Önceki yazılarımızda edebiyatta, İslâm’ın motiflerinin çokça kullanıldığı, dinsiz bir edebiyatın edepten uzak kalacağını, İslâm ile beraber hem Türk edebiyatında hem de diğer Müslüman ülkelerin edebiyatında İslâm’ın yer aldığını ifade etmiştik. Allah’ın birliğini, yaratılışı ve insanın zayıflığını ifade etmek için tevhidler; Allah’a yalvarmayı, duanın önemini, Allah’ın büyüklüğünü, kâinattaki yaratılmışların hepsinin ancak Allah’ın dilemesi ile yaratıldığını anlatmak için münacaatlar yazıldığını ifade etmiştik. Bu yazımızda ise Resûlullah (sav) için, O’nun sevgisini ifade etmek, Resûlullah’ın (sav) biricikliğini ve değerliliğini edebi yollarla anlatmak için O’nun (sav) adına naatlar, doğumunu anlatmak için mevlidler, O’nun güzelliğini, görünüşünü anlatmak için hilye-i şerifler, efendimizin miraca çıkışını anlatan miraciyeler, fizikî yapısını, mümtaz kişiliğini, bedeni ve ahlâkî hususiyetlerini, beşeri münasebetlerini, günlük hayattaki tutum ve davranışlarını anlatmak için şemâil-i şerifler yazılmıştır.

Bir yazının değeri, güzel yazıldığından ziyade güzel olanı ele alma ile kendini gösterir. Şairler ve edipler de bu fikir üzerinde ittifak etmişlerdir. Hem Türk edebiyatında hem de diğer milletlerin edebiyatında ele alınan konunun kendi yazdıklarını ne kadar güzelleştirdiklerini ifade etmişlerdir.

En Sevgili İçin En Güzel Şiir Türü: Naat

Söz konusu “en sevgili” olunca şair ve edipler de en güzelini ortaya koymak için tabir-i caiz ise kılı kırk yarmışlar, kelimeleri haddeden geçirerek damıtmışlar ve sanatlarını öylece icra etmişlerdir. Arapçada naatın kelime anlamı: “bir şeyi överek anlatmak” demektir. Istılahta ise, Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed’i (sav) övmek üzere yazılmış şiirlerin genel adıdır. Her şair Resûlullah’ı (sav) anlatırken aslında kendi eksikliğini, O’na olan hasretini, kendi bakış açısıyla ele almaktadır. Sezai Karakoç, “Naat peygamberin şiirle yapılmak istenen portresidir. Her şair, durduğu yerden ve görme kabiliyeti ölçüsünde O’na bakar; O büyük mükemmelliğin karşısındaki duygularını zapt etmeye çalışır. Bütün naatlar adeta, tarih boyunca yapılan tek bir portrenin farklı cephelerden birer örneği gibidir ve tek bir portre içindir. Bir portre ki tarih ve insan devam ettikçe bitmeyecektir. Bütün naatlar, bir meşale ormanı gibi parıldar, insanlığın üstünde ve insanlık, Peygamber’e doğru bu ışıkların altında sevinçle, aşkla, güvenle yürür. Naat, en ileri ve en mükemmel bir sevgi abidesidir.”(1) der. “Hz. Peygamber’in methini konu edinen şâirler, naatlarında başlıktan itibaren O’nun övgüsüne yer vermeyi âdet edinmişlerdir. Bu yüzden sanatkârâne ve övgüyle dolu başlıklar tercih edilmiş, bilhassa Hz. Peygamber’e edebî ve dînî kültürümüzde atfedilen isim ve sıfatlar dile getirilmiştir. Bazen naatların başlangıcında “Der-na’ti Seyyidi’l-mürselîn ve hâtemi’n-Nebiyyîn Muhammed Mustafâ” (Nef’î Dîvânı), “Ol fasîhü’l-makâl ve melîhü’l-cemâl ve kerîmü’l-hisâl ve adîmü’l-misâl şâh-ı risâlet-penâh olan habîbu’llâh’ın na’t-ı münîr ve midhat-i bî-nazîrleridür.” gibi başlıklarda peygamberimize dair ifadeler yer alır.”(2) Her sanatçı Resûlullah’a şiir ve diğer edebi türlerde yazılar yazarak aslında kendi değersiz sözlerinin değerlendiğini ifade eder. Bu tıpkı demir parçasının altın suyuna batırılarak parlak ve göze hoş gelen bir görüntü oluşturması gibi bir duruma benzer. Eserin yazıldığı, konu ettiği kişinin yüzü suyu hürmetine eser kıymetlenmiş olmaktadır. “ İmam-ı Rabbânî’nin Mektûbât adlı eserinde geçen ve bir Arap şaire ait olan:

