“Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır…”1
“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım edersiniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.”2
“…Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder…”3
Her şeyi yoktan var eden, varlığıyla bizleri haberdar eden yüce Allah (cc), Müslüman kullarından bir topluluğu, düşmanlarına karşı desteklemeyi ve onları yeryüzünde hâkim kılmayı va’d etmiştir.
Bu topluluk, kendileri için Allah’ın dinine yardım eden, Allah’ın dinini kalplerine hâkim kılan topluluktur. Bunlar duygularını ve sevgilerini Rablerine yönelten, Allah için seven ve Allah için nefret eden, Allah’ın dostlarını dost, düşmanlarını düşman edinen, Allah’tan korkan, Allah’ın ihsanıyla sevinen, Allah’a tevekkül eden ve Allah’ın kendilerine verdiklerine razı olanlardır. Bu topluluk, nefislerini Allah’a satanlardır.
Pekiyi, biz bu topluluğun neresinde bulunuyoruz? Kalplerimiz Allah’a ne kadar yakın?
Mühendislik fakültelerinde, tıp-eczacılık fakültelerinde okuyan sen değerli Müslüman kardeşim! Allah’ın dinine yardım etme planlarını günahlara neden terk ettin? Büyük hayallerle, büyük umutlarla gittiğin ilahiyat fakültelerinde okuyan sen azîz kardeşim! Allah’ın dinine yardım etme, toplumu ıslah etme hususunda bir adım önde başlayan sen iken Allah’ın kelimesini yüceltme planlarını gayrı meşrû gönül işlerine mi terk ettin? Yüce niyetlerle çıktığımız bu yolun neresinde olduğumuza dönüp bir bakalım Allah Aşkına… Daha da geç olmadan Âlemlerin Rabbine yönelin, yeniden bir adım atın!
“Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez.”4
“Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.”5
Ey gençler! Unutmayalım ki bu din gençlerin gayretleri üzerine inşâ edilmiştir. Öyle ki tarihte İslam dini en büyük zaferlerini Allah’ın izniyle hep gençler üzerinden elde etmiştir. Bundan sonra da sen olsan da olmasan da bu din gençlerin omuzları üzerinden yeniden zaferler elde edecek ve İslâm yeryüzüne yeniden hâkim olacaktır.
Ey gençler! Yine unutmayalım ki İslâm coğrafyalarındaki zulümleri durdurmak, akan gözyaşlarını dindirmek, analarımızın ve bacılarımızın sessiz çığlıklarını sona erdirmek için göğsü iman dolu gençlerin mücadelelerine ihtiyaç vardır.
Göğsü iman dolu bir genç, bir Müslüman fert olmak istiyorsak, gerçek manada İslam coğrafyalarını bu zulümlerden kurtarmak istiyorsak, gerçekten de dinimiz için şeref istiyorsak, cihâd bayrağını kaldıralım ve nefislerimize karşı savaş başlatalım. Allah yolunda cihâd edelim ki nefsimize karşı bize yardım etsin. Eğer bizler nefsimizi düzeltmezsek, kendimizi değiştirmezsek, oturduğumuz yerde günahlarımızla çakılı kalmaya devam ederiz.
Şu andaki durumumuzla nefsimizi hesaba çektiğimizde, şeytanın kalplerimize yuva yapıp yerleştiğini görebiliriz. Bizler içi harabeye dönmüş kokuşmuş bir ev gibi olduk. Dışımız gösterişli, içimiz pis bir ev. Secdelerimiz huşûsuz, namazlarımız ruhsuz olmuş. Mushaflar terkedildiğinden dolayı bizden şikâyetçi. Satın almakta yarıştığımız kitaplar, üzerlerine çöken tozdan muzdarip. Seher vakitleri uyanık kimselerin azlığından hüzünlü. Teheccüt vakitleri yalnızlıktan inliyor. Niçin bu gaflet? Neyi bekliyoruz? Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadığımız bu hal nereye kadar devam edecek? Ne zaman kendimize geleceğiz?
