Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a olsun ki bizi Müslümanlardan kıldı, bize iyiyi ve kötüyü gösterdi. Müslümanlar ki her işlerinde Allah’ın kitabına, Resûlünün (sav) sünnetine başvururlar. Yemesi, içmesi, uyuması ve diğer mubah olan günlük işlerinde dahi başvuracakları kaynağı bilirler. Bugünlerde öğrendik ki sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın Allah’ın kanunlarına nizamına kulak vermesi gerekiyor. Söz konusu, yedikleri içtikleri gıdalar olsa bile. Zira bugün dünyayı etkisi alan Covid-19’un, helal olmayan yiyecekler ile insanlara bulaştığı ortadadır. Oysa Allah kullarına olan şefkatinden dolayı önceden uyarmıştı: “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helâl olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner” (Tâhâ, 81)

Yediklerimizin insan sağlığı üzerindeki etkilerini hepimiz bilmekteyiz. Peki ya akidemize olan etkisini biliyor muyuz? Bunun cevabını bizzat Rabbimiz veriyor: “Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır” (Bakara, 168)
Ne alakası var, şeytanın peşinden gitmekle yiyeceklerin? diye düşünenlere şunu diyoruz; Âdem (as) yediğiyle cennetten inmedi mi? Yediklerimiz söylediklerimizi de etkiler. Ayetin devamında şeytanın bize kötülüğü ve Allah’a karşı bilmediğimiz şeyleri söylememizi emrettiğini bildiriyor. Hatta yediklerimiz, semaya açtığımız avuçlarımızdaki dualarımızı da etkiler. Resûlullah (sav) buyuruyor:
‘Bir kimse (Hak yolunda) uzun sefere çıkar, saçları dağılmış, toza toprağa bulanmış bir hâlde ellerini semaya uzatarak: Yâ Rabbî, Yâ Rabbî! diye dua eder. Hâlbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram (hâsılı) kendisi haramla beslenmiş olursa, böyle bir kimsenin duası nasıl kabul edilir?’1
Dualarımızı, sözlerimizi ve Allah’ın rızasını etkileyen yediklerimiz; bize hem dünya hem ahiret mutluluğunu sağlar. İşte bir grup genç var ki akidesi için bedel ödemiş mağarada yıllarca kalmış Ashâbı Kehf’in diyaloğuna bakalım, dikkatimizi çeken önemli bir nokta:
“Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: “Ne kadar kaldınız”? dedi. (Bir kısmı) “Bir gün, ya da bir günden az”, dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin.” (Kehf, 19)
Düşünün kaç yıl geçiyor ve uyandıklarında önce Rabbimiz bilir diyorlar, akide sağlam… daha sonra ise temiz rızık istiyorlar. Sağlam akidenin getirdiği istek. Yediklerimiz ibadetlerimizi de etkiler. Namazı düşünelim, iki secde arası edilen dua nedir?
‘Ey Allah’ım beni bağışla bana ikramda bulun, afiyet ver, beni doğru yoluna hidayet et ve bana rızık ihsan eyle’2 Rızık istemek, meşru ve helal olanı istemek en güzel mutluluktur ki Efendimiz (sav) bu duayı bizlere öğretti. Yediklerimiz karakterimizi de etkiler mi? Bir kavim düşünün ki Allah onlara gökten bir sofra indiriyor, fakat onlar temiz olana razı oluyorlar mı?
“Bulutu üstünüze gölge yaptık. Size, kudret helvası ile bıldırcın indirdik. “Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin” (dedik). Onlar (verdiğimiz nimetlere nankörlük etmekle) bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı.” (Bakara, 57)
İnsan demek ki yedikleriyle kendine zulmettiği gibi, helal olandan vazgeçince de kendisine zulmedebiliyor, ki kendisine en güzel yiyecek sunulduğunda bile. Yediklerimiz hesap sorucu olarak gelir; Bir yetimin malını yemek zulüm değil mi? Hesabı sorulacak her lokmamızın .. Yediklerimizin o zorlu günde amellerimizi yememesi için dua ediyoruz. İnanıyoruz ki Rabbimizin helal kıldığında fayda, haram kıldığında zarar vardır. Son olarak; kimler kazanacak? diye soracak olursanız, şunu deriz: ‘Eve helal rızık getiren, evde helal rızık bekleyen ve nesilleri helal ile büyütenler kazanacak.’

Kaynakça

1) Müslim, Zekât, 19; Tirmizî, Tefsir, 3; Ahmed b. Hanbel, 2, 328. 2) Tirmizî, Salât, 211; İbn Mâce, İkâmet, 23.