Bu kaleme ilk adımı attırmak ile büyük davetçi Şehit İmâm Hasan el-Bennâ’nın davasının, mazlum ümmetin ve zalim emperyalizmin göğsünde, aklında, plan ve projelerinde, fiiliyatında değişimler yaşatması aynı yaşa denk geldi. el-Bennâ, otuzlu yaşlarda ümmete yeniden oksijen verecek çalışmalar yaparken sömürgeci İngilizlerin ve yerli işbirlikçilerin işini bozanların listesinde tepeye oturmasının üzerinden birkaç yıl geçmişti.

Hayrı elde etmek amacıyla büyük bir davetçi olmak isteyen birinin önündeki kâğıdın daha birinci el olması büyük bir kayıp mıdır? “Bir saatlik tefekkür geceler boyunca ibadet etmekten daha hayırlıdır.” şiarıyla, el-Bennâ’ya yöneltilen “Üstat, neden kitap yazmıyorsun?” sorusuna verdiği “Ben kitap yazmam, bir yere gittiğinde orayı ihya edecek adamlar yazarım.” (1) veciz sözünü tefekkür ettiğimizde beyaz sayfalarına mürekkep dokundurmayan, ama az veya çok eylemleriyle insanlara ruh verebilen İslâm davetçileri için büyük bir kayıp değildir demekten daha doğru bir söz bulamıyoruz.

Yazısıyla, yaşayışıyla ve davetiyle gecenin zifiri karanlığında eriyen mumun verdiği ışık misali üstatları tenzih ederek diyorum ki, nice mürekkep tüketicilerin büyük eserler bırakmasına rağmen, Allah korusun, belki de ahirette pişman olacakları “Bildiğinle amel et.” şiarını unuttuğunu gözlemlemekteyiz. Demek ki, kalem sallamayla bitmeyen işleri bitirmek için daha başka malzemeler de kullanmalıyız.

Günümüzde el-Bennâ’nın davasının durumunu ve Batı’nın el-Bennâ’nın davası hakkında belli etmemek için küçük harflerle çıkardığı yaygarayı toplarsak ve Üstat Fethi Yeken’in yıllar önce yazdığı “Mısır’ın ve Filistin’in yakın tarihini yazmak isteyen biri el-Bennâ’yı atlayarak yazamaz.(2) sözünü biraz daha geliştirip günümüze uyarlarsak “el-Bennâ, davası için zalim dünya düzeninin dengelerini değiştirecektir.” dememiz, derin düşünenler için mübalağa değildir.

Elindeki malzemelerle bu derece büyük iş yapmış, davetçilerin hocası el-Bennâ’nın püf noktası neydi? Büyük davetçi Üstat el-Bennâ hakkında eserler incelemeye çalışan biri, el-Bennâ’da aşağıdaki özelliklerin göze çarptığını fark edecektir:

