Pakize Tarzi, 1910 yılında şu anki Suriye’nin o zamanki Osmanlı sancaklarından olan Halep şehrinde doğmuştur. Babasının Ziraat Bankası’nın Suriye Umum Müdürü vasfıyla orada bulunması nedeniyle Halep’te doğup büyümüştür. Birinci Dünya Savaşı patlak verdikten sonra ailesiyle beraber önce Adana’ya, Fransızların Adana ve çevresini işgal etmesiyle de Konya’ya yerleşmiştir. Konya’da Sörler okulunda ortaokulu bitirmiştir. Amcasının Kuvâyı Milliye’nin komutanlarından olmasından dolayı birçok tehlikeyle karşı karşıya kalan aile, en sonunda Delibaş İsyanı esnasında evlerinin yakılmasıyla Pakize Tarzi’nin büyük ablasının hayatını kaybetmesi neticesinde Bursa’ya yerleşmişlerdir. Pakize Tarzi, küçüklüğünden itibaren doktor olmak istemiş ve bunun nedenini de anılarında şu şekilde ifade etmiştir:Ablalarım çok akıllı olduğumu mutlaka okumam gerektiğini söylerlerdi. Doktor olmayı istiyordum, çünkü aile hekimimiz evimize geleceği zaman, gümüşler parlatılır, en güzel çay takımları çıkarılırdı. Hekimlere gösterilen bu saygı beni etkilemiş olsa gerek (1).”

Bursa’ya göç eden aile, kızını o dönem Bursa’da eğitim veren ‘Bursa Amerikan Kız Koleji’ne yazdırmıştır. Osmanlı döneminde azınlıkların eğitimi için açılan yabancı okulların geçmişini Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransızlarla başlayan, sonraki süreçte birçok farklı Avrupalı devlete tanınan ‘ayrıcalıklar’ olarak isimlendirilen kapitülasyonlara kadar götürmek mümkündür. Her ne kadar azınlıkların eğitimi adı altında açılan okullar, Osmanlı’daki azınlıklara eğitim veriyor olsa da bu işin arkasındaki asıl saik, İslâm coğrafyasındaki misyonerlik faaliyetlerinin planlı bir şekilde sürdürülme amacının olmasıdır da denilebilir.

Misyonerlerin Osmanlı topraklarına gelmelerinin salt dinî duygularla olduğunu söylememiz çok da doğru değildir. Misyonerler dinî duyguların yanında siyasi, kültürel ve ekonomik kaygılarla da hareket ederek Osmanlı topraklarına gelmişlerdir. Osmanlı’nın son dönemlerinde ve yeni kurulacak ülkenin de gündemini meşgul edecek Şark meselesinden, petrol bölgelerine, Boğazlardan Akdeniz ve çevresinin konumuna kadar birçok farklı konuda ya sorun olarak karşımıza çıkmışlar ya da sorunu derinleştirmek için uğraşmışlardır. Diğer İslâm ülkelerinde de benzer sorunları ya çıkarmışlardır ya da derinleştirmişlerdir.

Latincede ‘missio’dan gelen misyon (kökü, Fransızca olan kelime; bilimsel, diplomatik ya da dinsel bir görev yüklenmiş kimselerin tümü için kullanılır), sözlükte “görev ve yetki”, misyoner ise “görevli olan kişi” anlamına gelmektedir. 16. Yüzyılda Cizvitler tarafından, sömürge bölgelerinde yerli halk arasında Hıristiyanlığın yayılmasını sağlamak amacıyla görevlendirilen kilise temsilcilerine misyoner, bu şahısların gittikleri ülkelere ise misyon ülkeleri denilmiştir (2).