“Mâ medahtü Muhammeden bi makâlâtî

Lâkin medahtü makâlâtî bi Muhammedin”

Ben kelamımla Hazreti Muhammed’i (sav) övmedim. Ancak Hazreti Muhammed (sav) ile kelamımı yücelttim.”(3) beytinde anlatılan bu durum; Fuzûlî’nin diliyle en veciz halini bulur:

Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri

Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü-i şehvâra su(4)

Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî’nin sıradan sözleri nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su damlası gibi birer inci olmuştur. Su Kasidesi’nden alınan bu beyitte Fuzûlî, sözlerinin güzelliğini “naat”a bağlamaktadır ki “sözün en güzeli, en güzel için sarf edilen sözdür” gerçeğini ortaya koymaktadır.

Süleyman Çelebi “Vesîletü’n-Necât”ında Hz. Peygamberin âleme gelmesiyle alemin safa bulduğunu anlatır ve –uydurma bir hadise dayandırarak- O’nun varlığının alemin varlık sebebi olduğunu söyler.

Geldi suret âlemine Mustafâ tâ ki âlem bulsun onunla safâ

Bunca varlığa sebep hem O imiş âlem O olduğu için olmuş(5)

Şairlerimizi asırlar boyunca naat vadisine sevk eden, binlerce naatın kaleme alınmasındaki asıl sebepler Hz. Peygamber’i övmekte Allah tealaya uyma arzusu, O’na duyulan sınırsız sevgi ve O’nun şefaatine nail olma ümididir. Allah (c.c), Resûlünü (sav) birçok ayet-i kerimede O’nun yüce meziyetlerini anlatarak O’nu (sav) metheder: “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (6); “Sizin için Allah’ın Resûlünde pek güzel bir örnek vardır.”(7); “Hiç şüphesiz büyük bir ahlâk üzeresin sen.”(8); “And olsun size, içinizden bir peygamber geldi ki zahmet çekmeniz O’nu incitir ve üzer. Size çok düşkündür, müminlere çok merhametlidir, çok şefkatlidir.”(9) Bu yüzden şairler, naat yazmadaki amaçlarının Allah’a uyma arzusu olduğunu açıkça belirtirler.

Hakka pey-revlik idüp kâ’ide-i medhüne

Eyledüm eşk-i hacâletle bu yüzden inşâd

Allah’ın yolundan giderek -O’nu övmesi gibi- ben de Hakk’ın övgülerinin kurallarıyla ve utancın gözyaşını dökerek şiir söyledim. (Nâbî)

Senin medhinde şirket eylesem Mevlâya ma’zûrum

Bu bâbda cürm ü isyâna bakılmaz Yâ Resûlallâh (Şeyh Gâlib)(10)

Örnekteki gibi ayetler, şair ve ediplerin de şefaate mazhar olması dileği ve talebiyle naat üzerinde çok eser vermesine vesile olmuştur.

Naat geleneği İslâm’ın ilk yıllarından itibaren var olmuş ve daha sonraki şair ve ediplere de ilham kaynağı olmuştur. “Peygamber Şairi” olarak tanınmış olan Hassan bin Sâbit (r.a) naat türünün ilk başarılı örneklerini sunmuştur. Resûlullah’ın (sav) diğer şair sahabesi Abdullâh bin Revâha da güzel naatlar icra etmiştir. Burada Kasîde-i Bürde ve müellifi Ka’b bin Züheyr’i anmamak hem Ka’b bin Züheyr’e hem de Kasîde-i Bürde’ye haksızlık olur. Buraya üç beytini alalım, belki okunur ve ibret alınır:

