerde çürürse, zorbaların sırtlanlar olarak aranızda dolaşması kaçınılmaz olur? Benim sözüm, Mu’min Sûresi, 44.âyetindeki hüküm üzeredir: (Meâlen), ‘Ben işimi Allah’a bırakıyorum. Allah kullarının yaptıklarını hakkıyla görüyor…’

Sisî’nin emperyal efendileri, onun kanlı askerî darbesini sevinçle karşıladıkları gibi; Muhammed Mursî’nin bir uyduruk ve gizli mahkemenin zindanında trajik şekilde hayata vedâ edişi karşısında da sessiz kaldılar ve Sisî de onun mezarını gizledi. Ama ne gam…

Onu, basireti açık yüz milyonlarca Müslüman kalplerine gömdüler.

O mazlûm şehidin ruhu için Allah’u Tealâ’dan rahmetler niyaz ediyorum.

Selahaddin E. Çakırgil / Star, 20.06.2019 tarihli yazısından

 

Zindanın Ziyası Mursî

Çağın soylu direnişçisi Muhammed Mursî Rabbine yürüdü…

Zindandan zirvelere kanatlandı… Zindanda onun zevalini bekleyenler yanıldı…

Hücreden Hüda’ya nasıl yürünür, bizlere gösterdi…

Mursî Mahkeme-i Kübra’ya hâkimler hâkiminin huzuruna gitti… Mahkeme devam ediyor, darbeci zalimler ne yapacak?

İnanıyoruz ki, bu adanmışlık bilinci var olduğu sürece can verdiğin mahkeme salonu bir gün zalim ve zorba rejimlere mezar olacaktır… Mursî’den geriye kalan; kararlı bir duruş, vakarlı bir mücadele, onurlu bir ölüm oldu… Ümmet şahitliğine ve şehitliğine meftun… Ölümünle de ümmeti dirilttin… Uyardın… Uyandırdın… Umut oldun… Ufuk açtın… Şimdi daha iyi anlıyoruz ki, Musa’dan Mursî’ye, Firavun’dan Sisi’ye süregelen bir gelenek var… Değişmedi ve kıyamet sabahına kadar da değişmeyecek… Yûsufların izini sürdürenleri gıptayla izliyoruz… Zindanların ziyası olan bu aydınlık yüzler, çağın karanlıklarına karşı en muhteşem mücadeleyi sürdürüyorlar… Bu destansı direniş bir mektebe dönüştü… Adamdın, adamlığı, adanmışlığı, aşkınlığı, arınmışlığı öğrettin… Temiz kanın müminlere müjde, zalimlere korku oldu… Siyonist iblislerin, işbirlikçi Sisilerin korkusu boşuna değil… Sen yaşamınla korkular nasıl yenilir, konforla nasıl baş edilir, koltukların kuşatmasından nasıl kurtulur müminler… Bunu öğrettin… Seni kutluyoruz… Dik durdun… Başımızı önümüze eğmedin… Müslümanca nasıl yaşanır, nasıl ölünür? Gösterdin… …

Ramazan Kayan / Milat, 21.06.2019 tarihli yazısından

 

Mursî İçin Uğurlama

Bu ölümün ardından ortaya çıkan tek şey, kulakları sağır eden bir sessizlikti. ABD’den de, AB’den de, işkenceyle öldürülen Mursî için en ufak bir kınama ya da eleştiri açıklaması gelmedi. Geçtiğimiz 20 yılda, Ortadoğu’da 1 milyon insanın ölümünü, Irak’ın parçalanmasını, Suriye’nin iç savaşa sürüklenmesini “demokrasi ihracı” gerekçesiyle açıklayabilen/hoş görebilen Batılı liderler, darbeci yönetimin seçilmiş bir lideri adım adım ölüme sürükleyişini sessiz bir onayla izlediler. Bunları izlerken kafamda Aliya’nın “Şunu asla unutma evlat, Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır” cümlesi dönüyordu.

