İnsan, dünyadan ahirete giden bir yolcudur. Fani dünyadan ebedi hayatına doğru yolculuk eder. Bu yolculuğu esnasında çeşitli imtihanlarla karşılaşır. Karşılaştığı tüm imtihanlar ebedi hayat içindir. Onları aşmadan ebedi hayata ulaşılması mümkün değildir.

Dünya bir imtihan yeridir; aynı zamanda renkli, zevkli ve eğlencelidir. İçinde göze görünen, gönle hitap eden birçok nimetlerle bezenmiştir. İnsan bu nimetlerle sevinir, onları elde etmek için mücadele eder, onlar için uğraş verir. Derken dünyada bir yolcu olduğunu unutur. Ebedi hayat yerine geçici dünya ile meşgul olur. Ne var ki dünya fanidir; zamanı gelince bitecek, tüm güzellikleri insandan koparılacaktır.

Dünya hoştur, güzeldir; güzelliğiyle meşgul eden, meşguliyeti ile ahiretteki ebedi yurdu unutturan bir aldanıştır. Aldatıcılığına kanmamak için onun hakikatini bilmek gerekir. Yüce Rabbimiz dünyanın ne olduğunu bildirerek, bu hakikatlerle dünyada yer edinmemizi ister.

“Bilin ki, dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlence, bir süs, aranızda övünme vesilesi, mal ve evlatların çoğaltılmasından ibarettir. Bu bir yağmura benzer ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider, sonra o bitki kurumaya yüz tutar, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, daha sonra da çerçöp haline gelir. Ahirette ise şiddetli bir azap, Allah’ın bağışlaması ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.” (Hadid Suresi, 20)

Dünya ve içindeki her şey insana toz pembe görünür. Mal, süs, evlat, eğlence nefse cazip gelir, onlarla meşguliyet nefse hoş gelir. Dünya bu güzellikleri ile faniliğini unutturur, tek gerçeğin kendisi olduğunu hissettirir, geçici saadetleri ile nefisleri oyalar. Peki dünya insanı nasıl aldatır? Bir yol ve bu yolda ilerlemeye çalışan bir yolcu düşünün. Yolun gayesi, hedeflenen bir yere belirlenen bir süre içinde ulaşmak, yolcunun gayesi de bu süre içinde selametle yolunu bitirmek. Bu yolcu hedefini unutursa ya da yolun eğlence ve güzelliğine takılıp, onlarla meşgul olursa gayesine ulaşabilir mi? Elbette ulaşamaz. Tıpkı bunun gibi insan da dünya güzelliklerine aldanıp, onlarla meşgul olursa ahiretteki ebedi güzelliklerden mahrum kalır ve gayesine ulaşamaz. Dünyanın aldatıcı bir geçimlik olmasının sebebi budur. Dünya güzellikleri ile meşgul eder ve bu meşguliyetler onu ahiret yolundan alıkoyar. Dünya ahiret yurdunu ihmal ettirip, ona ebedi güzellikleri unutturuyorsa o zaman insan için aldatıcı olmaktadır.

Dünya aldatıcıdır; ancak bu ondan hiç istifade edilmeyeceği anlamına gelmez. “Allah’ın sana verdiği şeylerde, ahiret yurdunu gözet, dünyadaki payını da unutma.” (Kasas Suresi, 77)

Dünya ahiretin uğrak yeridir. Çeşitli amellerin ortaya konduğu, zikir, secde, ibadet ve hayırların yapıldığı bir mekandır. Eğer dünya olmasaydı insan ahireti için kendisine fayda getiren tüm amellerden yoksun kalacaktı. Eğer ahiret olmasaydı insan sadece dünyanın güzelliklerini elde etmek isteyecek ve nefsinin hırslarına boyun eğmek durumunda kalacaktı.

İnsanın hem dünyada hem ahirette bir yaşamı vardır. Aslında dünya ve ahiret beraberdir. İkisini birbirinden ayırmak güçtür. İnsan her iki yaşamında afiyet ve selamete ihtiyaç duyar. Bedeni ile dünyaya muhtaç iken, aklı ve ruhu ile ahirete muhtaçtır. Bedeni dünyanın nimetleriyle lezzet alırken, aklı ve ruhu ahiretin sonsuz nimetlerine erişmek ister. Bu nedenle iki yönlü çalışmak insan için tabii bir durumdur. İnsan hem dünyası için hem ahireti için çalışacaktır. Ancak, insan fıtratı gereği aceleci olduğundan gözünün önündeki dünyayı kendisine daha yakın görür, ahiretteki nimetleri daha uzak bilir. Nefsi geçici nimetleri, aklı ve ruhu kalıcı ve sürekli olanı ister.

“Fakat sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa ahiret, daha hayırlı ve süreklidir.” (Ala Suresi, 16-17)

Dünya ve ahiret bir arada olmasına rağmen biri diğerine galip gelecektir. İkisinden birini tercih etmek, insandan istenen bir durumdur. İnsan, dünya ve ahiret arasında ya geçici dünya lezzetlerini ya da daha hayırlı ve kalıcı olan ahiretteki nimetleri tercih edecektir. İnsan nefsi, hırslı yaratıldığından kazanç elde etmek isteyecektir. Bir işte kazancın iyi olduğunu belirleyen ise akıldır. Ruh da aklın belirlediği istikamette yol alacaktır. Nefis, akıl ve ruh cihetinden insan ya dünya ya ahiret tercihini yapacaktır.

Dünyayı tercih etmek kolay, onun nimetlerini elde etmek nefis için tatlıdır. Ancak ahireti tercih etmek daha uğraştırıcı, nefis için daha zordur. Dünyayı isteyen nefse dünya aldatıcı olacak, ahireti isteyen akıl ve ruh ise dünyanın aldatıcılığına direnecek, dünya onun için sadece geçici bir yurt, bir gün terk edeceği bir mekan olacaktır.

İnsan dünyadan ahirete doğru yol alan bir yolcudur. Bu yolculuğunda dünya tüm güzellikleriyle ona sunulur, ancak bu güzellikler geçicidir. Bu yolculukta ona şu bildirilir: Dünya senden öncekilerin bırakıp gittiği, senin de bir gün bırakıp gideceğin bir yerdir. Dünyan sana daha yakın, ahiretin ise sana daha uzaktır. Dünya geçici mekanın, ahiret ise kalıcı yurdundur. Ama dünya sana gerçeği unutturacak kadar aldatıcıdır. Dünyadan nasiplen ama onu gaye edinme, nimetlerini kullan ama ona aldanma, dünyada bir yolcu gibi ol!

Yeşim MEYDAN

Davet Mektebi Editör