Yüce Allah’a hamd, Hz. Muhammed’e, aline, ashabına ve etbaına salat ve selam olsun. Önceki yazımızda fakihlerin sünnete dayanarak namazın sıhhati için gerekli olduğunda ittifak ettikleri maddelerden ilk dördünü yani beş vakit namazın başlangıç ve bitiş saatlerini, farz namazların rekât sayısını, necasetten tahareti ve niyeti zikretmiştik. Bu yazımızda da geri kalan diğer maddeleri sunacağız. Ardından “Kur’ân’ın Anlaşılmasında Sünnetin Gerekliliği: Namaz Ayetleri” yazı dizimizin sonucunu arz ederek konuyu tamamlamış olacağız. Söz konusu maddelerin geri kalan kısmı delilleriyle birlikte şöyledir:

5. İftitah Tekbiri
İftitah tekbiri ile ilgili varit olan bazı hadîsler şöyledir:
Ali b. Ebî Tâlib’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Namazın anahtarı taharet, girişi tekbir, çıkışı ise selamdır.”1
Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre o şöyle dedi: “Resûlullah (sav) mescide girdi. Ardından bir adam da mescide girip namaz kıldı. Sonra Resûlullah’a (sav) selam verdi. Resûlullah (sav) da selamını aldı ve ona, ‘Dön ve namaz kıl, sen namaz kılmadın.’ dedi. Adam dönüp aynı şekilde yeniden namaz kıldı. Sonra gelip Resûlullah’a (sav) selam verdi. Resûlullah (sav) tekrar ona, ‘Dön ve namaz kıl, sen namaz kılmadın.’ dedi ve bu üç kez tekrarlandı.
Bunun üzerine adam, ‘Seni hak ile gönderen Allah’a yemin ederim ki bundan iyisini bilmiyorum, bana öğret.’ dedi. Resûlullah (sav) da şöyle dedi: ‘Namaza kalktığın zaman tekbir getir. Sonra Kur’ân’dan bir miktar oku. Sonra rükûa eğil ve biraz rükûda bekle. Sonra kalkıp doğrul. Sonra secdeye varıp biraz secdede bekle. Sonra kalkıp otur ve biraz bekle. Sonra secdeye varıp biraz secdede bekle. Bunu namazının bütününde yap.’ dedi.”2 Ebû Hureyre’den gelen başka bir rivayette de hadîsin devamında şu ifadeler yer almaktadır: “Bunu yaparsan namazın tam olur. Bunlardan bir şeyi eksiltirsen namazını eksik kılmış olursun.”3 Bu hadîsler toplamından namazda iftitah tekbiri getirmenin vacip olduğu anlaşılmaktadır.
6. Kıyam
Namazda kıyamın farz olduğuna delalet eden bir rivayet şöyledir: İmran b. Huseyn’den (r.a) rivayet edildiğine göre o şöyle dedi: Bende basur hastalığı vardı. Nasıl namaz kılacağımı Resûlullah’a (sav) sordum. O şöyle dedi: “Ayakta namaz kıl, buna gücün yetmezse oturarak kıl, buna da gücün yetmezse uzanarak kıl.”4 Alimler bu hadîse dayanarak farz namazlarda kıyamın, gücü yeten için farz olduğunda ittifak etmişlerdir.5
7. Kıraat
Namazda kıraatin farz olduğuna delalet eden bazı rivayetler şöyledir:
Yukarıda iftitah tekbiri ile ilgili açıklamada geçtiği üzere Resûlullah’ın namazını yanlış kılan kişiye “Sonra Kur’ân’dan bir miktar oku.” dediğini belirten rivayet.”6
Ubâde b. Sâmit’ten rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle dedi: “Kitab’ın fatihasını okumayanın namazı yoktur.”7
Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle dedi: “Kim bir namaz kılar da Fatiha suresini okumazsa namazı eksiktir, tam değildir.”8
Bazı fakihler namazda kıraatin farz olduğuna delalet eden delilin “Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun.” ayeti olduğunu söylemişlerse9 de bu ayetin namazdaki kıraate delaleti herkesin anlayacağı bir şekilde açık değildir. Tefsir kitaplarında bu ayete farklı şekillerde anlam verilmiş olması da buna delalet etmektedir.10
8. Bir Rekatta İki Secde
Her rekatta iki secdenin farz olduğuna delalet eden delillerden biri, yukarıda iftitah tekbirini açıklarken zikredilen Ebû Hureyre hadîsidir. Bu hadîste iki secdenin farz olduğuna delalet eden kısım şöyledir: “Sonra secdeye varıp biraz secdede bekle. Sonra kalkıp otur ve biraz bekle. Sonra secdeye varıp biraz secdede bekle. Bunu, namazının bütününde yap.’11