Fakat son yıllarda dünya tarafından suç örgütü muamelesi gröen, 2013 yılından bu yana ABD, AB ve Suudlar tarafından “terör” listesine alınan Müslüman Kardeşler hakkında bir şeyler söylemek şart. Müslüman Kardeşler de tıpkı öncesinde Hint Yarımadası’nda ortaya çıkan Cemaat-i Müslimin gibi fikri bir zemine dayanan, silahla değil düşünceyle yön verilmiş, ülkelerinin bağımsız ve bağlantısızlığına inanan insanların kurduğu, yürüttüğü bir yapı. Mevdudi, Seyyid Kutup ve Hasan El-Bennâ da birer terörist değil, düşünce ve aksiyon insanı. Müslüman Kardeşler, Mısır’da darbe yapıldığında, Cumhurbaşkanı alaşağı edildiğinde ve onlarca üyesi hapse ve ölüme gönderildiğinde bile şiddete başvurmamış bir örgüt. Bunlarla, CIA tarafından kurulmuş El Kaide ve kim tarafından kurulduğu belirsiz IŞİD gibi terör örgütlerini birbirinden ayırmak gerekiyor. Kafa kesme, kafes içinde insan yakma görüntülerini youtube’da yayınlayacak kadar insanlıktan nasipsiz bir vahşi yapılanmayla Müslüman Kardeşler’i bir tutmak, büyük haksızlık.

Yine de Müslüman Kardeşler terörist ilan edildi, Muhammed Mursî şehit edildi ve ABD 2013’ten bu yana her yıl Mısır’a 1.3 milyar dolarlık askeri yardım yaparak; işkenceye, idama, darbeciliğe katkı sağlıyor. Aliya haklıydı, “Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır, Batı’nın bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur”.

Özlem Albayrak / Yeni Şafak, 21.06.2019 tarihli yazısından

 

Mursî: Medrese-i Yûsuf’tan Bir Şehâdetnâmeli…

Mısır’ın zindanları ya da Medrese-i Yûsuf… Elbette nereden baktığınıza bağlı olarak değişir bu tanımlama… Fakat her ikisinde de zalim açısından zulüm ortak paydadır…

“Zindan mı yoksa medrese mi” olduğu mahkûma göre değişir… Eğer mahkûm Yûsuf A.S. ise işte o vakit şartlar değişir ve onu hapseden duvarlar utanmaya başlar…

Bu utanmadan zalimler habersizdir elbette… Ve bu utanmanın getirdiği mahcubiyetle “duvar”ların mahkûm edemediği Yûsuf, zindanda hürriyete kavuştu… Ve zindanlar bir daha Yûsuf yüreklileri mahkûm edemedi…

Medrese-i Yûsuf’un son mezunu ise bütün dünyanın gözleri önünde şehâdetnâmesini alan Mursî oldu…

Yaşananların bir tarafında, “Dünyada bir eksildik fakat cennette bir fazlayız” şuuru ile yürekleri ferahlayan müminler, diğer tarafında ise riyakârlıklarıyla zalime alkış tutan inkârcılar; gözleri kör, kulakları sağır…

Evet, Allah’ın vaadi açık… Ve bu vaade göre kesin inancımız şu: Mursî ölmedi, muhteşem bir diploma (şehâdetnâme) aldı!

Fakat insanlığın yaşıyor olduğundan aynı derece de emin değilim…

İsmail Öz / Diriliş Postası, 21.06.2019 tarihli yazısından

 

Çağımızın Ulubatlı Hasan’ı: Muhammed Mursî

Mursî şehadetinden önce avukatları aracılığıyla şu mesajı iletmişti: “Şüphesiz ki Allah azze ve cellenin yardımı yakındır. Allah, zulmün devam etmesine izin vermeyecektir. Belki yakın bir tarihte Mısır’da Sisi cuntası tarafından yapılan tüm bu zulümlere karşı Allah’ın ayetlerini açık ve net bir şekilde göreceğiz.”

Mursî’nin söylediklerine bütün yüreğimle iştirak ediyorum. Ben inanıyorum ki Müslümanlara karşı işlenen zulümler, İnşallah yakın bir zamanda hem Mısır’da hem bütün dünyada kalkacak. Mursî’nin şehadeti uyanışa vesile olacak. Müslümanlar artık “gaz alma ameliyesine” aldanmayacak. Dinlerinin, inançlarının içinin boşaltılmasına göz yummayacak.

Tıpkı Ulubatlı Hasan’ın surlara sancağı dikmesi gibi, Muhammed Mursî de şehâdetiyle Mısır semalarında İslâm’ın şanlı sancağını dalgalandırdı. Bunu gören ümmet, “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk!” diye haykıracak. Yeryüzünün bütün zalimleri kaçacak delik arayacak. Selam olsun Mursî’ye… Ümmetin bu yiğit evlâdına…

Burhan Bozgeyik / Milli Gazete, 21.06.2019 tarihli yazısından