Her bir isyan, bir tufandır tarihin hicran sayfalarında
Her bir kaçış, bir Kenan’dır sular arasında
Ne acıklı bir durumdur ki bu
Söz vererek geldi insanoğlu,
İsyan ederek gider Allah katına…
Asırlar öncesinde yaşanmıştı o tufan. Dokuz yüz elli sene boyunca davet etti durdu hiç sıkılmadan, göreve isyan etmeden. Ama ne zaman ki ilahi emir geldi, kendisine inananları alıp bindi gemiye Hz. Nuh (as.). Bir yandan az da olsa kendisine inananlara olan mutluluğu, bir yandan da biraz sonra helak olacak olan insanların hüznü vardı içinde. Sular yükselip de gemi hareket edince, yüksekçe bir dağa doğru tırmanan oğlunu gördü ve gözleri yaşararak arkasından bağırdı. “Ey oğulcuğum! Gemiye bin, bizimle beraber gel!” ama karanlık, güneşe bir engeldi. Cevap verdi oğlu “Bu dağ beni korur elbette sizinle gelmem” ve hızlıca yükselen sular arasına gömülüp helak oldu ciğer paresi, canından bir parçası olan oğlu. Peygamber olması inkârda ısrar eden ailesi bile olsa sevdiklerini kurtarmaya yetmiyordu. Bunu bildiğinden Hz. peygamber de öyle tebliğ ediyordu. “Ey Fatıma! Peygamber kızı olman seni kurtarmayacak iman et ve amel işle. Ey Ali! Peygamber damadı olman seni kurtarmayacak, iman et ve amel işle” diyordu.
Şimdi o tufan tekrar zuhur etti yirmi birinci yüzyıl denen çağda. Belki fışkıran sulardan ıslandığımızı bile fark etmiyoruz çoğu zaman. Ama inananlara yapılan zulüm, basitleştirilip ayaklar altında ezilen iffet ve hayâ örtüsü, kıblegah edinilen şan, şöhret ve zenginlik, emanet olarak verilip sahip çıkılmayan Müslüman kadınlar, zina, hırsızlık sahtekârlık (vs.) gibi günahları gördüğümüzde suların ne kadar da yükseldiğini anlayabiliyoruz. O tufan, şirk gibi bir günahtan doğan bir helak unsuruydu.
Bir değil, binlerce günahın işlendiği bir dönemde davet gemisi yolcularını bekliyor şimdi. Hareket ettiğinde artık kapıların kapandığı, suların damladığı bir an olacak. İşte o an gelmeden, o gemide kimi görmek istiyorsan durma, arkasından bağır ve onu gemiye davet et! Henüz yeni yeni ayaklanan çocukların, etrafındaki komşuların, en yakın akrabaların ve sesinin ulaşabildiği herkes… Helak olmasını istemediğin kim varsa, davet et onu gemiye. Belki bir gün, belki bir yıl, belki de asırlar sürecek davetin; ama unutma, yorulduğunu söylemek için henüz dokuz yüz elli senen var!
Kurumaya yüz tutmuş güller
Damla Damla da olsa sulandığında
Bir gün, ama bir gün mutlaka
Rahmete nail olup yeryüzünde tekrar dirilirler
Umutlar tükenmez asla, sadece yorgun düşen bedenler kendilerini öyle zanneder aslında. Hz. Nuh (as.) gece davet etti. Belki gemiye gizli binmek isteyenler olur diye. Gündüz davet etti, belki güneşi gören gözler, hakikati de görür diye. Sonra sesini kısarak, incitmeden, korkutmadan söyledi umulur ki kalpler yumuşar diye. Olmadı, en yüksek sesiyle haykırdı ve korkuttu belki yok olmaya mahkûm imanlar uyanır da tövbe eder diye. Gemisi çok büyüktü onun. Herkesi düşünerek inşa etmişti. Çünkü hiç kimsenin helak olmasını istemiyordu; ama kökü topraktan ayrılmış bir bitkinin tekrar yeşermesi de zordu. İşte o kök ayrılmadan topraktan, gece, gündüz, gizli, açık, her halükarda çağır ümmeti davet gemisine! Çocuklar Kenan olmasın sular içinde boğulup giden! İslami terbiye ile al onları geminin içine. Annen, baban, kardeşlerin, sevdiklerin! Sözün geçmese de dua et onlara tufan yağmuru yağmadan, rahmet sularıyla ıslansınlar diye. Bir söz, bir davranış, bir hediye, bir umutla davet et bu kutlu gemiye! Safın belli olsun zalim ve mazlum çizgisinde! Yerin sabit olsun, beynel iman vel küfür gemisinde! Hangi makamda olursan ol, tevhit yerleşmemişse kalbe, nurun ışıkları perdedir kalp gözüne.
Şimdi davet zamanı! Bulutlar kararmadan, sular düşmeden yeryüzüne, alabildiğini al geminin içine. Yaşadığın ve gördüğün hakikati başkalarına da anlat. Gözleri görmeseler bile Abdullah Ümmü Mektum gibi kalpten hissederler bir gün acele etme. Kalemler kaldırılmadan, sayfalar dürülmeden önce sen işle davetini ilmik ilmik yüreklere. Sesinin ulaşabildiği her yer senden bir nida bekler şimdi. Elinin yetişebildiği her yer, bir dokunuş bekler senden gemiye alınmak üzere. Yağmur daha düşmeden damlalar bekler seni, belki birini daha alırsın diye. Melekler henüz dokunmadı gemiye hareket için, belki bir yolcu daha biner diye. Yüce Yaratıcının da emri ağırlaştı şimdi. Cebrail her an hazırda bekliyor. Ama belki birini daha davet edersin bekleyişi var semalarda. Belki biri daha kurtulur umudu var yüreklerde. En derinden bir sızı var ruhunda insanın, belki biri elimden tutar hüznü durur gözlerde. Kendi babasından kaçan Kenan, dağa sığınmıştı beni kurtarır diye. Ailesinden kaçana sen sığınak ol, şeytanlar sığınak olmadan önce ona! Geminin inşasında dalga geçenlere bile nasihat etmişti peygamber. Yoluna taş atanlara gül at sen ama; yine de vazgeçme davet gemisinden! Taif’te umduğunu bulamayıp şehirden taşlanarak çıkarılan Hz. peygamber, bir üzüm bağında kazanmıştı bir başka yolcuyu. Kendi öz amcası dahi inkâr ederken onu, sesinde bir ümmet dirildi o kutlu Nebi’nin. Bu gemi davet gemisidir! Bu gemi, sonsuzluğa giden rahmet aracıdır! Sen de bu geminin bir yolcusu ol ve kendinle beraber yoldaşlar edin. Çünkü bu gemiden geriye sadece hüzün ve pişmanlık kalacak. Kutlu geminin kutlu yolcularından olmak dileğiyle. Rabbim bu mübarek gemiye binmeyi ve başkalarının da binmesine vesile olmayı nasip etsin.

Feride Karadaş

Önceki İçerikKanayan Yaralarımız
Sonraki İçerikRuh ve Bedenin Uzlaşması