Rivayet odur ki satranç oyununu icat eden kişi, kralın öyle beğenisini kazanmıştır ki kral kendisine “Dile benden ne dilersen” der. Bunun üzerine mucit, 64 kareli satranç tahtasının ilk karesine 1 buğday tanesi konmasını, sonra sırayla her kareye bir öncekinin 2 katı kadar buğday tanesi konmasını ve son karedeki buğday miktarının kendisine verilmesini talep eder. Kral bu karışık hesap yerine “verin bir çuval buğday da gitsin” der ama mucit tam olarak istediğinde ısrarlı olur.

Kral da ister istemez “peki” der. Birkaç saat sonra tahıl depolarından sorumlu görevli, kralın huzuruna varıp tüm depoların boşaldığını ama hâlâ gereken sayının çok uzaklarında olduğunu söyleyince, işin büyüklüğü anlaşılır ve bir hesap yapılır. 1.kareye 1 buğday tanesi, 2.kareye 2, 3.kareye 4, 4.kareye 8, 5.kareye 16 ve (n). kareye 2 üzeri 63, yani 9,223,372,037,000,000,000 ya da kabaca 9’un yanında 18 adet sıfır. 1 buğday tanesi yaklaşık 0,02 gram olduğuna göre bu sayıda buğday 20,000,000,000,000,000 gram veya 20,000,000,000,000 kilogram veya 20,000,000,000 ton veya 20 milyar ton olacaktır. (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’nün verilerine göre; 2014 yılı toplam dünya buğday üretimi 729 milyon ton civarında olduğu düşünüldüğünde, dünyanın yaklaşık 300 yıllık üretimi kadar bir miktar). Bir Ortaçağ Avrupa el yazmasında, “bunu ödeyebilecek kral yoktur” şeklinde ifade edilen bu hikâye ve bu hikâyedeki problem yüzyıllarca matematikçilerin ilgisini çekmiştir.

Belki bu kadar buğdayı ödeyebilecek bir kral yoktur ama buradaki 127 işlemi sadece 7 işleme indirerek problemi çözen bir âlim vardır. O da el-Biruni’dir. Fen ilimlerinde devrinin en büyüğü olan bir İslâm âlimi. Eserlerindeki yüksek fen bilgileri, kendinden sekiz asır sonra gelen fen âlimlerini dahi hayretler içinde bırakmış ve bugünkü fennin mimarlarının rehberi olmuştur. Asıl ismi Muhammed bin Ahmed el-Birûnî olup künyesi Ebû Reyhan’dır. Daha çok Bîrûnî diye tanınır. Daima “El-Üstâd” lakabı ile anılmıştır. Aklî ve naklî ilimlerde, o zamanda yetişen en büyük simalardandır. Sadece İslâm âleminde değil, dünyanın hemen her tarafında tanınmış, kendisinden hürmetle bahsedilmiştir. Bîrûnî Hicri 362 (m. 973) senesinde Zilhicce ayının 3. günü Kas’da (Bugün İran sınırları içinde bulunan ve Şâh Abbâs-ı Velî denilen yerde) doğdu. Vefat tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, bazı eserlerde, Hicri 441 (m. 1049)’da Gazne’de vefat ettiği söylenir.

Bîrûnî, küçük yaşlarda iken babasını kaybetti. Çok zor şartlar altında yetişti. Annesi odun satarak geçimlerini temin ederdi. Biruni eserlerinde ailesi, soyu, nisbesi veya etnik kökenine dair detaylı bir malumat vermemektedir. Daha çocuk yaşta iken üstün kabiliyeti ve keskin zekâsı ile dikkatleri üzerine çekti. Harizmşah hânedanında meşhûr âlim ve matematikçi, Ebû Nasr Mensûr bin Ali bin Irak, Bîrûnî’yi himâyesine aldı. Kendisine naklî ve aklî ilimleri öğretti. Bîrûnî’nin saray ile olan münâsebeti ve hükümet erkânına olan yakınlığı buradan gelmektedir. Çeşitli sebeplerle değişik memleketlerde bulundu. Buralarda görüştüğü âlimlerden ilim öğrendi. Astronomi ilmine karşı merakı sebebiyle, rasathâne çalışmaları yaptı. Böylece elde ettiği geniş astronomi bilgisini, kitaplar hâlinde insanlığın hizmetine sundu. O zamanda yaşayan İbn-i Sina ile görüştü. Aralarında, fizik ve astronomi ile alâkalı olarak ilmi münâzaralar oldu. İbn-i Sina’nın bazı düşüncelerini red ve tenkid ederken, onun fevkalâde zekî, kurnaz, fakat bir takım yanlış felsefi görüşlere saplanmış olduğunu bildirdi. Bîrûnî, Sultân Gazneli Mahmûd zamanında Gazne’de bulundu. Sultân tarafından çok itibar gördü. Sarayda çeşitli vazîfeler yaptı.