Bir eşi yoktur O’nun emir ve nehiy peygamberliğinde;

“Evet” i tam evetti, “hayır” ı tam hayırdı…

Her yönden hücum eden korkunun türlüsünden

Ancak O Sevgili kurtarabilir bizi, O’nun merhameti, O’nun şefaati…

Kim döndüyse sesine, koşup yapıştıysa O’nun eteğine,

Yapışmış oldu kopmaz bir ipe, hiç kopmaz ve tam kurtarıcı… (11)

Hem klasik Türk edebiyatında hem de modern edebiyatımızda naat türünde şiir yazan her şairin eseri birbirinden güzel ifadelerle bezenmiştir. Her biri ayrı bir letafeti ayrı bir duyguyu ifade etmektedir. Klasik edebiyatımızda şairler arasında doğal bir naat yazma yarışı vardı, en güzeli en güzel şekilde anlatmak için. Son zamanlarda ise naat yazma yarışmaları düzenlendi ve düzenleniyor ki Nurullah Genç’in “Yağmur” adlı naatı bu vesilesiyle ortaya çıkmış şahane bir şiirdir. (Bazı şiirler, şairlerinin isminin önüne geçer ve şairlerinden daha ünlü olurlar. Yağmur şiiri de bu minvaldedir.)

Resûlullah (sav) adına yazılan ve Onu anlatan şiirlerde “Su Kasidesi” ve Fuzûlî’yi anmasak naat konusu nakıs kalmış olur. Fuzûlî de bu şiirinde Efendimiz’i (sav) gül motifiyle ele almış ve “Gül Muhammed” tabirinin hakkını vermiştir. Bilindiği gibi edebiyatta gül, Resûlullah’ı (sav) temsil eder ve rivayete göre de gül, Resûlullah’ın (sav) terinin yere düşmesiyle doğmuştur.

“Suya virsün bâğbân gülzârı zahmet çekmesün

Bir gül açılmaz yüzün tek virse bin gülzâre su.” (12)

“Bahçıvan gül bahçesini suya versin, boşuna zahmet çekmesin. Çünkü o bin gül bahçesine su verse bile senin yüzün gibi bir gül açılmaz.” diyerek O’nun güzelliğini, güler yüzlülüğünü ifade etmiştir. Fuzûlî bu şiirinde Resûlullah’ı (sav), “Seyyid-i nev’-i beşer, deryâ-yı dürr-i ıstıfâ”(13); “Yâ habîba’llâh yâ hayre’l-beşer”(14) gibi sıfatlarla över ve kendisine şefaatçi olması için dua eder.

Allah hayırlı ve bereketli bir ömür nasip ederse başka bir sayıya kadar sağ kalabilir ve yazabilecek kabiliyette olursak naat konusuna devam edeceğiz inşallah. Çünkü naat konusu bir deryadır, birkaç yazı ile bitecek bir mevzu değildir…

Kaynakça:

1) Sezai Karakoç, Edebiyat Yazıları I, Diriliş Yayınları, İstanbul, 1992; Ömer Savran, Halef Nas’ın “Türk Şiirinde Peygamber Sevgisi” yazısından alıntılanmıştır. 2) Emine Yeniterzi, s. 88. Ömer Savran, Halef Nas’ın “Türk Şiirinde Peygamber Sevgisi” yazısından alıntılanmıştır. 3) Ahmet Pak, İnsan ve Hayat Dergisi, Ağustos-2012. 4) Fuzûlî, Su Kasidesi’nden. 5) Süleymân Çelebi, Vesîletü’n-necât’dan. 6) Enbiyâ, 107. 7) Ahzâb, 21. 8) Kalem, 4. 9) Tevbe, 129. 10) Türk Edebiyatında Naatler, Emine Yeniterzi. 11) Ka’b bin Zübeyr, Kasîde-i Bürde’den. 12) Fuzûlî, Su Kasidesi’nden 13) “İnsanların önderi, seçme inci denizi” 14) “Ey Allah’ın sevgilisi, ey insanların en hayırlısı”