Eğitimcinin Paradigması ve Çocuk – Eğitim – Başarı Üzerine

19

Bir öğretmen etrafında olup biten olaylardan, olgulardan kendini soyutlayamaz.
Öğrencilerinin başarısızlığında kendi sorumluluğunun da var olduğunu bilmelidir.
Bu sorumluluk bilinci, öğretmeni toplumda Rol- model insan yapar ve saygınlığını arttırır.

A) EĞİTİMCİNİN PARADİGMASI ÜZERİNE

Eğitimin inşasında eğitimcinin paradigması (bakış açısı) son derece önemlidir. Hz. Ali der ki, “Çocuklarınızı çağınıza göre değil, çağlarına göre yetiştirin” Bu söz, geleceğimizin inşasında en önemli ve ileri bir projeksiyondur. Bu sözün muhatabı, eğitimciler ve ebeveynlerdir. Geleceği okumak, okuyabilmek önemli bir aşamadır. Bu aşamayı yakalayabilmek için çok okumak gerekmektedir. Bizler, ilk emri “OKU” olan bir medeniyetin çocuklarıyız. Okumak, kitapla sınırlı
bir etkinlik değildir. Olayları, olguları, eşyayı, nesneyi, evreni ve kendimizi okumalıyız. Bir değişkenli fonksiyonlarla değil, çok değişkenli fonksiyonlarla, çok boyutlu bir yaklaşımla okumak durumundayız. Mevlana der ki, “Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.” Bu söz, çocuklarımızın ve öğrencilerimizin seviyesine en uygun eğitim yöntemini ifade eder. Empatik yaklaşmalıyız. Kendi çocuğumuz söz konusu olunca neler yapmamız gerekiyorsa, öğrencilerimiz söz konusu olunca da aynı şeyleri yapmak durumundayız. Aksi halde dürüstlükten söz edilemez.

Bir öğretmen etrafında olup biten olaylardan, olgulardan kendini soyutlayamaz. Öğrencilerinin başarısızlığında kendi sorumluluğunun da var olduğunu bilmelidir. Bu sorumluluk bilinci, öğretmeni toplumda Rol- model insan yapar ve saygınlığını arttırır. Bir anne baba olarak çocuklarımız için öğretmenlerden ne istiyorsak, bize teslim edilen öğrencilerimize de aynı davranışı göstermeliyiz.

Bir Anne-Baba, çocuğu için ne ister? a) İyi bir alan eğitimi, b) Pozitif yaklaşım, c) Onoure edilme, d) Motive edilme, e) Aşağılanmama.

Bu talepler, herhangi bir eğitimcinin yapması gereken temel kriterlerdir. Bunu yaptığımızda, fazladan bir şey yapmış olmuyoruz. Sadece görevimizi ifa etmiş oluyoruz. Bu görev sorumluluğu çerçevesinde hareket edildiğinde, toplum bizi bağrına basar. İçinde yaşadığımız çağın insanına ve gelecek kuşaklara bir mesajımız, bir katkımız olmalı. Soran, sorgulayan, soruşturan, analiz eden, “pasif nesne olmayan”, “aktif özne olan” bir neslin yetişmesi için çaba harcamak durumundayız.
Böyle bir neslin yetişmesi için eğitimciler olarak yapmamız gerekenler kanaatimce şunlar olmalıdır:

1. Öğretmenler, öğrettiklerini derinlemesine anlamalı, içselleştirmelidir,

2. Öğrencilerin bireysel gelişimlerinin bilincinde olarak, bir eğitim-öğretim ortamı oluşturulmalıdır,

3. Öğrenmeyi arttıracak eğitim-öğretim etkinlikleriyle ilgili görevler ve stratejiler geliştirilmelidir,

4. Öğrencilere pozitif yaklaşım gösterilmeli,

5. Öğrencilerin duygu ve düşüncelerine karşı duyarlı olunmalı ve bunlar paylaşılmalı,

6. Öğrencilere pekiştireçler verilerek motivasyon sağlanmalı,

7. Başarılı öğrenciler onore edilerek, cesaretlendirilmeli,

8. Başarısız öğrenciler aşağılanmadan, başarısız oldukları noktalarda ipuçları verilerek başarı sağlanmalı,

9.Öğrenciler arasında mukayese yapılmamalı.

