Fuzûlî, her şeyden önce bir aşk şairidir. Bütün şiirlerinde aşkını anlatmıştır. Bu aşk ise maddi ve beşerî aşktan başlayarak ilahi tasavvufi aşka gitmiştir. Fuzûlî, kendisinin de söylediği gibi gençliğinde aşk şiirleri yazmış, sonra bunu bırakarak ilim ve marifet öğrenme yoluna gitmiştir. Şairin gençlik hevesiyle söylediği şiirler maddi ve beşerî aşkı, ilim tahsilinden sonra yazdıkları ise tasavvufi aşkı anlatan şiirlerdir. Fuzûlî’de aşkın böyle beşerî aşktan nasıl yavaş yavaş sıyrılarak ve maddeden uzaklaşarak ilahi, tasavvufi aşka eriştiği Leyla ve Mecnun mesnevisinde de en iyi şekilde görülür. Leyla ile Mecnun’un aşkları okulda maddi bir aşk olarak başlar ve eserin sonunda ilahi bir aşk haline gelir. Aşkına konu olan sevgili, eti ve kemiğiyle somut olarak kendini belli etmez. Her şiirde aynı özellikleri taşır, yani Fuzûlî’nin sevgilisi ilahi sevgilidir, Allah’tır. Böylece Fuzûlî’nin hemen hemen bütün şiirlerinde aşk tasavvufi aşktır.1

Fuzûlî’nin sanatının en büyük unsuru, ondaki lirizmin en kuvvetli desteği aşktır. Meydeki hararet, meydeki sada ondandır. Aşk, bir Allah takdiridir.2

Fuzûlî, bir ızdırap şairidir. Aşkı hep hüzün, keder ve acı yönüyle görür. Ayrılık, dert ve üzüntüyü arar, kavuşmayı, neşeyi ve mutluluğu istemez. Acı çekmekten hoşlanır. Her kavuşmanın sonunda dayanılmaz bir ayrılık olduğu için kavuşmayı istemez. Fuzûlî’nin şiirinde acının ve üzüntünün çokluğunu, kullandığı kelimelerden anlamak mümkündür. Şiirlerinde en çok görülen kelimeler, ah, hicran, kan, ağlamak, perişan, zar, cevr ü cefa, esir, derd, gam, yara, katl gibi hep üzüntü, keder ve acıyı ifade eden kelimelerdir. Fuzûlî’nin dünya görüşü karamsardır. Fuzûlî’de bu karamsarlık çok ileri derecededir. Ona göre, dünya fanidir ve ızdırapla doludur. İnsan bütün hayatında acı çeker. İnsanın kaderi dünyanın yaratılışında çizilmiştir ve takdirin hükmü mutlaka yerine gelir. Bunu kimse değiştiremez. Bu yüzden Fuzûlî, kimseden ve hiçbir şeyden yakınmaz.3

Bir gazelinde:

Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib

Kılma derman kim helakim zehri dermanındandır”

(Ey doktor! Ben aşk derdinden memnunum beni iyileştirmekten vazgeç. Derdime derman arama, çünkü beni öldürecek olan zehir senin ilacındadır.) Aşk derdinden memnun olduğu ve bununla yaşadığı için, derdinin iyileşmesi Fuzûlî için ölüm demektir. Şair beyitte aşksız yaşayamayacağını söylüyor. Öte yandan aşk derdinin çaresi yoktur. Çaresi ancak ölüm olabilir. Tasavvufi bakımdan da ilahi aşktan kurtulmak aşık için manevi ölüm demektir. Ayrıca doktorlar aşk derdine ilaç veremez, çare bulamazlar. Şair, doktora “Hiç boşuna uğraşma” demek istiyor. Aşk derdinin çaresi yine sevgilidir.4 Gazelin ikinci beytinde ise:

“Çekme damen naz edüp üftadelerden vehm kıl

Göklere açılmasın eller ki damanundadur

(Nazlanarak aşıklardan eteğini çekme. Eteğine sarılan ellerin, onu bırakınca göklere açılmasından sakın.) Sevgilinin eteğine yapışmak, ona bağlanmak, yalvarmak, yalvarıp yakarmak işaretidir. Eteğe yapışan ellerin, sevgilinin ilgisizliği yüzünden eteği bırakıp göklere açılması, ellerin boşta kalması demektir. Ellerin boşta kalması da insanın çaresizliğe düştüğünü gösterir. Çaresiz kalan insan ellerini göklere açar, eller göklere Allah’a yakarıp dua etmek ya da beddua etmek içindir. Sevgiliye ulaşmak için yerlerde sürünen aşıkların, onun eteğine yapıştıkları ve yalvarıp yakardıklarıdır. Sevgili onlarla ilgilenmez ve eteğini çekerse, hepsi ona beddua edecektir.5

“Çıkarmak itseler tenden çeküp peykanın ol servün

Çıhan olsun dil-i mecruh peykan olmasun ya Rab”

