Ben yaşamadım kızım yaşasın… Ben tatmadım oğlum tatsın… Zaman ilerler, vakit geçer, belki bir kumar masasında kumarbaz, belki bir cinayete teşebbüs eden cani, belki de en azılı hırsız diye anılır. Ben yaşamadım evlâdım yaşasın diye kıyamadığımız, el bebek gül bebek büyüttüğümüz, canımızdan öte can dediğimiz evlâtlarımız… Çocuklarımızın her istediğini alarak, onlara helâli haramı anlatmadan, ahiret bilincini vermeden sadece kaliteli bir hayat sunmak adına bütün arzu ve isteklerini, helâl haram gözetmeksizin eksiksiz yerine getirerek iyilik yaptığımızı düşünüyoruz.

Hâlbuki kendi ellerimizle evlâtlarımıza kıyıyoruz. Efendimiz (sav) bir hadîs-i şerîfinde “Öyle bir zaman gelir ki, kişi malının helâlden mi, haramdan mı kazandığına aldırış etmez.” diye buyuruyor. Çocuklarımıza en güzel hayatı bahşetmek istiyorsak helâl lokmayı haram lokmaya tercih etmeyi, haram olana göz dikmemeyi, el uzatmamayı öğretelim. İslâm önderlerinin haram lokma yememek, haramdan uzak durmak için nasıl gayret ettiğini hatırla.
Nehir kıyısında abdest alırken nehirden akıp giden bir elmayı alıp da tek bir ısırık aldıktan sonra, bu elmanın sahibi tarafından kendisine helâl edilmediğini düşünerek ağzındakini tükürüp atan ve o bir elmanın sahibini günlerce arayıp aylarca helâl etmesi için hizmetinde çalışan İmâm Azâm’ın babasını hatırla. Bu değerli baba bu hareketiyle, bu güzel davranışıyla bir âlim yetiştiriyor. Değil bütün bir elmayı sadece aldığı bir ısırığın helâl olmadığının hesabını yapıyor ve o bir ısırık için aylarca hizmet ediyor. Haram yemiyor, haram yedirmiyor.
Hz. Ebûbekir’i (r.a) hatırla. Kendisine ikram edilen yemeği yedikten sonra helâl olmadığını öğrenince istifra etmek için elinden gelen çabayı gösterirken, etrafındakilerin “sadece helâl olmayan birkaç lokma yediğin için mi bu kadar acı çektiriyorsun kendine” dediklerinde kalpleri titreten o muhteşem cevabı hatırından çıkarma: “Canımın çıkacağını bilsem yine de o lokmayı çıkarırım”
Hz. Ömer’i (r.a) hatırla. Kendisine ikram edilen bir kâse sütü içtikten sonra, o sütün zekat develerinden sağıldığını öğrenince hemen istifra edip kendini helâl olmayandan uzak tuttuğunu unutma. Hz. Ömer’in (r.a) hilafetinde süte su katmak isteyen anneye engel olan genç kızı hatırla. Haram yollardan daha fazla kazanmak yerine, az da olsa helâl olanı tercih eden, bol kazanç değil helâl kazanç için uğraşan muhteşem örnekleri yazmakla bitiremeyiz. Onlar helâlin peşinden giderek kazandılar.
Sanma ki haram yediğin sadece mideyi kirletir. Elini uzattığın en ufak haram bedenine, midene, kalbine, aklına zarar verir. Sen, kazandım, derken kaybedersin. Kalbini kirletir haram lokma. Merhametini alır, şefkatini yok eder. En nihayetinde ruhsuz, sadece dünyalık düşünen biri olursun. Ahiretini kaybettirir. Rabbinden koparır seni. “Her şeyim var” diye avunurken hiçbir şeyin olmadığını çok geç anlarsın.
“Bir lokmadan ne olur ki!” diyen yanılır. Bir lokmayla başlar ama senden her şeyi alır, yakar, yok eder. Duasını kaybeder insan, Peygamberimizin (sav) hadîsinde belirttiği gibi kul ellerini açar Ya Rabbi diye dua eder halbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram. Nasıl kabul olur ki o kişinin duası. Yaptığı ameller zayi olur. İbadetlerinden uzaklaşır. Gaflete düşer, kalbi kararır. Rabbinin rızasını unutur ve kaybedenlerden olur. Rabbini kaybeden insan her şeyini kaybeder.