Haydi kardeşlerim! Kalplerimizi yeniden iman ile yenilemeye, mücadele aşkı ile titretmeye! BİSMİLLAH diyelim ve ilk adıma nefsimizden, kendimizi değiştirmekten başlayalım.
Nefsi Düzeltmek
Her şeyi yoktan var eden Allah şöyle buyurmaktadır: “Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.”6
Bu ayetlerde yüce Allah (cc), kurtuluşu nefsi tezkiye etmeye; hüsranı, nefsi ihmal edip terk etmeye bağlamıştır.
Nefsi düzeltmenin, ıslah etmenin en temel basamağını şu ayetler oluşturmaktadır: “Asr’a yemin olsun ki, insan gerçekten hüsrandadır. Ancak imân edip sâlih (iyi) amel işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.”7
Bu ayetler ışığında bizler de hüsrana uğramamak, nefsimizi düzeltmek-ıslah etmek ve mükemmel hâle getirmek için sâlih amellere sıkıca sarılmalıyız.
Ey gençler! Sâlih amel işlemeye, vakit kaybetmeden hemen şimdi başlayalım. Nefsimizi düzeltmek için kollarımızı sıvayalım. Kibir, gurur, haset, riya, kendini beğenme, dünyaya bağlanma, liderlik ve şöhret arzusu, cimrilik, hırs ve mal sevgisi gibi kusurlarımızı araştıralım. Kur’an ve sünnet ışığında eğitimcilerin deneyimleri ve yönlendirmeleri ile bu kusurları yok etme ve onlardan kurtulmaya gayret edelim. Eğer bu kusurlarımızı giderebilirsek davet yolundaki engelleri aşmak kolaylaşacaktır.
Değerli kardeşlerim! İslam coğrafyasındaki zulme son vermek, İslam’ı hâkim kılmak için nefsimizi düzeltip, ıslah etmemiz yeterli değildir. Bununla birlikte insanları İslam’a davet etmeliyiz.
Davet Yolunda
İslami davet yoluna girmeden önce, bu yola girmek isteyenin kendisine sürekli ölümü ve ahireti hatırlatacak bir ortam hazırlaması gerekir. Kendisini ibadetlere alıştırması gerekir. Maddeler halinde bu hususları sıralayalım: Davet yoluna çıkan kimsenin,
Günlük bir cüz Kur’an okumaya, camilerde namaz kılmaya, özellikle sabah ve yatsı namazlarını kılmaya –ki bu ikisi münafıklara ağır gelir- ve müekked sünnetlere devam etmesi gerekir.
Pazartesi ve perşembe oruçlarını tutmaya çalışması, giyinirken, yemek yerken vs. her fiilde Allah’ı zikretmek gibi fiili sünnetleri yerine getirmeye dikkat etmesi gerekir.
Nefsini gece namazlarına alıştırması gerekir. Çünkü gece namazı, Allah’a yakınlığı sağlayan, kalbi arındıran en yüce amellerdendir. Gece namazı, bu ümmetin Rabbani kullarının mezun olduğu bir okuldur.
Ölümü tefekkür için kabirleri ziyaret etmesi, ölenlerin durumunu düşünmesi, sadaka ve infâkı arttırması, baktığında kendisine âhireti hatırlatacak sâlih kimselerle arkadaşlık yapması gerekir.
Tüm bunlarla birlikte dua ederek her şeyi yoktan var eden Allah’a yönelmesi, duasında ısrarcı olması, O’na sığınması ve O’ndan yardım dilemesi gerekir.
Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Deki işte benim yolum budur (Allah’ın dinine davettir). Ben basiretle (bilerek, inanarak ve açık bir delil ile) Allah’a davet ederim ve bana uyanlar da öyledir….”8
Bizler nefsimizi düzeltmeye çağrıldığımız gibi diğer insanları da davet etmeye ve onları cahiliyenin pençesinden kurtarmaya çağrılıyoruz.