Her öğrencide öğrenme potansiyeli vardır. Önemli olan eğitimcilerin bu potansiyel aklı, kinetik akla dönüştürmeleridir. Eğitimcilerin, öğrencilerde var olan potansiyel aklı kinetik akla dönüştürmeleri için, alan bilgisine sahip olmaları gerekli ancak yeterli değildir. Gerek ve yeter şart, alan bilgisiyle birlikte yeterli pedagojik formasyona sahip olmalarıdır. Bu pedagojik formasyon da derinliğine olmalı. Eğitimci, hitap ettiği öğrenci kitlesinin iç dünyasını, psikolojik yapısını ve sosyolojisini bilmeli, onun duygu ve düşünce dünyasına vakıf olmalı ve paylaşmalıdır. Eğitimci; iz bırakandır, rol- model insandır ve ‘‘Şu Gök Kubbe altında hoş bir seda’’ bırakandır. “İnsanlar ekmekle doyar, emekle büyür ve sevgiyle yaşarlar.” Öğretmenlik bir SEVDA işidir. Onun mayasında sevgi vardır. Mesleğimizin temel taşı ve mayası sevgidir. Başarımızın sırrı ve yaşamanın anahtarı sevgidir.

B) ÇOCUK, EĞİTİM VE BAŞARI

Çocuk, aile bahçesinin nadide gülüdür. Bu gülün yetişmesi, gelişmesi gerekir. Her gülün kendine has güzelliği, kokusu ve ahengi vardır. Çocuğun kendisine, ailesine, çevresine ve bütün bir topluma yararlı olması, olumlu ve dengeli bir eğitim alması ile mümkündür. Çocuk eğitiminde üç temel unsur vardır: Öğrenci, Öğretmen ve ebeveyn. Bu üç bileşen, uyumlu-dengeli ve iletişim içinde, sorumluluk bilinciyle hareket ederlerse hedefe ulaşılır. “Bir okul, ancak öğretmenleri kadar iyi olur” der bir Bilge kişi. Öğretmen, eğitimin inşasında temel unsurdur. Aile, bu inşada yardımcı ögedir. Ailenin katkısı, büyük önem taşır. Öğrencinin derse ilgisi, sorumluluğu ve motivasyonu başarıyı kaçınılmaz kılar. Kayserililere göre başarının dört temel unsuru vardır. Bunlar şu şekilde sıralanır:

-Annenin ketesi -Babanın kesesi

-Öğretmenin nefesi -Öğrencinin hevesi.

Bu dört unsur bir araya gelince başarı sağlanır.

Çocuk eğitiminde dikkat edilmesi ve içinin doldurulması gereken temel kavramlar, kanaatimce şunlar olmalıdır:

1. Öz değer “Öz değer, kişinin kendisi hakkında ne hissettiğidir”.

Bu bağlamda her bir birey, farklı öz değerlere sahip olabilir. Öz değer aynı zamanda öz saygının ve motivasyonun temelini teşkil eder. Öz değer içseldir. İçsel olan öz değer, dışa yansır. Çocuklardaki öz değer çok kırılgandır. Öğretmenler ve ebeveynler bu kırılganlığı dikkate alan bir yaklaşımla yaklaşmaları oldukça önemlidir.

2. Öz güven “Öz güven, Kişinin kendi özelliklerinin ne ölçüde olumlu ya da olumsuz olduğu hakkındaki yorumu” şeklinde tanımlanabilir.

Öz güven önemli bir kişilik özelliğidir. Sorunlarla baş etmemizi ve zorluklara karşı dayanmamızı sağlayan önemli bir özelliktir.
Çocuk, içinde bulunduğu sosyal katmanda taleplerini, beklentilerini, itirazlarını yerine getiren, soran, soruşturan, sorgulayan, analiz eden, edilgen değil etken ve etkin olduğunu ortaya koyarak en üst seviyede öz güven duygusuna sahip olduğunu kanıtlamalıdır. Öz güveni gelişmiş çocukların akademik başarıları yüksek olur.

3. Motivasyon Motivasyon, “Davranışa enerji sağlayan, organizmanın içindeki ve çevredeki güç” olarak tanımlanır.

Motivasyon, davranışlarımıza, tutum ve tavırlarımıza hareketlilik kazandırır. Önümüze hedefler koymamızı sağlar. Motivasyon bizlerin içindeki umut çekirdeğidir. Bu umudu kırmamak, aksine yeşertmek, vereceğimiz cesaretlendirici katkılarla onun büyümesini ve umut çınarı haline gelmesine katkı sağlamak gerekmektedir. Motivasyon, çocuklarımızın geleceğini inşa etmede, daha ileriye gitmesini sağlayan önemli bir unsurdur. Her bir çocukta bir potansiyel akıl mevcuttur. Motivasyon, marifetiyle bu “potansiyel aklı” “kinetik akla” dönüştürmeliyiz.

4. Hayal Gücü

Çocuklarımızda var olan hayal güçlerini doyasıya kullanmasına hem fırsat hem de ortam sağlamalıyız. Bu, çocukların zihinsel fonksiyonlarının gelişmesine katkı yapar. Hayal gücü, çocuğun düşüncelerinin, duygularının daha ileri noktalara gelmesine yardımcı olur. Çocuğun hayal dünyasını açmada, hiçbir sınırlama getirilmemeli. Bu duyguları paylaşılmalı ve çocuklar cesaretlendirilmelidir. Duygular, düşünceler çocuğun hayatında önemli kilometre taşlarıdır.