  • Maneviyatının kendi kendine gelişmeyeceğini bildiğinden nafile oruçlarına, gece namazına, zikre, tefekküre vb. ibadetlere devam ederdi.
  • Hayatında temiz bir sayfa vardı. Günahlara bulaşmamaya hayati önem verirdi. Gıybet, haset, nefret gibi hastalıklardan uzaktı.
  • Ahlakı Peygamber (sav) ahlakını örnek alarak şekillenmişti. Birçok âlimle beraber Üstat Ali Ulvi Kurucu’da el-Bennâ’nın bir kalp avcısı olduğunu söylerdi. (3)
  • Hayatının her anında imtihanda olduğunu ve insanların bunu bilmesi gerektiğini düşünürdü.
  • Ümmetin ve dünyanın durumuna hâkimdi. Ümmetin parçalanmış olması, onun uykularını kaçırır, rahatını bozardı. Ümmetin bu hali, el-Bennâ’yı geceleri ağlama durumuna getirirdi.
  • Vakit’in nakit değil, nakitten de daha önemli olan “hayat” olduğunu hem düşünürdü hem de bunu hayatında gösterirdi.
  • Her fikirdeki Müslümanlarla iyi anlaşır ve aralarındaki ihtilaflı konuları hoş görür, bu konuları dile getirmemeye çalışırdı.
  • Birçok konuda bilgi sahibiydi. Yeterli bilgi elde ettikten sonra fazla bilgi elde etme yerine zamanını davetçi yetiştirerek geçirirdi.
  • Salih ve değerli insanlarla beraber olmaya özen gösterirdi.
  • Kendisine kin ve haset besleyenlere aynı şekilde muamele etmezdi ve onları da davaya kazandırmaya çalışırdı.
  • Yaz tatillerini eğlenceyle ve amaçsız gezilerle değil, bir aydan fazla süren eğitim kamplarında öğrencilerle veya amaç güden seyahatlerle geçirirdi.
  • İnsanların önemsemediği şahısları da çok önemserdi ve onlara ilgi gösterirdi.
  • Bir konuda kendisinden daha yetenekli birini gördü mü o şahsı daha da geliştirmeye çalışırdı. Nitekim günümüzün en büyük fıkıhçılardan biri olan Yûsuf el-Karadâvî’yi fıkıhçı olmaya kendisi yönlendirmiştir. (4)
  • Güzel bir amel işleyenin adını anardı, ama kötü bir amel işleyenin adını söylemezdi.
  • İslâm’ı anlatmak için fakirliğin, sınavın, işin, tayinin, evliliğin, misafirlerin, hastalığın, sürgün yemenin, tehditlerin vb. durumların getirdiği olumsuzlukların geçmesini beklemezdi. Kendisini tutuklamaya çalışan polise bile bir mesaj vermeye çalışırdı ki, sonunda polis amiri ondan özür dilerdi. (5)
  • Borçlansa bile davaya para harcamaktan geri durmazdı.
  • Kendisinin ayağını kaydırmaya çalışanlara acır ve ümmetin dertleriyle uğraşmaktan bu kişilere ayıracak zaman bulmazdı.
  • Öne çıkma arzusu hiç yoktu. Bu nedenle kendi şahsının önüne geçmeye çalışan, öne atılmak isteyen herkese müsaade ederdi. (6)
  • el-Bennâ her şartta, her yerde ve her zamanda davasını ilerletmekten geri durmamıştır. Hükümetin bizzat kendisi el-Bennâ’yı sürgüne göndermiştir. el-Bennâ gittiği yerde kısa sürede şehri kendi davetiyle toparlayınca Mısır Hükümeti pişman olup onu geri getirmek için uğraşmış ve el-Bennâ geri gelmiştir.(7)

Yukarıdaki örnekleri artırmak mümkün olmakla beraber genel çerçeve buydu. Allah yolunda büyük bir davetçi olmak isteyen biri, yukarıdakileri yaptıktan sonra üzerine bir şeyler ekleyerek devam edebilir. Bunları yapmaktan beri olup kendine başka formül bulmaya çalışanlara kötü haberi değerli âlimlerimiz yıllarca verdiler.

Vecdin EKTİREN

Kaynakça

1) Mahmûd Abdulhalîm. Tarihe Yön Veren Olaylar: Kurucu Lider Dönemi. İstanbul: Nida Yayınları, 2. Cilt, s. 29. 2) Fethi Yeken. Çağdaş Davet Önderleri. İstanbul: Ravza Yayınları, s. 12. 3) Ali Ulvi Kurucu. Hatıralar. İstanbul: Kaynak Yayınları, 2. Cilt, s. 250. 4) Uluslararası Müslüman Kardeşler ve Hasan el-Bennâ Sempozyumu, İstanbul: Genç Birikim Derneği ve Medeniyet Derneği Yayınları, 2. Cilt s. 43. 5) Ahmet Emin Dağ. Çağa İz Bırakan Önderler: Hasan el-Bennâ. İstanbul: İlke Yayınları, s. 26. 6) Bkz. Hasan el-Bennâ. Hatıralarım. İstanbul: Beka Yayınları, s. 164. 7) Mahmûd Abdulhalîm. Tarihe Yön Veren Olaylar: Kurucu Lider Dönemi. İstanbul: Nida Yayınları, 2. Cilt, s. 143-148.