(O selvi boylu güzelin okunun ucunu vücudumdan çekip çıkarmak isteseler, dilerim ki yaralı gönlüm çıksın da okun ucu çıkmasın Allah’ım!) Aşıkların gönlü daima yaralıdır, sevgilinin oka benzeyen bakışı aşıkın gönlüne kadar işlemiş, yani ok gönüle saplanmış, onu yeniden yaralamıştır. Bu yüzden ok çekilince gönülle birlikte çıksın, gönül oktan ayrılmasın, demiş.6 başka bir beyitte ise:

Cânı içün kim ki cânânın sever cânın sever,

Cânı kim cânânı içün sevse cânânın sever.”7

(“Dünyada her kim ki canını, cananı için severse aslında yine cananını sevmiş olur, aynı şekilde cananını yani sevgilisini kendi canı için seven kişi yine kendi varlığını sevmiş olur.”) Canını sevgiliye feda eden aşktır. Aşığın kemali budur. Vuslat deminde sevgiliye can verip rahatlaşmak, hicran ateşiyle yanmaktan yeğdir.

Aşk derdinin dermanı yoktur. Bu derdin en iyi devası can vermektir. Can vermekte ancak Fuzûlî’nin şanındadır.8

“Leyli vü Mecnun”daki aşk görünüşe göre tamamıyla platonik ve sonu aşkta, aşıkla maşukun birliğini izhar eden safiyane bir aşktır. Mecnun kendisiyle buluşan Leyla’ya “Canım gideli çok oldu şimdi bendeki can başka bir can şimdi canımdaki canım gözümdeki nurum, ciğerimde kanım sensin, sen beni benden ayırdın ya ben seni kimlere arz edeyim? Benden görünen zaten sensin. Ben yokum varlığım senden ibaret. Daima benden tecelli etmedesin, başkalarıyla hiçbir ilişiğim kalmamıştır.9

Fuzûlî, kimseden ve hiçbir şeyden yakınmaz, yalnız kötü ve ters talihinden yakınır. Başka bir gazelinde ise:

“Meni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı

Felekler yandı ahımdan muradım şemi yanmaz mı”

(Sevgili beni canımdan usandırdı, bana cefa etmekten usanmayacak mı, ahımdan gök kubbeleri yandı, dileğimin mumu hala yanmayacak mı?)10

Fuzûlî’nin hemen hemen her beytinde bu tür ızdırapları görmek mümkündür. Aynı zamanda bu ızdıraptan da memnundur. Hep bahtsızlığından yakınır.

“Şeb-i hicran yanar canum töker kan çeşm-i giryanım

Uyarır halkı efganum kara batum uyanmaz mı?”

(Ayrılık gecesi canım yanar, ağlayan gözlerim kanlı yaşlar döker. Haykırıp bağırmam herkesi uyandırır. Hala kara bahtım uyanmaz mı?) Ayrılık gecesi karanlık ve sıkıntılıdır. Gece zaten karanlıktır. Kara baht sözüyle bunun kapkaranlık ve ızdırapla dolu olduğu söylenmiş. Ayrılık gecesinde canın yanması bu karanlığı hafifletmek içindir. Çünkü can mumun fitilidir ve mum gece yakılır. Aşıkların bahtı hep ters, dönek, alçak hasta ve bu beyitte olduğu gibi kara ve uykudadır. Bahtın uyanması, talihin dönmesi ve şairin sevgiliye kavuşmasıdır.

Sessiz bir gecede, herkes uykuda iken Fuzûlî, “Külbe-i Ahzan” adını verdiği kulübesinde acılar içinde ağlayıp haykırıyor. Sesinden bütün mahalle uyanmış, ama sevgili yine gelmiyor. Çünkü bahtı karadır, uykudadır, her türlü uyanmıyor. Sevgilinin gelmesi şairin aydınlığa çıkması, yani güneşin doğmasıdır.11

Buraya kadar bir virgül koyalım. Gelecek yazıda devam edeceğiz inşallah.

Kaynakça

1) İpekten, Haluk, Fuzûlî: Hayatı, Sanatı, Eserleri s. 30, Akçağ. 2) Gölpınarlı Abdulbaki, Fuzûlî Divanı s. 9. 3) İpekten Haluk, Fuzûlî: Hayatı, Sanatı, Eserleri, s. 31, Akçağ. 4) İpekten Haluk, Fuzûlî: Hayatı, Sanatı, Eserleri, s. 194, 195, Akçağ. 5) Gölpınarlı Abdulbaki, Fuzûlî Divanı s. 13, X,6.7. 6) İpekten Haluk, Fuzûlî: Hayatı, Sanatı, Eserleri, s. 135, 136. Akçağ. 7) Gölpınarlı Abdulbaki, Fuzûlî Divanı, s. 49. 1XXX, 11, İnkılap. 8) Leyli vü Mecnun,1924, İst. Tıp. Bas. 324. 9) Gölpınarlı Abdulbaki, Fuzûlî Divanı, İst. Bas. 1924, s. 333, Bas. 3-12, İnkılap. 10) İpekten Haluk, Fuzûlî: Hayatı, Sanatı, Eserleri, s. 226. Akçağ. Yay. 11) İpekten Haluk, Fuzûlî: Hayatı, Sanatı, Eserleri, s. 230. Akçağ.