Yüce Allah’a hamd, Hz. Muhammed’e, âline, ashabına ve etbâına salat ve selam olsun. Önceki yazımızın sonunda, Kur’ân’da açıkça veya hiçbir şekilde zikredilmediği halde, namazın sıhhati için gerekli olduğu konusunda fakihlerin ittifak ettikleri hususları maddeler halinde zikretmiştik. Bu yazımızda da fakihlerin söz konusu maddeleri Sünnet’ten istinbat ettiklerini göstermeye çalışacağız. Bu da doğal olarak fakihlerin ittifakıyla namaz ayetleri örneği üzerinden Kur’ân’ın anlaşılmasında Sünnet’in gerekli olduğunu ortaya koymuş olacaktır. Söz konusu maddelerin tümünü bir yazıda zikretmek; dergide bize ayrılan kısmı aşacağından bu yazımızda bu maddelerin bir kısmını arz edecek diğer kısmını da inşallah derginin sonraki sayısında sunmaya çalışacağız. Söz konusu maddelerin bir kısmı delilleriyle birlikte şöyledir:

  1. Beş Vakit Namaz ile Her Birinin Başlangıç ve Bitiş Zamanı

Beş vakit namazın başlangıç ve bitiş saatlerine ve günde beş vakit namazın farz olduğuna delalet eden delillere bakıldığında Kur’ân-ı Kerîm’de sadece namaz vakitlerine işaret edildiği görülür. Bununla ilgili bazı ayetler şöyledir:

“Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl.” (Hûd, 114) “Güneşin zevalinden gecenin karanlığına kadar namazı kıl. Bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir.” (İsrâ, 78) “Güneşin doğuşundan önce ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tesbih et.” (Tâhâ, 130)

Fakihler bu ayetlerin namaz vakitlerine işaret ettiğini ifade etmişlerdir.1 Ancak bu ayetlerden hareketle günde beş vakit namazın farz kılındığı sonucunu çıkarmak zordur. Namazların başlangıç ve bitiş saatlerini tam olarak tespit etmek ise mümkün görünmemektedir. Müfessirlerin bu ayetlerin tefsirindeki farklı yorumları da buna delalet etmektedir.2

Hadis-i şeriflerde ise bir günde kılınan namaz sayısı ve bu namazların başlangıç ve bitiş saatleri tam olarak beyan edilmiştir. Müfessirler bu ayetlerin tefsirinde söz konusu hadislerden yararlandıkları gibi fakihler de bu hadislere dayanarak namaz vakitlerini tespit etmişlerdir. Bu hadislerden bir tanesi şöyledir:

Ebû Mûsâ (r.a) kendi babasından şöyle rivayet etmiştir: “Bir adam Resûlullah’a (sav) gelip namaz vakitleri hakkında soru sordu. Resûlullah (sav) ona bir cevap vermedi. Sabahleyin fecir doğunca, henüz insanlar karanlıktan dolayı birbirlerini tanıyamayacak durumda iken Bilal’e (r.a) sabah namazı için kamet getirmesin emretti. Sonra öğle vakti güneş tepeden zail olup/batıya doğru meyledip kişinin, gün tam yarı oldu, dediği zaman olunca -ki Resûlullah (sav) zamanı onlardan daha iyi bilendi- Bilal’e (r.a) öğle namazı için kamet getirmesini emretti. Sonra daha güneş yüksekte iken ona, ikindi namazı için kamet getirmesini emretti.