Arapçada ise misyonerler ‘mübeşşir’ yani müjdeleyen, misyonerliğe ise ‘tebşir’ yani müjde denilmiştir. Her ne kadar bu kullanım anlam karmaşasına sebep oluyorsa da misyoner kuruluşlar özellikle Arapçanın konuşulduğu bölgelerde sözcükleri bu şekilde kullanarak durumdan vazife çıkartmışlardır. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de mübeşşir ve tebşir ifadeleri Efendimiz (sav) ve getirdiği risalet için kullanılmıştır. Allah müjdeleyici ve korkutucu peygamberler gönderdi.”(Bakara, 213) “Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.”(Sebe, 28) Bu iki ayette de görüldüğü üzere Allah Resûlü (sav) ve tüm peygamberler “müjdeleyen (mübeşşir)” olarak zikredilmektedir. Misyonerliğin tarihine baktığımızda en eski, en büyük misyoner olarak kabul edilen Pavlus yaklaşık 15 yıl süren ve Anadolu, Yunanistan ile Makedonya’yı kapsayan üç önemli misyon seyahati gerçekleştirmiştir. Misyonerlik faaliyetleri özellikle Ortaçağ öncesinde Dominikenler ve Fransiskenlerden olan bazı tarikatlar tarafından devam ettirilmiştir. 17. Yüzyıldan sonra da Cizvitlerin ciddi destekleriyle yol kat etmiştir (3).

Pakize Tarzi, Bursa Amerikan Kız Koleji’ne devam ederken okulda hem Türk hem Amerikan kamuoyunu meşgul eden bir olay meydana geldi. Okuldaki bazı Türk öğrencilerin şikâyeti üzerine ortaya çıkan skandal şu şekildeydi: Okuldaki bazı öğretmenlerin Türk öğrencileri alıp özel programlar yaptığı, yemeklerden önce bazı dualar okuttuğu yönündeki şikâyetlerle beraber dört kız öğrencinin okulda vaftiz edilme haberi Türkiye kamuoyunda ciddi tepkilerle karşılanmıştır. Maarif Vekâleti olayı incelemek üzere okula müfettişler göndermiş, daha sonra Maarif Vekili bizzat kendisi incelemeler yapmak üzere okula gitmiştir (4). Sonuçta okul 1928 yılında kamuoyu baskıları sonucunda Amerika ile karşı karşıya gelme pahasına kapatılmıştır. Okulun müdiresi ve öğretmenlerine ise para cezaları kesilmiştir.

Bu okulda okuyan kız öğrenciler arasında o dönemin önemli bürokrat, yazar ve aydınlarının kızlarının olduğu düşünüldüğünde durumun ne kadar vahim olduğu ortaya çıkacaktır. Pakize Tarzi’nin daha önce bu okulda Hıristiyanlaştırılan ve sonrasında Müslüman Türk kızlarının Hıristiyanlaştırılmasında rehberlik yaptığı mahkeme kayıtlarına da geçmiştir (5). O dönemde küçüklüğünden beri istediği doktor olma arzusunu gerçekleştirmek için İstanbul Tıp Fakültesinde eğitimine devam etmiştir. Tarzi’nin hocaları arasında Hitler Almanya’sının baskıları sonucu ülkesinden ayrılıp Türkiye’ye yerleşmek zorunda kalan birçok akademisyen gibi ülkemize yerleşen ünlü jinekolog Wilhelm Liepmann da vardı. Tarzi de hocası gibi kadın doğum alanında uzmanlaşarak ülkenin ilk kadın doğum kliniğini açmıştır. Hocası Liepmann Türkiye’de kaldığı beş yıl boyunca Almanya’dakinden daha fazla, sezaryenle doğum gerçekleştirmiştir (6). Pakize Tarzi de hocasının yolunu bu manada takip etmiştir.

Tarzi, 1935 yılında Afganistan Kralı Emanullah Han’ın (7) yeğeni Fettah Tarzi ile evlenerek bir süre Roma’ya yerleşmişir. Bu evliliğinden bir oğlu iki kızı dünyaya gelmiştir. Kızlarından Zeynep, Robert Kolejinden mezun olmuş sonra Amerika’ya yerleşip Osmanlı hanedanından Ertuğrul Osman ile evlenmiştir.

Tarzi ailesinin küçük kızı Zeynep de annesi gibi yine misyonerlerin kurduğu bir okulda okuyup mezun olmuştur. Robert Koleji; 1863 yılından önce Bebek’te küçük bir evde açılmıştır. Amerikalı Board kurumunun finanse ettiği bu küçük okul, Hamlin adlı misyonerin çabalarıyla ve New York tacirlerinden Mr. Rinlender Robert’in maddi katkılarıyla 1878 yılına kadar masraflarının üstlenildiği, Mr. Robert’in öldükten sonra da malvarlığının beşte birini vakfettiği bir okuldur. Bu tarihe kadar Amerikan Koleji olarak isimlendirilen okul, sonrasında bağışçısının ismiyle anılmaya başlanmıştır.

