Güneşin ışıkları bir kez daha yırtıyordu dünya üzerindeki karanlık perdeyi. Gün aydınlandıkça uykuya doymuş gözler yavaş yavaş açılıyordu sabaha. Kâinatı aydınlatmaya yetiyordu güneşin aydınlığı, lakin zalimlerin gönüllerini aydınlatmaya nuru yetmiyordu. Kalpleri katılaşmış, merhameti sönmüş, yüreği ölmüş yüreksizler bir Hamza daha şehit edeceklerdi. Tıpkı darağacına asılıp şehit edilen Hubeyb gibi.
Karanlık hücresinde son bir kez daha sermişti seccadesini sabah namazı için. İki üç saat sonra darağacına götürülecek ve sorgusuz sualsiz idam edilecekti. Yüreği buruktu genç mücahidin. Elleri duaya açılırken, gözleri ona isyan edercesine inatla yaşlanıp gözyaşı akıtıyordu damla damla. Ölümden korkmuyordu lakin bir iç çekti büyük bir acıyla. Birazdan inandığı dava uğruna şehit edilecek ve Rabbine kavuşacaktı. İstedi ki yüzlerce canı olsun da hepsi birer birer asılsaydı Allah yolunda. Bir film şeridi gibi hayatı geçerken gözlerinin önünden, gardiyanın sert ve haşin dolu sesiyle kendine geldi.
“Hazırlan gidiyoruz”
Hazırdı şehit adayı. Allah’ın askeri, Hamza’nın kader arkadaşı hazırdı. İçi içine sığmıyordu
şimdi. İnanılmaz bir mutluluk sardı yüreğini. Şehitlerin kul hakkı dışında tüm günahları affolunuyordu. İdam kararından önce tanıdığı herkesten helallik dilemiş bu konudaki yükünü de indirmişti. Allah’ın kendisine hazırladığı nimetleri düşünerek cesaretlendi. Yüce Allah kuranda “Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın, bilakis onlar diridirler ve Rableri katında rızıklandırılırlar” buyuruyordu. İşte Allah yolunda öldürülecekti o da. Gözlerinde sevinç parıltıları, ayak bileklerinde kaçmaması için demir zincirlerle kendisine hazırlanan yere geldi. Nereye kaçacaktı ki. Allah’a giden bir yol dururken kime kaçacaktı. İşte bunu hidayetten nasipsizler anlayamazdı. Hem onlar birinden daha kurtulduk derken onun gibi binlercesini de ölümüyle dirilteceklerini düşünemiyorlardı. Yürüdü şehit adayı darağacına doğru. Yeryüzünde zalimler, gökyüzünde melekler bekliyordu onu. Heyecandan kalbi hızlı hızlı atarken gözleri şimdi yollarını gözlüyordu nebinin. Şehitler onu cennette, zalimler de darağacında ölümünü bekliyorlardı sabırsızlıkla. Cellât elindeki ipi darağacına bağlarken, ölüm meleği hazır bekliyordu şimdi elinde mis kokan bir gülle. Güneş tüm parlaklığıyla aydın doğmuşken sabah, şimdi hafiften kararan bulutların ardına gizlenmişti. Acaba yüzünü mü gizliyordu bu sahneye şahit olmamak için! Yakıcı bir rüzgâr esiverip geçti yüzlerinden herkesin. Sanki cehennemi hatırlatır gibi. Ancak cehennem kâfi gelirdi zalimlere zaten. Yüreği yanık annelerin bedduasını taşıyordu sanki gökyüzünde uçuşup duran kuşlar ebabilleri andırırcasına. Zalimler ortasında bir şehit adayı duruyordu dimdik. Korkak bedenler karşısında bir mümine yakışır bir duruşla duruyordu. Gözler ona odaklanmış, o ise hakkı, Hak Teâlâ’yı arzuluyordu. Elleri arkadan birbirine bağlanarak iki kişi tarafından idam sehpasına çıkarıldı ve idam kararı verenlerden biri ona hitaben sordu:
“Ölmeden önce söylemek istediğin bir şey var mı?”
Söylemek istediği çok şeyi vardı! Bu düzene, bu zalimliğe, bu zihniyete haykırmak istediği çok şeyi… Ama ne dese de bir şey değiştiremeyecekti kalplerinde. Başı dik, yüreği iman dolu gür bir edayla son sözlerine tekbirle başladı ve devam etti.
“Beni öldüreceğinizi mi sanıyorsunuz? Ruhumu Allah’a adamışken bedenim geldiği toprağa dönecekken cansız bedenimle neyi arzu ediyorsunuz? Eğer sesimi kısacağınıza inanıyorsanız inandığım bu davam sesimle değil ancak şahadetimle yankı bulacak ve siz zalimlerin yüreğine korku salan yeni sesler doğacak’ ”Siz ey zalimler…
Herkes ayağa kalkmış dehşetten ve korkudan herkesin gözü açılmıştı. Sözlerini bitirmesine izin vermeden bir işaretle ayağı altındaki sehpaya bir tekme vurmuşlardı. Zalimdiler! Haktan başka bir şey söylemeyen bir insanı öldürecek kadar zalimdiler!
Darağacında yüzünde tatlı bir tebessümle Rabbine kavuşan şehit!
Gözün arkada kalmasın sakın! Senin ölümün nice ölüm uykusuna yatanları diriltecek. Bu yol kıyamete dek sürecek ve şehitlerin şahadeti olduğu müddetçe yeni uyanışlar başlayacak.
Dünyayı saran güneşin nuru gibi Allah’ın nuru da bir gün tüm dünyayı saracak. Şahadetin
kutlu olsun ey şehit! Şahadetin kutlu olsun!

Feride Karadaş

Önceki İçerikDüğüm Yeri
Sonraki İçerikZafer Yolunda Bir Genç