Gaznelilerin himâyesine girdiği sırada 44 yaşlarındaydı. Sultân Gazneli Mahmûd’un Hindistan seferinde, sultanın başdanışmanı ve hazine genel müdürü olarak çalıştı. Sultân Gazneli Mahmûd Hân, Bîrûnî için “Sarayımızın en değerli hazinesidir” derdi. Bu büyük İslâm kahramanının Hindistan’ı fethetmesinden sonra, onun yardım ve teşviki ile Hindistan’ın Nendene şehri civarında çeşitli ilmî çalışmalar yaptı. Uzun ve yorucu hesaplar, araştırmalar neticesinde, yer kürenin çapını hesapladı. Ayrıca Hintlilerin örf ve âdetlerini inceledi. Hindistan’da konuşulan ve o zaman ilk defa grameri yazılıp tespit edilmiş olan Sanskritçe dilini öğrendi. Hindistan’daki çalışmalarını tamamladıktan sonra Gazne’ye geri döndü. Sultân Mahmûd Hân’ın oğlu Mes’ûd ve torunu Mevdûd zamanlarında, Bîrûni’ye çok değer verildi. Araştırma ve çalışmaları için hem imkân hazırladılar hem de yardım edip destek oldular. Bu imkân ve fırsatları çok iyi değerlendiren Bîrûnî, sıkı bir çalışma ile birçok hizmetin yapılmasına vesile oldu. Çokça ilim öğrendi. Herbirinde ilmî eserler te’lîf edecek kadar Arabî ve Fârisî dillerini bilmesinden başka, İbranice, Rumca, Süryânîce, Yunanca ve Sanksritçeyi ana dili gibi konuşmayı öğrendi. İslamiyet’e bağlılıkta çok hassas davranır, bütün işlerinin İslamiyet’e uygun olmasına dikkat ederdi. Yazmış olduğu eserlerine Besmele ile Allahü teâlâya hamd, Resûlullaha (s.a.s.) salevât ile ve bütün Müslümanlara dua ederek başlaması ve bu şekilde bitirmesi buna delildir. Felsefe ile ve bozuk fırkalarla irtibatı olmamıştır.

Kendisinin, Harizm’de iken Ashâb-ı Kirâm düşmanı olduğuna dair söylenenler asılsızdır. Bîrûnî, Ashâb-ı Kirâm düşmanı olmadığı gibi, Ashâb-ı Kirâm düşmanlarının, İslâm dünyasını karıştırmak yolundaki gayretlerinin boşa çıkmış olmasından memnuniyetini, ihtiyarlığında olduğu gibi, gençliğinde yazmış olduğu eserlerde de belirtmiştir. Bilhassa bâtıl itikatlar ile daima mücadele etmiş ve onları tecrübeye çekerek yanlışlıklarını ispat etmiştir.
Bîrûnî, tarih hâdiselerini iktisâdi sebepler ile izah etmiş ve iktisadî tarihin esaslarını çizmiştir. Hakîkî bir Müslüman olan Bîrûnî, Türklerin İslamiyet’i kabul etmeleri neticesinde bu medeniyetin çok geniş sahalara yayılmış olmasından dolayı insanlığın, bilhassa ilmin büyük kazançlar elde ettiğini beyan etmiştir.
İlmî eserlerinde âyetler ve hadîsler zikretmesi, kendisinin yalnız Kur’ân-ı Kerîm ve hadisteki vukûfunu değil, Kur’ân-ı Kerîme ve samimî olarak sevdiği ve saydığı Peygamberimize olan bağlılığını da gösterir. İbâdet hususunda çok dikkatli davranan Bîrûnî, taharet (temizlik) şartını her fırsatta medhetmiş, içki ve kumarın, zaten kısa olan ömrün kıymeti hakkında Allahü Teâlânın Kur’ân-ı Kerîmde bildirdiklerini idrakten âciz insanların işi olduğunu belirtmiştir.

