Kur’ân (vahiy) ve sünnet, iman ve amel gibidir. Amel nasıl ki imanın bir parçası ve olmazsa olmazıysa, sünnet de vahyin bir parçası ve olmazsa olmazıdır. Sünnet Kur’ân’ın şerhidir. Kur’ân pek çok manaya açıktır. Her insan bir ayetten pek çok mana çıkarabilir. Bundan dolayı Kur’ân’da oluşabilecek farklı manaların önüne geçmek için, indirildiği zamanda kastettiği manayı çok iyi bilen birine ihtiyacımız vardır. Bu kişi de Kur’ân’ın bizzat kendisine indirildiği Resulullah’tır (sav). O, Kur’ân’ı en iyi biçimde yaşayarak anlatmıştır. Bundandır ki Allah (c.c): “Resulüme uyun ki doğru yolu bulasınız.” (Ârâf, 158) diye buyurmuştur.
İşte günümüzdeki bid’at ve hurafeler, başta Kur’ân ve Sünneti bir bütün olarak görmeyip iman ve ameli birbirinden ayırdığımız için ortaya çıkmıştır denebilir. Kur’ân ve Sünneti birbirinden ayıran hatta Sünneti yok sayan ve çok şey bildiğini zanneden ancak hiçbir şey bilmeyen insanlar, Kur’ân’ın tek başına her şeyi açıklamadığı vehmine kapılmış ve din adına bir şeyler uydurmuşlardır. Peygamber Efendimizin (sav) zamanında bid’at ve hurafelerin olmama nedeni, Kur’ân ve Sünnetin birbirinden ayrılmamasıdır. Kur’ân ve Sünnetin birleşmesiyle bid’atlerin dolduracağı hiçbir eksik yer kalmamıştır ve böylece hiçbir bid’at ve hurafe meydana çıkamamıştır. Resulullah’tan (sav) sonra sahabîler de hiçbir hurafe ve bid’ate sapmamıştır. Günümüze geldikçe İslâm’ın esasları unutulup insanlar dünyaya meyletmeye başlamıştır. Böylece yeni bidat ve hurafeler ortaya çıkmıştır.
Bir örnek verecek olursak; Kur’ân’da: “De ki: Duanız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin.” (Furkân, 77) ayeti yer almaktadır. Duanın öneminden bahsedilmiş ancak nasıl ve ne zamanda dua edilmesi gerektiğinden bahsedilmemiştir. Sünneti yok sayan ya da onu Kur’ân’dan ayıran bir kişi, bu kısmı uydurulmuş şeylerle doldurabilecektir. Türbelere ve ağaçlara bez bağlamak da bu uydurmalarından sadece birisidir.
Oysa Resulullah (sav): “Ezanla kamet arasında yapılan dua reddedilmez. Denildi ki; Ey Allah’ın Resulü nasıl dua edelim? Resulullah (sav); Allah’tan dünya ve ahiret için af isteyin”1 buyurmuş hem duanın kime yapılacağını hem nasıl yapılacağını hem de en makbul olduğu zamanı söylemiştir. Bu hadis, bu ayette oluşabilecek başka manaların önüne geçmiş olur. İşte Kur’ân ve Sünnetin birbirinden ayrılması, sünnetin yok sayılması, Kur’ân’ın tek başına anlaşılmamasına sebep olmaktadır. Bu anlaşılmama da beraberinde bid’at ve hurafeleri ortaya çıkarmaktadır.
Biz Kur’ân ve sünnetin hakkını verip, iman ve ameli birbirinden ayırmazsak, bu gibi bidat ve hurafelere ihtiyaç kalmayacaktır. Bunlar Kur’ân ve Sünnet ayrıldığında ortaya çıkan anlamsızlığı gidermek için uydurulmuş şeylerdir. Bize düşen Kur’ân’ın Sünnetsiz anlaşılamayacağının bilincinde olup onları birbirinden ayırmamaktır. Kur’ân ve Sünnet ayrılırsa Peygamberimizin (sav) Veda Haccında bize bıraktığı iki mirasa sahip çıkmamış oluruz.
Oysa Resulullah (sav) ona sımsıkı sarıldığınız takdirde asla yolunuzu şaşırmazsınız diye buyurmuş, yani Kur’ân ve Sünneti ayırdığımızda doğru yoldan ayrılacağımızı 1400 yıl önceden haber vermiştir. Sünnetin Kur’ân’ın şerhi olmaktan çıkması demek, Resulullah’ın (sav) Veda Hutbesinde bize bıraktığı iki emanetini koruyamamak demektir. Unutulmamalıdır ki, İslâm’ı ortadan kaldırmak isteyenler, Kur’ân’ı değiştiremedikleri için hadisleri inkâr etmektedir. Allah’ın izniyle biz Sünnetin önemini en iyi şekilde kavrayarak buna izin vermeyeceğiz ve en önemli iki mirasımıza sahip çıkacağız.

1) Tirmizî, Salât, 46.