Bu zamanlarda davet zorunlu hale geldi. Bu davet yolunda, özellikle ümmetimizin ne durumda olduğunu gördüğümüz şu zamanda bütün çabamızı harcamamız gerekmektedir. Şu anda İslâm ümmeti öyle vahim bir durumda ki siz bu satırları okurken, birçok Müslümanın öldürülmeye devam ettiğini, kimisinin hapislerde-zindanlarda işkencelerle karşı karşıya kaldığını, Müslüman bir bacımızın-annemizin namusunun çiğnendiğini, Müslüman bir çocuğun açlıktan öldüğünü aklımızdan çıkarmayalım.
Değerli kardeşlerim! Sizler de benim bir zamanlar kapıldığım şu şüpheye, vesveseye sakın kapılmayın. Bir gün meâli ile birlikte Kur’an-ı Kerîm okurken saf süresinin ikinci ve üçüncü ayetlerine binaen öğrendiklerimi çevremdeki insanlara anlatmaktan, İslam’a davet etmekten vazgeçmiş “Ben kendi nefsimi henüz düzeltmemişken davete nasıl başlayacağım ve başkalarını nasıl düzelteceğim? İlk olarak nefsimi terbiye etmem, ikinci olarak davette bulunmam gerekir” düşüncesine kapılmıştım. Fakat ilim sahibi büyüklerimizin açıklamaları, izahatları doğrultusunda, tefsirlerin ışığında bu şüpheyi, vesveseyi giderebilmiştim. Sizler de dışı rahmet, içi azap olan bu düşünceden, bu şüpheden sakının, Allah’a sığının. Şüphesiz bu düşünce, şeytanın, kişiyi kardeşlerinden uzak tutmak için nefsi ıslâh iddiasıyla davetten alıkoymak istemesidir. Zaten hangi Müslüman, âlim, âbid, müctehid yıllar boyu nefsini ıslâh ile meşgul olup da “Tamam, şimdi nefsim ıslâh oldu” diyebilmiştir ki?
Kıymetli Müslüman kardeşlerim! Unutmayalım ki İslam davetine Resûlullah (s.a.s)’in yaptığı gibi en yakınımızdan ailelerimizden başlamalıyız. Önemli olan, öncelikle evlerimizin İslâm ile boyanmasıdır.
Kardeşlerim! Yine unutmayalım ki bu yol Sırat-ı Müstakim yoludur. Başlangıçta birçok kimse vardır, sonunda az sayıda insan. Başlangıç ile son arasında birçok kimse başka mecralara yuvarlanır.
Kardeşlerim! Şüphesiz bu yol uzun, dikenli ve meşakkatli bir yoldur. Şu zaman sabır ve azim ister. Sakın “hedefe ulaşamadan ölüm bize ya ulaşırsa” diye endişeye kapılmayın. Yapacağımız tüm çalışmalar bizden sonrakiler için aydınlanmış bir yol olacak, bir köprü vazifesi görecektir. Bizler, ölüm gelinceye kadar Allah yolunda mücadele etmeye devam etmeliyiz.
Mücâhid, Allah yolunda mücadele eden kimsedir.
Sabır, mücadele etmektir.
Rabbim bizlere sabır ve sebat ile kendi yolunda mücadele eden kullarından eylesin. Âmin.
Unutmayalım ki gecenin Âbidi/Âbidesi olmadan gündüzün Mücâhidi/Mücâhidesi olamayız.

Kaynaklar
Tevbe, 111
Muhammed, 7
Hacc, 40
Ra’d, 11
Buhari, Tevhid 15; Müslim, Zikir 20-22; Tirmizî, Daavât 132
Şems, 7-10
Asr, 1-3
Yusuf, 108

İSA BUZKAN

Önceki İçerikTemiz Bir Nesil İçin Çocuk Eğitimi
Sonraki İçerikMüslüman Kardeşlerin 4. Genel Mürşidi Muhammed Hamid Ebu’n-Nasr