Şehirlerin, meridyen ve paralellerini ilim nâmına tespit ederken, kendisini Müslümanların şükranına ve Allahü teâlânın rızâsına kavuşturacak bir iş yapmış sayarak, bundan mutluluk duyduğunu, îmânlı Müslüman sıfatı ile anlatmıştır.
Bîrûnî, diğer İslâm âlimleri gibi birçok ilim okumuş ve incelemiştir. Bu ilimler arasında tıp bulunduğu gibi, fizik, matematik, astronomi, kronoloji ve meteoroloji’de pek büyük ihtisas ve maharet göstermiştir. Bu muhtelif ilimlere dâir 1037 senesine kadar 113 eser yazmıştır. 1037 senesinden sonra, yaşadığı 12 sene zarfında, 83 eser telif etmiştir.

Bîrûnî, Cürcan’da bulunduğu sırada, meşhur eseri “El-Âsâr-ül-bâkîyye anil-kurûn-il-hâliyye”yi Arapça olarak telif ve oranın hükümdarı Kâbus bin Vaşgîr’e ithaf etmiştir. Bu eser İngilizceye 1878-79 senesinde tercüme edilerek neşredilmiş, 1923 senesinde ise tekrar basılmıştır. Bütün eski milletlerin kronolojiye âkit malumatını ve bayram günlerini vs. bildiren ve aynı zamanda astronomiden bahseden bu eserde Bîrûnî, Güneş’in hareketi hakkında muhtelif görüşlerini dile getirmiştir. Daha sonra, “Tahkîku mâ lil-Hind” adlı, bugün bile klâsik sayılan eserini yazmıştır. 1887’de İngilizceye tercüme edilen bu eser, 1910’da tekrar basılmıştır. Eserde Hindistan’ın din, ilim ve coğrafyası hakkında bilgiler mevcuttur. Sanskritçe’den Arapçaya tercüme ettiği “Patanjalı” isimli bir kitabı da vardır.

Matematik ve astronomiye dair araştırmaları ve buluşları pek çoktur. Yazdığı kitapların nüshaları genellikle kütüphanelerde bulunmaktadır. “Kitâbu istihrâcil-evtâr fid-dâ’ira” adında bir eseri vardır ki, 1910’da Almancaya tercüme edilmiştir. “Kitâbu tastih-is-suver ve tebtih-el-kuvar” isimli diğer bir astronomi eseri de 1922’de Almancaya tercüme edilmiştir.
Bîrûnî, matematik, bilhassa astronomi ve coğrafyaya ait incelemelerini 1029’da yazdığı “Kitâb-ut-tefhîm fî evâili sanâat-it-tencim”inde ve 1030’da tamamladığı “El-Kânûn el-Mes’ûdî fil-heyeti ven-nücûm” ismindeki eserinde özetlemiştir. “Et-Tefhîm” adlı kitabı sual-cevap tarzında hazırlanmış kültür tarihine ait pek çok meseleyi aydınlatan Arapça bir eserdir. Astronomik coğrafya demek olan, “El-Kânûn-ül-Mes’ûdî” ise, Bîrûnî’nin en büyük eseridir. Bu eseri ciddî ehemmiyeti hâiz bir matematik ansiklopedisi mahiyetinde olup, birçok yenilikleri ve keşifleri ihtiva etmektedir.