Sonra güneş batınca ona, akşam namazı için kamet getirmesini emretti. Sonra şafak kaybolunca ona, yatsı namazı için kamet getirmesini emretti. Sonraki gün ise sabah namazını kişinin güneş doğdu veya doğmak üzeredir, diyeceği zamana kadar geciktirdi. Sonra öğle namazını dünkü ikindi vaktine yakın bir zamana kadar geciktirdi. Sonra ikindi namazını öyle geciktirdi ki, onu kıldıktan sonra artık kişinin güneş kıpkırmızı oldu, dediği zaman bıraktı. Sonra akşam namazını şafağın kaybolmaya yaklaştığı zamana kadar geciktirdi. Sonra yatsı namazını gecenin ilk üçte birine kadar geciktirdi. Sabah olunca da soruyu soran adamı çağırıp ona ‘Namaz vakitleri işte bu ikisi arasıdır.’ dedi.”3

  1. Farz Namazların Rekât Sayısı

Farz namazların rekât sayısı ile ilgili birçok hadis varit olmuştur. Bunlardan bazıları şöyledir:

Abdullah b. Sercis’ten (r.a) rivayet edildiğine göre bir adam mescide girdi. Resûlullah (sav) sabah namazı kılıyordu. Adam mescidin bir kenarında iki rekât namaz kıldı. Sonra da Resûlullah’a (sav) tabi oldu. Resûlullah (sav) selam verince ona, “Ey falanca iki namazdan hangisi senin namazın? Tek başına kıldığın namaz mı, bizimle kıldığın namaz mı?” dedi.4

Kays b. Amr’ın (r.a) rivayet ettiğine göre Resûlullah (sav) bir adamın sabah namazından sonra iki rekât namaz kıldığını gördü. Bunun üzerine ona “Sabah namazı iki rekâttır” dedi. Adam da “Ben sabah namazından önceki iki rekâtı kılmamıştım, şimdi onu kıldım” dedi. Resûlullah (sav) da bir şey demedi.5

Ebû Katâde’nin (r.a) rivayet ettiğine göre babası şöyle dedi: Resûlullah (sav) öğle namazının ilk iki rekâtında Ümmü’l-kitap (Fatiha suresi) ve iki sure okuyor, diğer iki rekâtında ise sadece Ümmü’l-kitabı okuyordu. Ayrıca ayeti duyacağımız şekilde okuyordu. Birinci rekâtı ikinci rekâttan daha fazla uzatıyordu. İkindi ve sabah namazlarında da durum böyleydi.6

Ebû Said el-Hudrî’den (r.a) rivayet edildiğine göre o şöyle dedi: “Resûlullah (sav) öğle namazının ilk iki rekâtının her birinde otuz ayet okuyuşu kadar duruyordu. Son iki rekâtın her birinde de on beş ayet okuyuşu kadar duruyordu. İkindi namazının ilk iki rekâtının her birinde on beş ayet okuyuşu kadar, son iki rekâtın her birinde de bunun yarısı kadar duruyordu.”7

İbni Abbâs’tan (r.a) rivayet edildiğine göre o şöyle dedi: “Resûlullah (sav) Medine’de yedi ve sekiz kıldı: Öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını.”8

Urve b. Zübeyr’in (r.a) Ayşe’den (r.a) rivayet ettiğine göre o şöyle dedi: Allah namazı farz kıldığında mukim ve seferi için ikişer rekât halinde farz kıldı. Seferi için rekât sayısı aynen kaldı mukim içinse arttırıldı.”9 Urve b. Zübeyr’in (r.a) Ayşe’den (r.a) olan diğer bir rivayetinde ise Resûlullah’a (sav) ilk olarak namazın ikişer rekât halinde farz kılındığı, akşam namazının ise üç rekât olduğu yer almaktadır.”10

Görüldüğü gibi bu hadislerde farz namazların rekât sayısı açık bir şekilde zikredilmiştir.

