Liseyi yeni bitirmiştim ve üniversiteye hazırlanıyordum. O yaz tatilinde kendisine sürekli danıştığım ve sıklıkla soru sorduğum bir hocamdan bazı kitap tavsiyeleri aldım. Kitapları onunla beraber sipariş ettik ve bir süre sonra elimize ulaştı. Aralarında romanların da olduğu kitapların çoğu davet kitabıydı. O dönem bana çokça davet kitabı önermesinin sebebi; ona sorduğum soruların cevabının bu kitaplarda olduğunu biliyor olmasındandı. Gelen kitapların arasından bir tanesi vardı ki, o zamandan şimdiye kadar daima başucu kitabım oldu. Kitabın o zaman elime geçen baskısı dört ciltti; yaz tatiline girmiştik. Bir hafta içinde baştan sona kadar okudum hem de zerre miskal sıkılmadan. Sıkılmak ne mümkün. Düşünün ki, hallolması kolay olmayan bir derdiniz var ve çözülmesi de bir o kadar meşakkatli… Size birinin ismini veriyorlar ve size diyorlar ki, derdinin dermanı şu filan şahısta. Git, onu bul ve kurtul. Okuduğum her satırda kitabı bu konumda görüyordum. Kitabın, davetle alakalı yaşanmış olayların ve davetçilerin karşılaşılabileceği hususların hepsinin yazıya dökülmüş hali olduğunu gördüm.Ne kadar sonra oldu, bilmiyorum ama bir defa daha baştan sona okudum. Hâlâ göz atıp tekrar ettiğim bazı bölümler var. Bu kitap Mustafa Meşhûr’un (r.a) İslâm’a Davet Fıkhıadlı eseriydi.

Mustafa Meşhûr, 1919’da Mısır’ın eş-Şarkiyye vilayetine bağlı Sadiyyîn köyünde dünyaya geldi. Müslüman Kardeşler cemaatine çok erken yaşlarda dahil oldu. 1942’de Kahire’deki Bilimler Fakültesinden mezun oldu. Mezun olduğu yıl da Meteoroloji Kuruluna tayin edildi. Cemaat içinde hızlı bir şekilde güven kazandı ve cemaatin teşkilatında aktif rol almaya başladı. Asılsız iddialarla uzun yıllar hapse mahkûm edildi. Öyle ki, 52 yaşına geldiğinde 20 yıl hapis yatmıştı.

Meşhûr, hapisten sonra ülkesini terk ederek Kuveyt’e yerleşme ihtiyacı duydu. Oradan da Almanya’ya geçti. Burada beş yıl ikamet ederek cemaatin “Uluslararası Organizasyon” adı verilen teşkilatını kurdu. Bu teşkilatın hem teorik hem de pratik yönden şekillendirilmesinde aktif olarak rol aldı.

Üstad Meşhûr, 1986’da ülkesine yeniden döndü. O zaman cemaatin genel mürşidi henüz Ömer et-Tilmisânî idi. Fakat onun ülkesine dönmesinden kısa bir süre sonra Üstad Tilmisânî vefat etti. Onun vefatından sonra cemaatin genel mürşitliğine Muhammed Hamîd Ebu’n-Nasr seçildi. Üstad Mustafa Meşhûr da onun yardımcılığına seçildi. 1996’da Ebu’n-Nasr’ın vefat etmesinden sonra da Mustafa Meşhûr genel mürşitliğe seçildi. Vefatına kadar mürşitliğe devam etti.

Mustafa Meşhûr denince Müslümanların aklına gelen ilk şey, dört ciltlik İslâm’a Davet Fıkhıserisidir. Aslında kitap 18 bölümden oluşuyor ve her biri bir kitap çapındadır. Nitekim kitabı 18 parçaya ayırıp bu şekilde basan yayın evleri de olmuştur. Kitap, Müslüman Kardeşler Cemaatinin sıkça başvurduğu bir kitaptır. Cemaat olarak karşılaşılan birçok problemin çözümleri ayet ve hadîsler ışığında detaylı olarak eserde yer almaktadır. Her bir bölümü aslında bir kitap olan İslâm’a Davet Fıkhı’nın kısımlarını şu şekilde sınıflandırabiliriz:

Davet yolunun tabiatını anlatan, tekfir, sapma ve radikallik, haddi aşma gibi hususlarda davetçiyi uyarıp ona asıl yöntemin ne olacağını belirten bölümler:Davet Yolu, Davet Yolunda Temel Meseleler, Davet Yolu Üzerine Sorular, Üyelik ve Liderlik Açısından Davet Yolu, Sapmalara Karşı İslâm’a Davet Yolu, Ferdî Davet ve Cemaat Olma, Kur’ân ve Sünnette Zulüm Kavramı, Tek Yol Cihad. Bu bölümler genel olarak birinci ve ikinci ciltte yer almaktadır.

Davetin ve davetçinin ruhî boyutunu teşkil eden bölümler: Davetçinin Yol Azığı, Davet Yolunda Dualar, Namazla Diriliş, Davetçinin Ölçüleri, Davet Yolunda Örneklik, Rabbanilik ve Maddecilik Arasında Müslüman, İman Etmek Neyi Gerektirir. Davetin manevi boyutunu konu alan bu bölümler ise ekseriyetle ikinci ve üçüncü ciltte bulunmaktadır.

Davet çalışmalarının toplum içinde nasıl olacağının izah edildiği kısımlar:İslâmî Hareketin Toplumsal İşlevi, İslâmî Hareketten Halkımıza, İslâmî Çalışmalarda Vahdet.

Gerçek şu ki, her insan doğar, yaşar ve ölür; fakat bahsettiğimiz insan şayet çığır açan, yolun yolcusu olmakla yetinmeyip yolu sahiplenen ve yürüdüğü yola ilaveler yapan, kullanılan yöntem ve araçları güncelleyen biriyse o kişinin hayatını herkesin kurabileceği basit bir iki cümleye sığdıramayız. Zaten çığır açmış insanların hayatı eserleriyle aşikardır; bıraktıkları izler kendilerini daima anımsatır, kendilerine dua olarak döner. Mustafa Meşhûr ve eseri de kesinlikle bu kategoride değerlendirilmelidir.

Davet Fıkhı, alanında yazılmış eşsiz eserlerin ilklerindendir. Sahibi yazdığı her satırın bedelini yıllarca davasına bir fert olarak veya bir lider olarak her zaman ödemiş; yaşadıklarını kâğıda dökmüştür. Bu açıdan bakıldığında kitabın tesir etmesinin sebebi daha iyi anlaşılır. Herkes yazar, çizer; ancak yazdıkları uğruna bedel dökenler ölümsüzlüğe kavuşur. Seyyid Kutub’a ithaf edilen bir sözde “Kalem sahibi kimseler birçok büyük işler yapabilir. Ancak, fikirlerinin yaşaması pahasına kendilerini feda etmeleri şartıyla…” deniliyor. İşte Mustafa Meşhûr ve eseri de bu veciz sözün vücut bulmuş halidir. Yazan yazdığının bedelini ödemiş, yıllarca hapiste kalmıştır.

Kişinin amelinin kabul olması için o amel hem halis bir niyetle hem de doğru metotlarla yapılmalıdır. Aksi takdirde ne Allah’ın rızasına kavuşulur ne de iyi bir netice alınır. Her şeyin bir yolu yordamı olduğu üzere davet alanının da kendine has metotları vardır. Bu metotlar Kur’ân ve Sünnet kaynaklı olup tarihî süreç içerisinde seçkin İslâm önderleri (peygamberler, halifeler ve selef âlimleri) tarafından hep uygulanagelmiştir. Bugün biz, Allah Resûlünün 1400 yıl önce bile aynı metotları kullandığını biliyoruz. Dolayısıyla bizim bu pratik araçlara tarihî bir eser gözüyle bakmayı bırakıp faaliyet alanına, sosyal hayata aktarmamız gerekir. Tüm bu söylenenlere binaen İslâm’a Davet Fıkhı serisinin de aynı hassasiyet ve şuurla okunması gerektiği kanaatini taşıyor ve kütüphanelerinizi bu kitapla süslemenizi öneriyoruz.

 

Kaynakça

1) http://www.vahdet.info.tr/isdunya/dosya1/0134.html.