Kur’an-ı Hâkim, şu dünyaya, bütün bir âleme müdahale etmek, onu hâkimiyetine almak için indirilmiştir. Ona iman edenler, bu ameliyeyi yapmaya memur kimselerdir. Bazı adamlar cahiliyede ve günümüzde olduğu gibi dediler ki, “Dinlemeyin bu Kur’an-ı, ondan yüz çevirin, kulaklarınızı tıkayın ta ki onu duymayasınız.” Ama diğer taraftan; “konuş ey Kur’an! Emir senin, uygulamak bizim, amir sensin, memur biziz” diyen adamlar var. Kur’an-ı Hâkim onların özelliklerinden bahseder bize. Peki, kimdir o adamlar, nedir onların hasletleri? Onlardan olabilmek için neler yapmak gerekir?
Öyleyse sen emrolunduğun gibi Rabbinin emriyle amel etme ve ona davet etme üzere dosdoğru ol. Seninle beraber tövbe edenler de dosdoğru olsun. Aşırıya gitmeyin. Allah’ın belirlediği sınırları aşmayın zira o sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir. Ve size karşılığını verecektir.1
Bu ayet bize diyor ki; Kur’an’a‘ Evet’ diyenler evvelen dosdoğru olacaklar. Peki, kime göre dosdoğru Kapitalizme göre mi komünizme göre mi? Lenin’e mi Karl Marx’a göre mi? Hayır. Onlar, o adamlar ancak ve ancak Kur’an-ı Hâkim’e, onun olmazsa olmazı Hz. Muhammed’e (s.a.s) göre ve yalnızca bu iki kaynağın emir ve buyruklarına göre ‘dosdoğru’ olacaklar. Beşeriyet ürünü olan hiçbir ideoloji doğru değil ki insanlığı dosdoğru kılsın. Yamuk bastonun gölgesi doğru olmaz.
Onlar -o adamlar- ne ticaret ne de alış-veriş kendilerini Allah-ı anmaktan, zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymadığı adamlardır.
Onlar kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.2
Dünya başlarına yıkılsa, bombalar üzerlerine yağsa bile onlar Kur’an-a göre Resul’e (as) göre hareket ederler en ufak bir sıkıntıda zaviyelerine çekilmezler, biliyorlar ki Rableri onları her daim görmektir.
Müminler içinde Allah’a verdikleri peygamberle beraber sebat etme sözünü tutan nice erler var. İşte onlardan kimi sözünü yerine getirdi; Allah yolunda öldü veya öldürüldü kimi de bunu beklemektedir. Onlar sözlerinde hiçbir değişiklik yapmadılar.3
İşte bu ayetlere muhatap olup sözünde sadık olan, dinine, milletine, ümmetine sahip çıkan adam olanlardan biri de Osmanlı Şeyhülislamlarından olan Mustafa Sabri Efendi’dir. Bir tarafta haktan yana olan Mustafa Sabri Efendi diğer tarafta ise ona ülkesini hatta ümmet coğrafyasını dar etmeye çalışan şeytanın adamları var. O adamlardan bahsederken Kur’an-ı Hakim şöyle buyuruyor;
Ve Araf ahalisi cehennem ehlinden simalarıyla tanıdıkları bir takım kişilere derler ki; Size ne mal toplamanız veya kalabalığınız ne de yaptığınız tekebbür kibirlenip imandan yüz çevirmeniz fayda vermedi.4
Bir gün yönetim, güç, iktidar, fırsat elinize geçebilir, eğer onu Allah’ın istemediği şekilde tasarruf ederseniz, zülüm eder ümmetin âlimlerini ulemasını sürgüne gönderir asarsanız; bilin ki yarın Araf ehli size seslenecek ve akıbetiniz hüsran olacaktır.
Kur’an-ı Hâkim’in bu beyanatlarından sonra şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi kimdir nasıl bir hayat mücadelesi vardır ona geçebiliriz.
Doğumu ve İlim Tahsili (1869-1954)
Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi hicri 1286 (m1869) yılında Tokat’ta dünyaya gelir. Babası Ahmed Efendi’dir. 10 yaşına geldiğinde hıfzını tamamlar. İlk Kur’an tahsilini memleketi Tokat’ta görür. Tokat’tan sonra Kayseri’de ilim tahsiline devam eder ve icazet alır. Kayseri’den sonra ise ilim merkezi olan İstanbul’a gider ve Ahmet Asım Efendi ve Mehmet Atıf Efendi’den icazet alır.5
İlim merhalelerini, haklarını vererek seri bir şekilde geçen müstakbel Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi 22 yaşında ruûs6 İmtihanını kazanmış ve Fatih Camii’nde6 ders okutmaya başlamıştır. Fatih caminde 50 talebeye icazet verdiği bilinmektedir. O yıllardan bahsederken Fatih Camii’nde okuyan bir ağabeyinin kendisine Usul’ü-fıkıhtan akaidden, mantıktan sorular sorduğunu, kendisinin bunlara rahatlıkla cevap verdiğini söyler.

