Allah’ın yeryüzündeki halifesi şerefine nail olma potansiyeline sahip olan varlık insandır. Bu hilafet görevi birçok müjdeyle beraber bazı sorumluluklar da yükler insana. İnsanlık tarihi boyunca bu hilafetin gerekliliklerini yerine getirmek için mücadele eden bir grup insan ile bu insanları engellemek için didinen bir grup insan hep olagelmişlerdir. İşte yeryüzündeki hilafetinin gerekliliklerini yerine getirenlere dini nasların diliyle hak ehli ve bunlara karşı olanlar ve de bunları yüklendikleri misyonlarından döndürmek için didinenlere de batıl ehli denilmiştir. İnsanoğlu hayatı boyunca bu iki gruptan birinde yer almak suretiyle Allah’a karşı kulluğunda tercihini yapar; ya hak ehli olur ve bunun neticesinde Allah’ın vadettiği mükâfata erişme ümidi ile bir yaşantı geçirir, ya da batıl ehli olur ve bu ümitten mahrum bir şekilde sadece fani dünyanın zevk ve sefasıyla yetinir.

Dini terminolojide hak ehli olmanın her aşaması için farklı tabirler kullanılmıştır. Tarihin her aşamasında olduğu gibi bugün de bu tabirleri öğrenmek ve yeni nesle öğretmekle mükellef olduğumuzu bir kez daha hatırlamakta fayda mülahaza ediyoruz. Allah yolunda i’layı kelimetullah/ Allah’ın dini yeryüzünde hâkim olsun diye mücadele eden ve bunu adeta kendisi için yaşamın gayesi haline getiren bireye “mücahid”, bu bireyin yapmış olduğu mücadeleye “cihad” ve bu uğurda can verene de “şehid” denilir. İmdi dini terminolojide sıklıkla atıf yapılan cihad, mücahid ve şehid kavramlarını ve bu kavramların Müslüman birey için ne anlam ifade ettiğini bir kez daha hatırlayalım. Lügatte “güç ve gayret sarf etmek, bir işi başarmak için elinden gelen bütün imkânları kullanmak” manasında kullanılan “cehd” kökünden gelen “cihad” kavramı, dini terminolojide “dinî emirleri öğrenip ona göre yaşamak ve başkalarına öğretmek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmaya çalışmak, İslâm’ı tebliğ, nefse ve dış düşmanlara karşı mücadele vermek”2 anlamında kullanılmıştır. Aynı kökten türeyen mücahid kavramı bu eylemi yapan birey için, şehîd kavramı da bu yolda can veren için kullanılmıştır.

İslam ilim geleneği içerisinde en çok tekrarlanan kavramlardan birisi olan şehid kavramı Kur’an ve sünnet başta olmak üzere birçok disiplinin kaynaklarında sıklıkla ele alınmıştır. Kur’an’da toplamda elli altı defa geçen şehid kavramı birden fazla anlamda kullanılmıştır. “Şehîd” kavramının Kur’an’da sıklıkla kullanıldığı anlamlar arasında tanık olmak ve kâmil insan anlamları yer alır. Bunun yanı sıra bazı ayetlerde Allah’ın isimlerinden birisi olarak da kullanılmıştır.3 Ayrıca birçok ayette şehitliğin önemine dikkat çekilmiş ve bu ayetlerin en başında “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Zira onlar diridir, fakat siz farkında değilsiniz”4 “Sakın Allah yolunda öldürülenlerin ölü olduklarını sanma! Onlar diridir ve rableri katında rızıklara mazhar olmaktadır.”5 “Allah yolunda öldürülenlere gelince Allah onların amellerini zayi etmez… Allah onları kendilerine tanıtmış olduğu cennete koyacaktır”6 ayetleri yer alır.