  1. Necasetten Taharet

Namaz kılanın bedenini, elbisesini ve namaz kıldığı yeri necasetten temizlemesi gerektiğine delalet eden birçok hadis varit olmuştur. Bu hadislerden bazıları şöyledir:

Resûlullah (sav) iztihaze kanı gören kadına “Kanını temizle, sonra namazını kıl.” demiştir.11

Ebû Said el-Hudrî’nin (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Resûlullah (sav) ashabı ile birlikte namaz kıldığı bir esnada ayakkabısını çıkarıp sol tarafına bıraktı. Bunu gören sahabiler de ayakkabılarını çıkardılar. Resûlullah (sav) namazını tamamladıktan sonra onlara, ‘Sizi ayakkabılarınızı çıkarmaya iten nedir?’ dedi. Onlar da ‘Senin çıkardığını görünce biz de çıkardık ey Allah’ın Resûlü’ dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sav), ‘Cibril (a.s) bana geldi ve onlarda pislik bulunduğunu bildirdi’ dedi ve şöyle devam etti. ‘Sizden biri mescide geldiği zaman bir baksın, ayakkabılarında pislik görürse onu temizlesin, sonra da onlarla namaz kılsın’ dedi.”12

Ebû Hureyre’nin (r.a) rivayet ettiğine göre bir bedevi mescitte bevl etti. İnsanlar ona sataştı. Bunun üzerine Resûlullah (sav), “Onu bırakın. Bevlettiği yere de bir kova su dökün. Allah sizi kolaylaştırıcı olarak gönderdi, zorlaştırıcı olarak değil” dedi.13

Bu hadisler namaz kılanın bedeninin, elbisesinin ve namaz kıldığı yerin necasetten temiz olması gerektiğine açık bir şekilde delalet etmektedir. Bazı fakihler necasetten taharete delil olarak “Elbiseni temizle” (Müddessir, 4) ayetini zikretmişlerdir.14 Her ne kadar necasetten taharetin bu ayetin umum ifadesinin kapsamına girdiği söylenebilse de bu konuda varit olan hadisler olmasaydı sadece bu ayete dayanarak namazda, necasetten taharetin farz olduğu anlamını çıkarmanın kolay olmayacağı açıktır.

Nitekim bu ayetin tefsirinde müfessirlerin zikrettikleri manalar düşünüldüğünde; ayetin, namazın bir şartı olan necasetten taharete delaletinin muhtemel manalardan biri olduğu anlaşılacaktır. Yani sadece bu ayete dayanarak necasetten taharetin namazın şartı olduğu anlamını çıkarmanın zor olduğu görülecektir.15

  1. Niyet

Niyetin gerekli olduğuna delalet eden hadis, genel olarak amellerin sahih oluşunun niyete bağlı olduğunu ifade eden meşhur hadistir. Söz konusu hadis şöyledir: “Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği vardır. Kimin hicreti Allah ve Resûlüne ise onun hicreti Allah ve Resûlünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikâhlayacağı bir kadına ise onun hicreti de hicret ettiği şeyedir.”16

Bu hadis, herkese niyet ettiğinin karşılığının verileceğini açık bir şekilde örneklerle ifade etmektedir. Namaz da bir amel olduğuna göre onun da geçerliliği için niyetin gerekli olduğu anlaşılmaktadır. Bundan dolayı fakihler namaz için niyetin gerekli olduğu konusunda ittifak etmiş, delil olarak da bu hadisi zikretmişlerdir. Bazı fakihler ayrıca “Onlar sadece dini Allah’a halis kılarak ona ibadet etmekle emredildiler.” (Beyyine, 5) ayetini namazda niyetin vacip olduğuna delil olarak zikretmişlerdir.17 Ancak bu ayet yapılan ibadetin halis bir şekilde Allah için yapılması gerektiğine delalet etse bile, bunun namaz için niyetin şart olduğuna delaleti, hadisin delaleti kadar açık değildir. Hatta Cessâs bu ayetin tefsirinde; ayette, ibadeti ihlasla yapmanın emredildiği, bunun da ibadette Allah’a ortak koşulmaması anlamına geldiğini ifade ettikten sonra, ayetin niyetle -varlık ve yokluk açısından- hiçbir alakasının olmadığını ve niyetin vacip oluşuna delil olarak getirilmesinin doğru olmadığını ifade etmiştir.18

Bu yazının devamı niteliğindeki namazın sıhhati için gerekli olup Sünnet’le sabit olan iftitah tekbiri, kıyam, kıraat, her rekâtta iki secde ve diğer maddeleri gelecek yazımızda arz etmeye çalışacağız. Allah’a emanet olun.