Robert Koleji için önce Kuruçeşme taraflarında bir arsa alınmışsa da oraya okulun yapılması istenmemiş. Hamlin ve Robert, okulun özellikle Rumelihisarı tarafında olmasını istemiştir. Bunu da “Fatih, İstanbul’u buradan fethetti, biz de İstanbul’u kültürel ve manevi olarak buradan fethedeceğiz” diyerek Rumelihisarı tarafında ısrarcı olup okulu oraya inşa ettirmiştir(8). Okulun inşa edildiği arsayı da Osmanlı’da sadrazamlık başta olmak üzere birçok farklı görevde bulunan Ahmet Vefik Paşa Amerikalılara satmıştır.

Protestan misyonerlere arsasını satan Ahmet Vefik Paşa, öldükten sonra kendisinin Eyüp Sultan’a defnedilmesini vasiyet etmişse de Sultan 2. Abdülhamid arsasını misyonerlere sattığından dolayı kızgın olduğu Paşa’yı Eyüp Sultan’a defnettirmemiştir. Okulun dibindeki mezarlığa defnedip: “Protestanlara arsa satan adam, kıyamete dek onların çan sesini dinlesin (9)” diyerek kızgınlığını fiiliyata da geçirmiştir.

Robert Koleji kurulduktan sonra çok önemli görevler ifa etmiştir. Bunların en önemlisini şu şekilde özetleyebiliriz: Bu kolejin 1863-1903 yılları arasındaki mezunlarının çoğunu Bulgar öğrenciler oluşturuyordu. Kolejin ilk Bulgar mezunlarından beşinin Bulgaristan başbakanlığı görevinde bulunduğu ve Birinci Dünya Savaşı öncesine kadar Bulgar kabinelerinin her birinde muhakkak en az bir Robert Koleji mezunun yer aldığı (10) bilgisi okulun nasıl çalıştığını gözler önüne sermesi açısından önemli bir bilgidir.

Misyonerler yukarıda sadece iki örneğini sunduğumuz okullarla ülkemizin topraklarında kendi vatandaşlarımızı dinlerinden kopararak Hıristiyanlaştırmışlardır. Yazıda değindiğimiz iki okul dahi, Amerika’nın Boston eyaletindeki Board adlı bir misyonerlik kuruluşunun okuluydu. Anadolu topraklarında Gaziantep, Harput, Bitlis, İzmir ve daha birçok yerde farklı Avrupalı devletlerin ve misyoner kuruluşlarının açtıkları birçok okul yukarıda zikredilen faaliyetleri gerçekleştirmek için İslâm âleminin değişik coğrafyalarında cirit atmışlardır. Tarihte attılar hâlâ da atmaktadırlar…

Mehmet KURŞUNLU

Kaynakça:

1) Tarzi, Pakize, Anılarım, 1993. 2) Diyanet Ansiklopedisi, Misyonerlik Mad. 3) A.g.e. 4) Türkiye’deki Amerikan Okulları Sorunu, Fahir Armaoğlu. 5) URL-1: https://www.yenisafak.com/gundem/misyonerligegoz-yumulmus-2795215. 6) Arın Namal, Jin. Wilhelm Gustav Liepmann’ın İstanbul Üniveristesindeki Hizmet Süreci, Türk Aile Hek. Dergisi, 2008,12. 7) Emanullah Han Cumhuriyet kurulduktan sonra ziyaret eden Türkiye’yi ilk devlet başkanıdır. Hatta rivayet olunur ki Atatürk, Emanullah Han’ın huzurunda zeybek oyununu oynamıştır.8) Güngör, Erol, Türkiye’de Misyoner Faaliyetleri, Ötüken Neşriyat, 1999. 9) İslâmcı Dergilerde Yabancı Okullar: Robert Koleji Örneği, İDP, 13 Ocak 2018. 10) Sezer, Ayten, Osmanlı Döneminde Misyonerlik Faaliyetleri.

Davet Mektebi Editör