Duvar saatine ilişti gözleri. Yelkovan beşi gösterirken tıkır tıkır işleyen saniyeye baktı sebepsiz. Kulaklarına gelen bir çınlama sesiyle saniye bir an durdu. Neden şimdi durdu ki bu saat diye ekşitti suratını. Yerinden kalkıp pilini değiştirmek istedi kalkamadı. Üstüne bir ton ağırlık çökmüş gibiydi. Televizyonunu izlerken uzandığı kanepeden odanın sol tarafındaki kapıya ilişti gözleri. İçeri giren iki suretin görünüşüyle irkildi.

“Aman Allahım siz de kimsiniz!”

Ellerinde baya kabarık bir kitap bulunan bu kimseler yüzlerini ekşiterek ona:

“Kalk! İşte zamanın doldu.” dediler duvarda duran saati göstererek.

Uzun çok uzun bir yolculuğa çıkacakmış gibi kalktı yerinden ve gerçekten de uzun bir yolculuk başlamış oldu onun için. Dehşete düşüren şeyler yaşadı. Ama gözünü nedense ellerindeki kitaptan bir an olsun ayırmadı. Bunu fark etmiş olacaklar ki o iki zat sordu: “Onu merak mı ettin?”

Korkarak ve çekinerek bitap düşmüş sesiyle cevap verdi: “Evet.”

Ve bir an rüzgârın savurması gibi açılıp saçılan yapraklar önüne düştü. Kulluk ibadetlerini yapmadı, harama baktı, yalan söyledi, falanın arkasından konuştu, israf yaptı, kumar oynadı, gösteriş yaptı… Her maddenin altında da en ince ayrıntısına kadar açıklaması yazıyordu. Gözleri yerinden fırlayacakmış gibi açıldı. Bu nasıl bir kitapmış ki küçük büyük hiçbir şey bırakmamış deyiverdi sadece. Ardından umut yüklü gözlerini tekrar deftere çevirip sordu: “Hiç mi güzel amelim yok.”

“Var.” dediler ve açılan sayfalardan birkaç tanesini seçip gösterdiler.

Şu kadar namaz kıldı. Şu kadar sadaka verdi. O maddeleri görünce biraz olsun içi ferahladı derken hemen altında yine ayrıntıları geldi. Namazda şöyle yaptı sadaka verirken şu niyetle verdi. Filancayı şunun için ziyaret etti ve daha bir sürü…

Hayretlere düştü: “Bunları ben mi yaptım?”

Evet o yapmıştı hem de kendisini son nefesine kadar takip edip her yaptığını yazan meleklerden biri bunu ona haber vermişti. 

Kanı çekilmiş ellerini açarak olduğu yerde diz çöktü ve sadece bir cümle söyleyebildi: “Allahım döndür beni! Döndür ki daha güzel ameller yapayım, sana daha iyi bir kul olayım.” Ama hayır. Bütün bunların olacağını bize haber veren Rabbimiz bu dönüş arzusuna kapılmadan önce iyi işler yapmamız için önceden uyarıyor.

“Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs olsun diye yarattık ki insanların hangisinin daha güzel ameller edeceğini deneyelim” (Kehf, 7)

 

Dünya bütün ziynetlerini takıp insanoğlunu kendisine çekmeye çalışır. Gerçekten de dünya süslüdür. Hele de çağın ilerlemesiyle daha rahat ve cazip hale gelmesi işimizi daha da zorlaştırmıştır. Fakat bunun geçici olup asıl ebedi olan yurdun ahiret olduğunu unutmamak gerekir. “Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı.” (Ankebut, 64)

Ve bir başka ayet bizim tam da içinde bulunduğumuz durumu anlatıyor. “İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Halbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir.  Oysa varılacak yerin (ebedi hayatın) bütün güzellikleri Allah katındadır.” (Al-i İmran, 14)

 

Allahım! Dünyanın geçici zevklerine dalıp seni unutmaktan sana sığınıyoruz. Ötelerde pişman olup huzurunda mahcup olmaktan sana sığınıyoruz. Beni bir daha döndür de iyi şeyler yapayım demeden önce dünyayı ahiretin tarlası olarak görüp ona göre hayırlı ameller ekip karşılığında rızanı biçmeyi her şeyden çok istiyoruz. Allahım! Beni, anamı, babamı ve bütün Müslümanları hesap gününde bağışla. (İbrahim, 41)