Gazne’de kendi eli ile 1025’te yazdığı tek nüshası Fâtih Kütüphânesi’nde bulunan matematikî coğrafyanın inceleme metoduna ait “Tahdîd-u nihâyet-il-emâkîn li-tashîh-il-mesâkîn” adlı eserinde, Harizm, Hindistan ve Afganistan’da yaptığı rasadları ile jeoloji ve jeodeziye ait meselelerden bahsetmektedir. Bîrûhî’nin doğrudan doğruya fizik ve tabiata dair olan eserlerine gelince; bunlardan relatif (izâfi) ağırlıkların dikkate değer derecede doğruya yakın tayinine, Dünya’nın enlem ve boylamına, Güneş ve Ay’ın hareketine, akşam karanlığı ve Ay tutulması esnasında meydana gelen med ve cezir hâdiselerine, deniz suyundan tuzun üretimine ve bitkilerde geçerli bazı kanunlara (meselâ, çiçeklerdeki yaprakların adedi gibi) dair olanlar bilhassa kayda değerdir.

“Kitâb-ül-cemâhir fî ma’rifet-il-cevâhir” adlı eseri, kıymetli taşlar ve madenlerden bahseden kitaptır. Bîrûnî relatif (izâfi) ağırlıkları mahrûtî âlet dediği ve en eski piknometre diyebileceğimiz bir âlet vasıtasıyla tayin etmekte idi. Bîrûnî’nin sıcak su ile soğuk su arasındaki ağırlık farkını, daha o vakit 0,041677 olarak tespitte muvaffak olduğunu söylersek, kendisinin ne mahir bir ilim adamı olduğunu bir nebze olsun ifade etmiş oluruz. Altının, zümrüdün, kuvarsın relatif ağırlıklarını, Bîrûnî daha o zamanlar tayin etmiştir. Bîrûnî’nin tıp ve eczacılığa dair 1050 senesinde (80 yaşlarında iken) tamamladığı Kitâb-üs-Saydalâ adlı eseri bulunmaktadır.

Bu kitabında ilâçların ve otların isimlerini Arapça, Farsça, Yunanca, Süryanice, Sanskrit dilinde, bazen Hind’in muhtelif dillerinde ve Türkçe olarak kaydetmiştir.
Bîrûnî, sırf coğrafyaya ait olmak üzere, müstakil eserler de yazmıştır. Batlamyus’un coğrafyasını da Cayhânî vs. İslâm âlimlerinin Mesâlik ve Memâlik kitapları ile mukayese ve kendi incelemeleri ile birleştirerek büyük bir cihan coğrafyası hazırlamak işine başlamış, üzerinde hayli çalışma yapmış, çapı 10 arşın (6,8 m) kadar büyük bir yarım küre yaparak, coğrafi mevkilerin enlem ve boylamlarını kendi incelemeleri ile tespit ederek bunun üzerine kaydetmiştir. Ne yazık ki bu eser, ziyan olmuştur.

“Taksim-ül-ekâlim” adlı bir coğrafî eser, “Tafhîm”den alınma bir harita da elde bulunmaktadır. Bîrûnî, mühendis ve coğrafyacı olduğu kadar da büyük bir tarihçi idi. Onun Harizm târihine dâir “Ahbâr-ül-Harizm” ve “Meşâhir-ül-Harizm” adındaki eserleri, Gazneliler târihine dâir “Tarihu eyyam is-Sultân Mahmûd”u, Manihaîler ve Karâmitalılar târihine dâir “Târih-ül-mubayyeze vel-karâmita” adlı eserleri ile târih tenkidine âit olduğu isminden anlaşılan “Tenkih-üt-tevârih” ismindeki bir eseri olduğu bilinmekte ise de günümüze kadar gelmemiştir.

Bîrûnî, bütün bu inceleme ve eserleri ile vardığı neticeleri, eski Yunanlıların ve daha önceki İslâm âlimlerinin varmış olduğu neticelere nispetle daha dakik ve daha doğru olmasını, İslâm fetihleri ile medeniyet sahasının genişlemesine bağlayarak, bundan dolayı Allahü teâlâya hamdetmiştir. “Kitâb-ül-Cemâhır” ile “Kitâb-us-saydalâ”nın bugün tercüme ve ilmî bir sûrette neşredilmesi bir tek âlimin yapabileceği bir iş değildir.
Bîrûnî, bütün ömrünü ilme vermiş ve eserlerini, pek azı müstesna, Arapça olarak yazmıştır. O devirlerde ve daha sonraları, çok zengin bir dil olan Arapça, edebî ve ilmî bir dil olarak kullanılmıştır. Bîrûnî, “Eğer eserlerimi kendi lisanımda yazacak olsam, bunlar çok saf Arap cinsi atlar sürüsü arasında zürafalar gibi garip bir şey olurdu” demektedir. Doğu ve batının bütün ilim tarihlerinin tasdik ettiği gibi o, en hâs ma’nâsı ile dahî bir âlim idi.