Râzî Kur’an’da geçen ve temelde şehidlerle ilgili olan ayetlerin sadece cephede savaş sonucu vefat edenlerle sınırlı tutularak anlaşılmasını uygun bulmamış, hadislerde yer alan suda boğulan, hastalık gibi sebeplerle ölen kişilerin de şehid diye nitelendirilmesi sonucunda Allah’ın adını yüceltmek ve toplumda adaleti sağlamak amacıyla mücadele eden tüm insanları kapsayacak şekilde ilgili ayetlerin kapsamının geniş tutulması gerektiğini savunmuştur.7

Hadis kaynaklarında da şehid kavramı sıklıkla konu edilmiş ve konu hakkındaki kimi hadisler dünyevi bir gayesi olmadan sadece Allah için canını feda edenlerin şehid sayıldığını8 ve diğer bazı rivayetlerin ise şehidin ahirette karşılaşacağı mükafatı9 konu edindiklerini görmekteyiz. Bunların yanı sıra canı, malı ve de namusu uğruna can vermiş olanların, bulaşıcı yaygın hastalıklar sebebiyle ölenlerin, şehit olmayı arzulayıp şehit olamayanlara da şehit sevabı verileceği yer almış ve ayrıca ameller içerisinde şehitliğe denk amellerin de yer aldığı bildirilmiştir.10

Şehid konusu fıkhî yönü itibariyle fıkıh kitaplarına da konu olmuş ve ağırlıklı olarak namaz bahsinde cenaze namazı bölümünde “şehid babı” olarak ele alınmıştır. Şehid ile ilgili hükümler ele alınırken konunun üç madde şeklinde ele alındığı görülür.
1. Allah yolunda savaşırken Müslüman olmayanlar tarafından öldürülen kişiler bu kısma girerler ki bunlar hem dünya hem de ahiret hükümleri bakımından şehittirler. Bu grupta yer alan şehitler yıkanmadan ve kanlı elbiseleriyle defnedilirler. Şayet üzerinde temiz olmayan herhangi bir madde varsa temizlenir ve üzerindeki savaş aletleri de alınır. Ayrıca şehit yıkanmaz ve fakihlerine çoğuna göre cünüp, hayızlı veya nifas halinde olduğu bilinenler de yıkanmaz.
2. Savaşta Müslümanlarla saf tutan ancak kalbinde nifak taşıyan ve bu nifak üzere öldürülen kişi sadece dünya hükümleri bakımından şehid sayılır ve dünyevi olarak ona şehit muamelesi yapılır. Ancak bilinmelidir ki bu durumda olanlar Allah katında şehadet mükafatı almaktan uzaktırlar.
3. Bir de herhangi bir durumda haksız yere öldürülüp ancak yukarıdaki gruplardan da herhangi birisine dahil olmayan kişiler bu gruba girer ve bunlar da ahiret hükümleri bakımından şehit sayılırlar. Kaynaklarda bu gruba girenler için farklı bazı örnekler verilmiş olsa da Allah Resulünden gelen ilgili rivayetlerde şehit oldukları müjdesi verilen kişilerle birlikte ortak özelliği haksız yere öldürülmek olanlar bu gruba dahildirler. İşte İslam literatürü içerisinde hükmi şehid denilen kısım bu kısımdır ki bunların ahirette şehid hükmü alacakları kabul edilir.11

1) Bu yazı Diyanet İslam Ansiklopedisinde yer alan ve Fahrettin Atar tarafından hazırlanan “Şehid” maddesinden yararlanılarak hazırlanmıştır. 2) Diyanet İslam Ansiklopedisi, “Cihad” maddesi. 3) Örnek olarak bkz. Bakara, 143; Hac,78. 4) Bakara,154. 5) Âl-i İmrân,169. 6) Muhammed,4-6. 7) Râzî, Mefâtî’u’l-Ğayb, V, 277; Diyanet İslam Ansiklopedisi, “Şehid” maddesi. 8) Örnek olarak bkz. Buhârî, “Cihâd”, 15; Müslim, “İmâre”, 149-152; Nesâî, “Cihâd”, 21; İbn Mâce, “Cihâd”, 13 9) Tirmizî, “Feżâ’ilü’l-cihâd”, 25, 26; Tirmizî, “Fezâ’ilü’l-cihâd”, 25; Müslim, “İmâre”, 143; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 27; uhârî, “Cihâd”, 6, 21; Müslim, “İmâre”, 109; 10) Ebû Dâvûd, “Sünne”, 29; Tirmizî, “Diyât”, 21; Buhârî, “Cihâd”, 30; Müslim, “İmâre”, 164-165; Müslim, “İmâre”, 157; Buhârî, “Cihâd”, 1; Müslim, “İmâre”, 110, 125; Nesâî, “Cihâd”, 17; İbn Mâce, “Fiten”, 13. 11) Konu hakkındaki detaylı fıkhî bilgi için bkz. Şirbînî, I, 350; İbn Âbidîn, II, 252.

Bu yazıya yorum bırakmak ister misiniz?