9. Teşehhüd Miktarı Son Oturuş
Teşehhüd miktarı son oturuşun farz olduğuna delalet eden hadîslerden biri İbn Mesûd hadîsidir. İbn Mesûd hadîsinin teşehhüdün farz olduğuna delalet ettiğini söyleyenlerden biri de İshak b. Raheveyh’tir. Bu hadîste Resûlullah’ın (sav) İbn Mesûd’a teşehhüdü öğrettiği ve sonra da ona, “Bunu tamamladığın zaman namazın tamamlanmış ve vazifeni yerine getirmiş olursun.” dediği yer almaktadır.12 Bu hadîsi Ebû Dâvûd Sünen’inde, Ahmed Müsned’inde ve İbn Hibbân Sahih’inde rivayet etmiş, Merginânî de son oturuşun farz olduğuna bu hadîsi delil göstermiştir.13
10. Tertibe Riayet Etmek
Namazın farzlarında tertibe riayet etmenin farz olduğuna delalet eden birçok hadîs varit olmuştur: Bu hadîslerin bir kısmında Resûlullah’ın (sav) namaz kıldığı gibi namaz kılınması emredilmiş, bir kısmında Resûlullah’ın (sav) namaz kılma şekli açıklanmış, bir kısmında da Resûlullah’ın (sav) namaz kılmayı öğrettiği ifade edilmiştir. Bunların bütününden namazın farzlarında tertibe uymanın da farz olduğu sonucuna varılmıştır. Burada her bir kısımla ilgili birer hadîsin zikredilmesi uygun olacaktır.
Resûlullah’ın (sav) namaz kıldığı gibi namaz kılınmasını emrettiği hadîslerden biri şöyledir: “Benim namaz kıldığımı gördüğünüz şekilde namaz kılın.”14 Ebû Hatim bu ifadeyi şöyle açıklamıştır: Bu ifade bir emirdir. Resûlullah’ın (sav) namazda yaptığı bütün davranışları kapsar. Bu davranışlardan haber veya icma tahsisiyle sünnet olduğu sabit olanların terk edilmesinde bir sakınca yoktur. Bunun dışında kalanların ise bütün muhataplar tarafından uygulanması zorunlu olup terk edilmesi asla caiz değildir.15
Hz. Ayşe’den (r.a) rivayet edildiğine o şöyle demiştir: “Resûlullah (sav) namaza tekbir ve fatiha okumayla başlardı. Başını rükûdan kaldırınca doğrulmayıncaya kadar secdeye varmazdı. Başını secdeden kaldırınca da oturmayıncaya kadar secdeye gitmezdi. Her iki rekatta teşehhüd okurdu. Teşehhütte sol ayağını (üzerinde oturacağı şekilde) yayar, sağ ayağını dikerdi. Şeytan oturuşu gibi oturmaktan ve yırtıcı hayvanlar gibi bacakları dikerek oturmaktan sakındırırdı. Namazını selamla sonlandırırdı.”16
Yukarıda iftitah tekbirine delil olarak zikredilen hadîs aynı zamanda Resûlullah’ın (sav) namazın nasıl kılınacağını bizzat öğrettiği hadîstir.17
11. Mazeretsiz Olarak Farzlarından Birini Terk Etmenin Hükmü
Mazeretsiz olarak bilinçli bir şekilde, namazın farzlarından olduğunda ittifak edilen şeylerden birinin terk edilmesi durumunda, namazın bozulacağı, dolayısıyla da iade edilmesi gerekeceği konusunda ittifak edilmiştir.18 Yukarıda daha önce zikredilen, Resûlullah’ın (sav) namazını yanlış kılan kişiye “Dön ve namaz kıl, sen namaz kılmadın.”19 buyurduğu hadîs, namazın farzlarından birini terk eden kişinin namazının sahih olmayacağını dolayısıyla namazı iade etmesi gerektiğini ifade etmektedir.
Çalışmamızla ilgili olarak burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Bu hadîste namaz ile ilgili olup Kur’ân’da açık bir şekilde geçmeyen iftitah tekbiri, kıraat, her rekatta iki secde gibi bazı rükünler zikredilmiştir. Bunların tümünün yapılması durumunda namazın tam olacağı, bunlardan birinin eksik bırakılması durumunda da namazın eksik olacağı ifade edilmiştir. Buna göre namazın farzlarından olup sünnetle sabit olanların da terk edilmesi durumunda namazın sahih olmayacağının ve iade edilmesi gerekeceğinin yine sünnetle sabit olduğu söylenebilir.