Astronomi ve matematikteki faaliyeti:
Bîrûnî, 385-386 (m. 995-996) seneleri arasında pek genç iken, Harizm şehri civarında Buşkâtir’de Dünyâ’nın ve gezegenlerin (mevl-i kullî) toplam deklinasyonlarının tesbiti ile işe başlamış, Ebü’l-Hasen Ali bin Me’mûn’un daveti üzerine tekrar Harizm’e gelerek, 388 (m. 998)’de Ebü’l-Vafâ el-Buzcânî ile karşılıklı rasadlar (gözlemler) yaparak, Harizm şehrinin meridyenini Bağdat’a göre tayin etmiştir. Bir kasidesinden anlaşıldığına göre, Ebü’l-Hasen Ali’nin son senelerinde Cürcâniye’ye gelerek, Ebü’l-Abbâs’ın vefatına kadar orada bulunmuş olup, 400 (m. 1009) senesinde dünya ve gezegenlerin toplam deklinasyonlarının rasadları ile meşgul olduğunu ve belirli metodlar ile o şehrin meridyenini Harizm’e bağladığı görülmektedir. Aynı senenin sonunda ilmî çalışmalar ve araştırmalar ile, hayatının sonuna kadar yaşadığı Gazne’ye geçti. Burada hükümdar sarayında bir gözlem merkezi tesis ederek, Harizm’de bulduğu Dünyâ’nın ve gezegenlerin (meyil) deklinasyonları için bir tetkik rasadı yaptı. 402 (m. 1011) senesi ortalarına doğru Kabil şehrinde çalışmalar yaptı. Hindistan’dan dönüşünden sonra ilmî çalışma ve rasad işleriyle meşgul olmuştu. Dünya’nın ve gezegenlerin (meyil) deklinasyonları rasadından başka, ortalama Güneş hareketini, dönüm noktası günöte noktasının (evci aphelion) hareketi miktarını, tâ’dil-i merkez (merkez yer değişimi) sabitesini ve görünen yarıçapı tayin etmiş ve şems (güneş) cetvellerini bu rasadlar ile tertip ederek “El-Kânûn-ül-Mes’ûdî”ye yerleştirmiştir. Tertip etmiş olduğu (zîc cetvelleri, astronomik almanak, yıldız almanağı) da bu kitaptadır. “El-Âsâr-ül-bâkiye anil-kurûn-i’l-hâliyye”de Güneş’in sıcaklığı hakkında yapmış olduğu araştırma ve astronomi meselelerini ihtiva eder.

Bu eserinde Harizm şehrinde yaptığı 7,5 m. çapındaki duvar rubu’ tahtası ile ölçtüğü ekliptik dâire-i husuf, tutulma çemberi meylini (gök ekvatoru ile yaptığı açılar ve ölçü değerini, Dünya’nın ekseninin eğikliği (meylini) gök ekvatoru ile yaptığı açı verir.
Aynı eserinde 64 kareli bir satranç tahtasında, 2’nin ardışık kuvvetleri ile teşekkül ettirilen geometrik dizinin toplamını ustaca hesap etmiştir. İnkra adlı eserinde, yer yarıçapını R=6324.66 km. olarak vermektedir. Bu değer ise günümüz teknolojisiyle hesaplanan gerçek yarıçapa çok yakındır.
Jeodeziye dair ilk eseri yazmıştır. İkinci olarak yazılmış jeodezi eseri, bunu ancak 8 asır sonra takip edebilmiştir. Işığın bir hızı olduğunu ve bu hızın ses hızından pek çok fazla olduğunu ifade etmiştir.

Kaynakça
1) Rehber Ansiklopedisi c. 3, s. 1. 2) El-A’lâm cild-5, s. 314 3) İrşâdü’l-Erib c. 6, s. 308. 4) Hükemâü’l-İslâm s. 72. 5) Bugyetü’l-Vuât c.1 s. 50. 6) El-Lübâb c. 1 s. 160.