Aslında kuyuya taş atanlar deli değil, bunu bilmelisin! Güzelliği Züleyha’da değil, Yusuf’ta bulmalısın. Gömleğinin hangi taraftan yırtıldığına dikkat etmelisin! Ama şunu da bilmelisin ki; deliler de taşlar da kuyular da bizden sorulacaktır. Ve son olarak kardeşim; dikkatli ol, ama çok dikkatli, yaşarken kuyusunu kazdığın kişi Yusuf olabilir!

Değeri arttıkça büyüyen, büyüdükçe davasını yücelten kardeşim, Sana ‘kardeşim’ diyerek mektubuma başlamak istedim bacım! Bu mektubu sadece sana hitaben yazıyorum. Karanlıklar sevmiyor bizi kardeşim! Tüm kardeşlerinle arana bir perde olmuş karanlıklar ve Rabbine yaklaştıran her şeyden seni uzak tutmuş. El yordamıyla tutunduğun kapkaranlık bir hayata mahkum olmuşsun sen, karanlıklar içinde süslü ve şa’şalı bir hayata. Aydınlığın ne demek olduğunu unutturdular sana! Diğer kardeşlerini de göremiyorsun. Hatta kendini bile… Aynanın karşısında bakma kendine, karanlıkta kendini göremezsin lakin. Bu yüzden gözlerini kapat, ruhunun güzelliğini hissetmeye çalış. Ve seni en güzel şekilde yaratan ne kadar güzel yaratmış, sen söyle! Karanlıkta gözlerin faydası yoktur, değil mi? Ve hiçbir güzelliğin hiçbir görüntüsü de olamaz,
değil mi? Halbuki zifiri karanlıkta bir mum bile iş görür. Fakat güneş çıkınca bin tane mum da yansa bir işe yaramaz. Mühim olan mahrumiyet zamanında iş görebilmektir. Bugün bir mum tam da bu zamanda çok iş görüyor kardeşim! Hangi dili öğrenmek istiyorsan öğren! Hangi kursa gitmek istiyorsan git! Ama ‘İnsanca’ dilinin ‘İslamca’ dilini bilmiyorsan, karanlıklardan kurtulamazsın bunu bil! Bu dili konuşmanın, bu aşka kavuşmanın ‘kadınca’sıdır tesettür! Tesettür senin kimliğindir. Aşka şirk bulaştırma! Mutsuzluktan geberen Avrupa’nın, sana vereceği hiçbir şeyi olmadığını; ilme-l yakin, ayne-l yakin ve hakke-l yekin olarak anla! Batı’dan kopup Doğu’ya öyle bir gel ki, bizim mahallede olmadığın her güne değsin! Bizim mahallede bütün yolların Mekke’ye, bütün sevgilerin de Medine’ye çıktığını unutma!
Tesettürü kötülemek için tuzak kuranların oyunlarına gelme! Bir tanesi kendine pay biçip elbiseye büründüğünde, caddeleri dolaşarak şöyle demişti: -Sanki matlaşmıştım, kimse benimle göz göze gelmek istemiyordu. Yoktum sanki! Acayip bir duygu! Sen de ona de ki: -Ben tam da bunun için örtünüyorum zaten! Tesettürle dolaşmak çok zevkli bir şeydir, demiyorum. Zevkli olduğu için değil, gerekli olduğu için örtünüyorum. Var olduğuna zerre kadar şüphe duymadığım mükafatı için örtünüyorum. Temiz bir toplumda bunun olması gerektiğine inandığım için örtünüyorum. Rabbimin her emrinin hikmet dolu olduğuna iman ettiğim için örtünüyorum. Ve bunun için gerekirse terlemeye de güzel kokmamaya da tahammül edeceğim. İnsanların beni görmemesine de…
Kardeşim! Etrafta o kadar gürültü var ki kimse merhametin sesini duymuyor artık! Enkaz altında kalan çocuklar değil; ümmetin vicdanıdır, bunu da bil! Afrika’daki kardeşlerin açlık grevi yapmıyor! Elinden bir şey gelmiyorsa bile, en azından onların sesini duy, onlara dua et! Duan varsa ‘Duyan’ da vardır elbet. Burası dünya, burası ağacın altı! ‘Kötü Sona’ değil, ‘Mutlu Sonsuzluğa’ kanat aç! Her yeri hayvanat bahçesine dönüştürmek istiyorlar. Ama biliyoruz ki mürekkep akan yerde kan akmaz. ‘Sizde fazla bir hayat var mı?’ diye soran kardeşlerini yaz! Ölmemek için kendini zor tutan kardeşlerini… Aslında kuyuya taş atanlar deli değil, bunu bilmelisin! Güzelliği Züleyha’da değil, Yusuf’ta bulmalısın. Gömleğinin hangi taraftan yırtıldığına dikkat etmelisin! Ama şunu da bilmelisin ki; deliler de taşlar da kuyular da bizden sorulacaktır. Ve son olarak kardeşim; dikkatli ol, ama çok dikkatli, yaşarken kuyusunu kazdığın kişi Yusuf olabilir!

Önceki İçerikMedeniyetler Savaşı- 2
Sonraki İçerikALTIGEN NAKIŞLAR