Kaynakça

1) Seyyid Sâbık, Fıkhu’s-sünne, el-Feth li’l-i’lâmi’l-Arabî, Kahire, t.y. I, 84. 2) İbni Cerîr, XV, 502-515; XVII, 512-520; XVIII, 400- 402; İbni Atiyye, III, 211-212, III, 477-478; IV, 69-70; Beydâvî, III, 151; III, 264, IV, 42; Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî, el-Câmi’li ahkâmi’l-Kur’ân, thk., Berdunî, Ahmed ve İbrahim Atfayiş, 2. Baskı, Dâru’l-Kutubi’l-Mısriyye, Kahire,1964, IX, 109-110, X, 303-307, XI, 261; Nesefî, II, 272, 390; İbni Kesîr, IV, 354-355; V, 101-102, 325-326. 3) İbni Cerîr, XV, 502-515; XVII, 512-520; XVIII, 400- 402; İbni Atiyye, III, 211-212, III, 477-478; IV, 69-70; Beydâvî, III, 151; III, 264, IV, 42; Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî, el-Câmi’li ahkâmi’l-Kur’ân, thk., Berdunî, Ahmed ve İbrahim Atfayiş, 2. Baskı, Dâru’l-Kutubi’l-Mısriyye, Kahire,1964, IX, 109-110, X, 303-307, XI, 261; Nesefî, II, 272, 390; İbni Kesîr, IV, 354-355; V, 101-102, 325-326. 4) Muslim, Salâtu’l-musâfirîn, 9, H. no: 712. 5) Ebû Dâvud, Tatavvu’, 5, H. no: 1267. 6) Buhârî, Ezân, H. no: 776; Müslim, Salât, 34, H. no: 451. 7) Ahmed b. Hanbel, XVIII, 324. 8) Buhârî, Mevâkitu’s-Salât, H. no: 543. 9) Buhârî, Mevâkitu’s-salât, H. no: 543. 10) Bkz.: Ahmed b. Hanbel, XLIII, 357. 11) Buhârî, Vudû’, H. no: 228, 306, 331; Müslim, Hayz, 14, H. no: 333. 12) Ebû Dâvud, Salat, 89. 13) Buhârî, Vudû’, 220; Edeb, 6128. 14) Sâbık, I, 113; Zeydân, I, 181. 15) Bkz. İbni Cerîr, XXIII, 9-12; İbni Kesîr, VIII, 262-264; Kurtubî, XIX, 62-66; Râzî, XXX, 698-699; Şafiî, Ahkamu’l-Kur’ân, cem. Beyhakî, 2. Baskı, Mektebetu’l-hancî, Kahire, 1994, I, 80-81; Ebû Zekeriyyâ Yahyâ el-Ferrâ, Meâi’l-Kur’ân, thk. Ahmed Yûsuf vd., Dârü’l-Mısrıyye, ty., III, 200; İbrâhim b. Sırrî ez-Zeccâc, Meâi’l-Kur’ân ve i’râbuhû, Thk., Abdülcelil Abdûh, Âlemü’l-kutub, Beyrut, 1988, V, 245. 16) Buhârî, Bedu’l-vahy, H. no: 1. 17) Buhârî, Bedu’l-Vahy, H. no: 1. 18) Ahmed b. Ebu Bekir er-Râzî el-Cessâs, Ahkâmu’l-Kur’ân, thk., Muhammed Sadık Kamhâvî, Dâru İhyâi’t-turâsi’l-Arabî, Beyrut, 1405, V, 374.