12. Namazla Alakalı Olmayan Konuşmanın Hükmü
Fakihlerin namazda, namazla alakalı olmayan bir şeyleri bilinçli olarak konuşmanın namazı bozacağı hususundaki ittifakları bu konuda varit olan hadîslere dayanmaktadır. Bu hadîslerden biri şöyledir:
Muaviye b. Hakem es-Sülemî’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Ben Resûlullah (sav) ile birlikte namaz kıldığım bir anda orada bulunanlardan biri hapşırdı. Ben de ona ‘يَرْحَمُك اللَّهُ’ dedim. Birden herkes bana baktı. Ben de ‘Vay başıma gelenler, ne oldu, neden bana böyle bakıyorsunuz?’ dedim. Bu defa elleriyle dizlerine vurmaya başladılar. Onların beni susturmak istediklerini anlayınca sustum. Resûlullah (sav) namazı tamamladıktan sonra –Anam babam ona feda olsun ne öncesinde ne de sonrasında ondan daha iyi öğreten bir öğretmen bulamadım. Vallahi ne bana kızdı ne beni azarladı ve ne de beni dövdü.- şöyle dedi: ‘Bu namazda, insanların söylediği sözlerin konuşulması uygun değildir. Namaz sadece tesbih, tekbir ve Kur’ân okumaktan ibarettir.”20
Her ne kadar bazı sahih rivayetlerde daha önce namazda konuşulduğu, kişinin, yanında namaz kılanla konuştuğu, bu durumun “(وقوموا لله قانتين) Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun.”21 ayeti nazil oluncaya kadar devam ettiği, bu ayetin nazil olmasıyla namazda susmanın emredildiği ve konuşmanın yasaklandığı zikredilmişse de,22 yine de bu konuda varit olan bu rivayetler olmadan, ayetin herkesin anlayabileceği bir şekilde namazda konuşulmaması gerektiğine delalet ettiği sonucunu çıkarmak zordur. Nitekim müfessirlerin ayete farklı şekillerde anlam vermelerinden de bu anlaşılmaktadır. Mesela İbn Cerîr’in naklettiğine göre;
– Bazı müfessirler ayetteki “قانتين” kelimesinin “الطاعة” anlamında olduğunu söylemiş, buna göre ayete, namazda yapmanızı emrettiği şeyleri yapma, yasakladıklarından da kaçınma suretiyle ona itaat ederek namaz kılınız şeklinde anlam vermiştir.
– Bazıları ayetteki bu kelimenin “السكوت” anlamında olduğunu söylemiş, buna göre ayete, namazda konuşmamanızı emrettiği şeyleri konuşmaktan sakınarak namaz kılınız şeklinde anlam vermiştir.
– Bazıları ayetteki “قانتين” kelimesinin “الركود والخشوع” anlamında olduğunu söylemiş buna göre ayete, namazda boş ve abes şeylerle meşgul olmadan sükûnet ve huşû içerisinde namaz kılınız şeklinde anlam vermiştir.
– Bazıları da ayetteki “قانتين” kelimesine dua etmek şeklinde anlam vermiştir.
İbn Cerîr ayetin anlamı ile ilgili bu görüşlerin her birinden sonra da ona delalet eden birçok rivayet zikretmiştir.23
İbn Cerîr daha sonra da bu görüşlerden birincisini tercih etmiş ve tercih gerekçesini de şöyle ifade etmiştir: “(القنوت) kunût” kelimesinin kök anlamı “(الطاعة) itaat”tir. Namazda Allah’a itaat bazen Allah’ın konuşulmamasını emrettiği şeyleri konuşmaktan sakınmakla, bazen huşû ve sükûnetle, bazen kıyamı uzatmakla, bazen de dua etmekle gerçekleşir. Çünkü bunların bütünü kulun ya namazda yapması emredilen veya namazda yapması tavsiye edilen şeylerden biridir. Kul bunlardan hangisini yaparsa yapsın rabbine itaat etmiş sayılır. Bundan dolayı bazıları burada kunût kelimesini namazda, namazla alakalı olmayan şeyler konusunda sessizlik/konuşmama olarak açıklamıştır ki bu da namazda Allah’ın kullarına farz kıldığı şeylerden biridir.24
Sonuç
“Kur’ân’ın Anlaşılmasında Sünnetin Gerekliliği: Namaz Ayetleri” konulu bu çalışmada şu sonuçlara varılmıştır:
1. Kur’ân-ı Kerîm’de namazın hükümleri, keyfiyeti/kılınış biçimi hakkında verilen bilginin, namaz hakkında Müslümanların uygulamalarında var olan bilginin çok azına tekabül ettiği anlaşılmıştır.