5. Gelecek Tasavvuru

Çocukluk dönemi, kişiliğin oluşmasında önemli bir evredir. Bu evrede, çocuk zihinsel ve fiziksel olarak gelişirken bir birey olduğunun farkına varır. Çocuğun gelecek tasavvurunu inşa ederken dört başı mamur bir hassasiyetle yaklaşılmalı, çocuğun midesinin ihtiyaç duyduğu gıdaları vermemiz ne kadar bir gereklilikse, kalbinin ve ruhunun ihtiyaç duyduğu gıdaları vermemiz de o kadar bir gerekliliktir. Bir bilge, “İlim aklı, irfan kalbi ikna eder” der. Aklın ve kalbin inşasını dikkate almayan bir gelecek tasavvuru eksik bir tasavvurdur. Aklı ve kalbi birlikte düşünmek ve bunlar arasındaki koordinasyonu sağlamak, “ilim-irfan” merkezli bir yaklaşım olduğu gibi, aklın ve kalbin inşasında da temel bir yaklaşımdır. Çocuklar, geleceğimizdir. Hz. Ali’nin “çocuklarınızı çağınıza göre değil çağlarına göre yetiştirin” ve Bill Gates’in “hayat yolunda uzun farları yakarak ilerleyin” yaklaşımları yolumuzu aydınlatan önemli kıriterlerdir.

6. Korku Merkezli Bir Yaklaşımdan Kaçınmak.“Korku ikliminde bilgi yeşermez”

İnsanlar korktuğu ya da korkutulduğu zaman beyinde öğrenmeyi salgılayan madde ya yavaşlar ya da durur. Korkunun şiddetiyle öğrenme, ters orantılıdır. Korku çok şiddetli olduğunda, öğrenmeyi salgılayan madde durur. Korkunun şiddeti minimize edildiğinde, öğrenme maksimize olur. İnsan merkezli, sevgi odaklı ve pedagojik bir yaklaşımla eğitim-öğretim faaliyetlerini gerçekleştirdiğimiz zaman, çocukların severek ve inanarak öğrenmeyi gerçekleştirdikleri görülecektir. “Zorla güzellik olmaz” sözü de eğitimde önemli bir pedagojik yaklaşımdır.

7. Çocuklar Arasında Mukayese Yapmamak.

Gerek aile ortamında kardeşler arasında, gerekse okul ortamında öğrenciler arasında mukayese (karşılaştırma) yapmak doğru değildir. Bu, çocuklarda kıskançlığa ya da kin ve nefrete yol açabilir. Çocuklarımızla arkadaş gibi olmalıyız. Onları onore etmeli, onlara değer verdiğimizi ve sevdiğimizi belirtmeli-ifade etmeliyiz.
Onur bakımından bir çocuğun, bir müstahdemin ya da yüksek seviyede bir kişinin onuru aynıdır. Çocuğun onurunu dikkate alan bir anlayış, çocuğun gelişmesine, olgunlaşmasına katkı yapar.

8. Sabırlı Olmak.

Çocuğu büyütmek, eğitmek kolay bir şey değildir. Anneler, sadece çocuk doğurmazlar, bir toplumu inşa ederler. Öğretmenler de bu toplumu eğitirler. Toplumu inşa etmede ve eğitmede rol alan anneler ve öğretmenler, “Dünya hayatının ziyneti” olan çocukları, bütün toplumsal katmanlara yararlı olacak şekilde yetişmeleri noktasında, bir misyon yüklenmişlerdir. Bu misyon, çok kutsal ve zorlu bir meslektir. Mesleği icra ederken, sabrı kuşanmamız, sevgiyle yaklaşmamız ve sempatik davranmamız gerekmektedir.

9. Sevgiyle yaklaşmak.

Bir bilge kişi,” İnsanlar ekmekle doyar, emekle büyür ve sevgiyle yaşarlar” der. Sevgisiz büyüyen çocuklar, toplumun başına bela olurlar. Bir sevgi toplumunu inşa etmek, herkesin ve kesimin sorumluluğudur. Şunu unutmamalıyız ki, çocuklarımızın hem bedenleri, hem de emekleri bizim emanetimizdir. Bu emanete iyi bakmamız, iyi değerlendirmemiz hem insani, hem de İslami bir yükümlülüktür. İnsan yetiştirmek ve eğitmek bir sevda işidir. Bu işin mayasında sevgi vardır. Başarımızın sırrı ve yaşamanın anahtarı sevgidir.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER