İnsanlığın varoluşundan bu yana beslenme ihtiyacı hiç şüphesiz tüm insanların temel gereksinimlerinden biri olmuştur. Bunu en iyi bilen Rabbimiz, bizleri çeşitli nimetlerle donatmış, eşref-i mahlûkat olarak yarattığı biz insanlara akıl nimetini bahşederek nimetlerden nasıl yararlanacağımız konusunda da yardımda bulunmuştur. Elbette dünya imtihanının bir gereği olarak her nimette olduğu gibi yiyecek ve içecekler konusunda da bizlere bir sınır belirlemiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu husus ‘‘Ey insanlar, yeryüzünde bulunan şeylerin tayyib (temiz) ve helâl olanlarından yiyin; sakın şeytana ayak uydurmayın, onun izinden gitmeyin. Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.’’ (Bakara, 168) ayetinde özetlenmiştir.

Birçok ayet ve hadîste de bu konu üzerinde durulmuş, Müslümanlar için hangi nimetlerin sağlıklı, temiz ve helal olduğu belirtilmiştir. “Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah’a itaatten kopmak)tır. Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim. Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Mâide, 3)
Rabbimiz, bazı helal ve haramları ise Kur’ân’da zikretmemiş, onları Resûlullah’ın (sav) açıklamasını istemiştir. Bu durumdan Kur’ân-ı Kerîm şöyle bahsetmektedir. ‘‘Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resule, o ümmî peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır. Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura (Kur’ân’a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.’’ (Ârâf, 157)
İslâm’ın sahih kaynaklarında bu kavramlar ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır. Bu yazı ise toplumdaki artan gıda çeşidi nedeniyle daha fazla kâr peşinde koşarken helali haramı gözetmeden üretim yapan üreticilerin varlığının, hangi hile ve tağşişlere başvurduklarının, üretimde kullandıkları katkı maddelerinin bilincinde olmamız ve bunlara karşı tedbirli olmamız amacıyla kaleme alındı. Hile ve tağşiş örneklerini, şüpheli gıda katkı maddelerini, özetlemeye çalıştığım ‘‘Helal Olsun: II’’ başlıklı yazıda daha detaylı şekilde ele alınacaktır.
Ebû Hureyre’den nakledilen rivayete göre Hz. Peygamber (sav) bir gün pazar yerinden geçerken elini bir hububat yığınının içine sokmuş, altının ıslak olduğunu görünce satıcıya sebebini sormuştur. Satıcı yağan yağmurun ıslattığını bildirince, Allah’ın elçisi şöyle buyurmuştur: “Bu ıslaklığı herkesin görmesi için hububatın üzerine çıkarman gerekmez miydi? Hile yapan, bizi aldatan bizden değildir”1
İlaçlar: Bazı İslâm Âlimleri, zaruri hallerde haram madde içeren ilaçları caiz kabul etmişlerdir. Ancak günümüzde etken maddelerin helal yoldan da alternatifleri mevcutken gerek maliyet artışı gerekse tüketicilerden talebin az olması nedeniyle göz ardı edilmektedir. ‘‘Allah teâlâ, ümmetimin şifasını, onlara haram kıldığı şeylerde yaratmamıştır.’’2 Hadîs-i şerîfi bizleri bu konu hakkında düşünmeye sevk etmektedir. Örneğin şeker hastası birinin, bir ömür boyunca kullanmak zorunda kaldığı İnsülin’in sığırdan elde edilme olanağı varken domuzdan üretilmesinde ısrar edilmesi olsa olsa biz Müslümanların tembelliğinden, haramla mücadele ruhumuzun azalmasındandır. Aynı zamanda ilaçlara katılan alkol, jelatin ve daha nicelerinin kullanımından vazgeçilmesi, haram yoldan tedaviyi kolay kolay kabullenemeyen mücahitlerin kararlı duruşunu beklemektedir.
Temel gıda maddemiz olan ekmek dahi şüpheliyken günümüz şartlarında sadece helal gıdalar ile beslenmek, başta yurt dışındaki kardeşlerimiz olmak üzere tüm Müslümanlar için imkânsıza yakın bir hâl almıştır. Bu konuda yüce dinimiz ‘‘…Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez…’’ (Bakara, 185) ayeti gereğince bizlere bir yol göstermiştir. Bu konuyu açıklığa kavuşturan bir Hadîs-i şerîfte Hz. Ayşe’den (r.a) rivayetle; Ashab-ı kiramdan bazıları efendimizin huzuruna gelerek:
“Ey Allah’ın Resûlü, cahiliyet döneminden yeni kurtulmuş olan bazı kimseler (kesilirken) üzerine Allah’ın isminin anılıp anılmadığını bilmediğimiz etleri getiriyorlar biz bu etlerden yiyebilir miyiz?” diye sormuşlar da Resûlüllah (sav): “Bismillah deyiniz ve yiyiniz!” buyurmuştur.3
Ancak zaruri haller dışında şüpheli şeylerin tümüyle göz ardı edilmesi, Resûlullah’ın (sav) ‘‘Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak!’’4 Hadîs-i şerîfinde de buyurulduğu üzere istenmemiştir. Başka bir Hadîs’te de ‘‘Helal bellidir, haram da bellidir. Bu ikisinin arasında da bazı şüpheli şeyler vardır ki kim onlardan uzak durursa dinini ve ırzını/şerefini korumuş olur.’’5 buyurularak konunun ehemmiyeti vurgulanmıştır. Rivayete göre selef-i salihin diyorlardı ki: ‘‘Biz bir harama girme endişesiyle yetmiş helali terk ederdik.’’6
Gıdada şüphelerin artması nedeniyle helal ürünleri sertifikalandırma ihtiyacı doğmuştur. Ancak bu sektörde dahi ticari kaygı, dini kaygıların önüne geçebilmektedir. Ülkemizde eleştiriye açık olmakla beraber GİMDES’in sertifika vermiş olduğu ürünleri; fetva kurulunda değerli âlimlerin bulunması, kefalet yolu ile bu işi üstlenmeleri ve düzenli denetimlerin sonucunda sıkıntılı firmaların sertifikalarını iptal ettiklerini gördüğümden dolayı gönül rahatlığıyla tüketiyor ve sizlerin de incelemesini tavsiye ediyorum. Son olarak yazımı bir ayet meali ile bitirmek istiyorum: “…Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, sen bizim Mevla’mızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.’’ (Bakara, 286)

Kaynakça

1) Müslim, İmân, 164; Ebû Dâvûd, Büyû’, 50; Tirmizî, Büyû’, 72. 2) Tirmizî, Tıbb, 7; İbn Mâce, Tıbb-II; Ebû Dâvûd, Tıbb-II. 3) Buhârî, Tevhîd, 13, Buyû’ 5, Zebâih, 21; Ebû Dâvûd, Edâhî 13 4) Tirmizî, Kıyamet, 60. 5) Buhârî, İmân, 39; Müslim, Müsâkât, 109. 6) Ebû Tâlib el-Mekkî, Kut’ü’l-Kulûb, 2, 434. 1) Bakara, 286.