2. Müslümanların uygulamalarındaki namaz biçiminin fıkıh kitaplarında detaylı bir şekilde zikredildiği görülmüştür.
3. Kur’ân’da zikredilmeyen namaz ile ilgili hükümlerden, en azında fakihlerin farz/vacip oluşunda ittifak ettikleri kısmın kaynağının genellikle Resûlullah’ın (sav) Sünneti olduğu görülmüştür.
4. Resûlullah’ın (sav) gerek sözleri gerekse uygulamalarıyla namaz hakkında yapmış olduğu açıklamaları yani bu konudaki Sünneti bilinmeden, Yüce Allah’ın namaz emrinin nasıl uygulanacağının tam olarak bilinemeyeceği anlaşılmıştır.
5. Son olarak, Kur’ân-ı Kerîm’in bir parçası olan namaz ayetlerinin tam olarak anlaşılmasının ve Allah’ın irade ettiği biçimde uygulanmasının Sünnet’in beyanına ihtiyaç duyduğu görülmüştür. Namaz ayetleri örneğinden hareketle en azında Kur’ân’ın bir kısmının Sünnet’in beyanı olmadan doğru bir şekilde anlaşılıp uygulanmasının mümkün olmadığı anlaşılmıştır.

Kaynakça

1) Ebû Dâvûd, Tahâret, Hadîs no: 61; Namaz, Hadîs no: 618; İbn Mâce, Tahâret, 3, Hadîs no: 275; Hâkim, el-Müstedrek I, 212, Hadîs no: 457. Elbânî, Ebû Dâvûd üzerindeki talikinde bu hadîsin hasen-sahîh olduğuna, Şuayb Arnavut ve diğerlerinin İbn Mâce üzerindeki taliklerinde bu hadîsin hasen ligayrih olduğuna hükmetmişlerdir. Hâkim de bu hadîsi Ebû Saîd kanalıyla nakletmiş ve Müslim’in şartlarına göre sahîhü’l-isnad olduğuna hükmetmiştir. 2) Buhârî, Ezân, Hadîs no: 793; Müslim, Namaz, 11, Hadîs no: 397. 3) Ebû Dâvûd, Salât, Hadîs no: 856. Elbânî, Ebû Dâvûd üzerindeki talikinde bu hadîsin sahîh olduğuna hükmetmiştir. 4) Buhârî, Taksîru’s-Salât, Hadîs no: 1117. 5) Sâbık, I, 114; Zeydân, I, 230. 6) Buhârî, Ezân, Hadîs no: 793; Müslim, Namâz, 11, Hadîs no: 397. 7) Buhârî, Ezân, Hadîs no: 756. 8) Müslim, Namâz, 11, Hadîs no: 395. 9) İbn Kudâme, I, 343-344; Zuhaylî, II, 831 10) Bkz. Kurtubî, XIX, 53-54; İbn Kesîr, VIII, 258. 11) Buhârî, Ezân, Hadîs no: 793; Müslim, Namâz, 11, Hadîs no: 397. 12) Ebû Ömer Yûsuf b. Abdulberr, et-Temhîd limâ fi’l-Muvatta mine’l-meânî ve’l-esânîd, Thk. Mustafa b. Ahmed vd., Vezâretu Umûmi’l-evkâf, Mağrib, 1387, X, 214. 13) Cemâluddîn Abdullah ez-Zeyleî, Nasbu’r-râye li ehâdîsi’l-hidâye, Thk., Muhammed Avvâme, Muessesetu’r-Reyyân-Dâru’l-Kıble, Beyrût-Cidde, 1997, I, 306-307. 14) Buhârî, Ezân, Hadîs no: 631; Edeb, Hadîs no: 6008; Ahbâru’l-Âhâd, Hadîs no: 7246 15) İbn Hibbân, IV, 541. 16) Müslim, Salât, 46, Hadîs no: 498 17) Buhârî, Ezân, Hadîs no: 793; Müslim, Namâz, 11, Hadîs no: 397. 18) İbn Rüşd, 169; Sâbık, I, 231. 19) Buhârî, Ezân, Hadîs no: 793; Müslim, Namâz, 11, Hadîs no: 397; Ebû Dâvûd, Salât, Hadîs no: 856. 20) Müslim, Mesâcid, 7, Hadîs no: 537. 21) Bkz. Buhârî, Cum’a, Hadîs no: 4534; Müslim, Mesâcid, 7, Hadîs no: 539. 22) Bakara, 238. 23) Bkz. İbn Cerîr, IV, 375-383. 24) İbn Cerîr, IV, 383-384.