Kulluğumuz Hz. Âdem ile başladı ve biz Allah’ı Rab olarak tanıdık. Namazda Rabbimiz, oruçta Rabbimiz, zekât ve hacda Rabbimiz, giyimde ve konuşmada Rabbimiz olduğu gibi beslenmede de ve hayatın her alanında Rabbimiz. Biz “Allah Rabbimiz” derken O’nu hayatın her zerresine hâkim kılarak Rabbimiz bildik, iman ettik. Öyle ise bizim için ibadetleri belirleyen, namaz vakitlerini, zekâtı ve haccı belirleyen Rabbimiz beslenmemizi de belirler. Belirleme hakkına da sahiptir. Çünkü biz O’na “Rabbimiz” demişiz. Her zerrenin ve her zerremizin terbiye edicisi, düzenleyicisi…

Rabbimizden gelen kulluk kitabımız bize bir beslenme ahlaka sunuyor. Resûlullah (sav) bunu söz ve hayatıyla bizlere gösteriyor. Haram ve yasaklar insan için sonucu ağır bir felaket, günahlara batmak ve hayasızlıktır. Ya da günah bataklığına doğru götüren hızlı adımlardır. Zira ilk insanın ilk imtihanı beslenme ve yemek üzerine gerçekleşmiştir. İlk imtihan “yeme”dir. İmtihanın kaybedilme neticesi ise avret mahallinin açılması da bir günah alametidir. “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın ve istediğiniz yerden yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz.” (Ârâf, 19)
İman ve amel bütünlüğü Kur’an’ın birçok ayetinde vurgulanır. Kulluk, salih amel en güzel olana sunulacağı için en güzelinden olmalı. O’na yaraşır olmalı. “Ey elçiler; güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih ameller işleyin; çünkü gerçekten ben yapmakta olduklarınızı bilmekteyim.” (Mü’minûn,51) ayetinde salih amelden önce helal ve temiz olanın tavsiye edilmesi dikkat çekici. Helal ve temiz olanlar, salih amelin kuvvet ve ruhunu arttırmaktadır.
Haram şeytanın adımlarını takiptir, izini sürmektir. Çünkü helal ve temizin olmadığı yerde şeytan ve avanelerinin sevdiği haram ve kirler olacaktır. “Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan helal ve temiz olan şeylerden yiyin. Şeytanın adımlarına uymayın. Şüphesiz o sizin için apaçık bir düşmandır.” (Bakara, 168) Belki de evlerde karşılaştığımız bereketsizliğin, aile içi huzursuzluk ve sorunlarımızın, ibadetlerde huşuyu bulamamızın ve silahımız olan dualarımızın kabul olmamasının temelinde haram ve şüphelerin etrafımızı çepeçevre kuşatması vardır. En kötü kap olan midemize her şeyi almamız vardır.
Yine şükür gibi büyük bir kulluğun ucu da helal ve temiz olan yiyeceklere dokunmaktadır. Sırrı da bunlarda gizlidir. “Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin.” (Bakara, 172) Bu kadar imkân içerisinde şükre durmayan azaların hücreleri haram ve şüpheli beslenme ile işlevsiz hale getirilmiştir.
Çağımız insanının en çok arzuladığı durum ve duygulardan biri de mutluluk ve huzurdur. Vücuttaki mutluluk hormonlarından birinin beslenme ile ilgili oluşu ve bu hormonun neredeyse yüzde 90’ının bağırsaklarda bulunması dikkati celbeden bir husustur. Helal ve temiz olanlar bu hormonları harekete geçirir ve insanın hayatını pozitif noktada etkiler. Haram ve şüpheli olan şeyler ise tam zıddınadır.
Böylelikle Allah’a ibadet ve kulluğumuzda O’nu Rab olarak bildiğimiz gibi beslenme ve hayatımızın her alanında da Rab olarak bilip kabul ettiğimizde; bedenen sıhhati, ruhen huzuru ve kalben de mutluluğu elde edebiliriz.