Babasının İlim Hayatına İtirazı
Babası Ahmet Efendi Mustafa Sabri Efendi’nin görevli olduğu Fatih Camii’ne habersiz gider, onu dinler sonra şu açıklamayı yapar: Kayseri’den sonra İstanbul’a ilim tahsiline devam için benden izin istedi. Gelmiş burada ruus almış ve kursi-i tedrise oturuvermiş. Bence vacip olan alelakel otuzuna kadar tahsil-i ilme devam etmesiydi.8 Bu ümmetin geçmişinde hep başarı, ilerleme, mücadele vardır kimisi Sultan Fatih gibi 21 yaşında bin yıllık Doğu Roma’ya: “Ya ben seni alırım ya sen beni” diyerek İslam’a teslim olmasını haykırır. Fatih Sultan’ın mücadelesi kılıçla idi. Mustafa Sabri’nin ise kalem ve fikir ve siyasetle idi. 22 yaşında Fatih Camii’nde bir dersiâm5 Mustafa Sabri Efendi. Bu ümmet hep böyle büyük adamlar yetiştirdi ve Allah’ın inayetiyle bu ümmet ölmediyse tekrar o büyük ruhlu, direnişçi, fedakâr adamlar tekrar yetişecek bütün bir insanlığı kullara kulluktan alıp Allah’a kulluğa götürecektir. Ama öncellikle bizim üzerimize düşen sorumlulukları hakkıyla yerine getirmemiz gerekiyor.
İstanbul’da kaldığı yıllarda bir süre Ulû Hakan Abdülhamid Han hazretlerinin hususi kütüphanesine müdürlük yapar. Padişahın bizzat iştirak ettiği huzur derslerine katılır. Bu süre zarfında kıraat dersleri almış, şiir üzerine çalışmalar yapmıştır.9
Mücadele Yılları ve Sürgün Edilişi
Mustafa Sabri Efendi 1908 yılında Tokat’tan Tokat Mebusu olarak Meclis-i Mebusan’a girer. Bu hareketiyle Müslümanların okuyup yazamayan, idareden ve ilimden uzak olmalarını isteyen kimseleri hayrete düşürmüştür. İttihat ve Terakki Partisi’ne muhalif olan Hürriyet ve İhtilaf Partisi’ne katılır. Siyasete katılmasının sebebini şöyle açıklıyor: “Benden Kemalistleri mücerret dini ve ilim tenkitlerle eleştirerek siyasi mücadeleden kaçınmamı istiyorlar, ancak ben bilmekteyim ki meselelerin halli siyasetle mümkündür. İyi ve kötü her şey varlığını siyasetle korur. Maslahat-ı amme meseleleri siyasetten soyutlanırsa heba olur. Siyasetle desteklenmeyen nasihat âcizin yalvarması gibidir. Dini siyasete alet etmek için değil; siyaseti dine alet etmek için siyasete atıldım. Zira hükümetin temsil ettiği en mühim aracın dinin hizmetinde olması vacip eder.” Ulemanın hükümetlere nasihat etmesi gerektiğini vurgulayan Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi; hükümetler ise acizlere kulak asmazlar onun için ulemanın İslam ümmetine bu gücü kazandırması gerekir ki ümmet bu hükümetleri yola getirsin aksi takdirde halkın içinden çıkan ins şeytanları ümmeti peşine takar ve hükümeti halkla beraber helake sürükler.10 Şeyhülislam’la baş edemeyeceğini anlayan dönemin bazı zevatı kendisi hakkında: ‘’O hocanın önüne geçilmez öldürün kurtulun’’ der. Bunu duyan Şeyhülislam taşı gediğine koyar: “Bu fakir için bu, bir iltifattır. Fakat söylemek isterim ki yenilmeye aciz fakir şahsım değil, Haktır. Ben yenilmesi mümkün olmayan hakkı tuttuğum için Allah’ın inayetiyle yenilmiyorum. Allah benimle… Siz de hakkı tutun siz de yenilmeyin, sizler batılı tuttuğunuz için yeniliyorsunuz.” 1913 Bâb-ı Ali Baskını’na karşı çıkan, İttihat ve Terakki Partisi’nin mensuplarıyla cedelleşen Mustafa Sabri Efendi’nin başı ittihatçılarla derde girer. O günleri şöyle anlatıyor: Bir gün ittihatçılar beni tevkif etmek için eve geldiler. Küçük kızım kapıyı açtığında beni sordular kızım; babam evde yok dediğinde gelenler; kızıma: kızım, baban ikindiden sonra eve geldi ve bir daha çıkmadı biz evi tasarrut ediyoruz dediler. Ben ise damdan komşulara, oradan medreseye geçtim ve bir hafta orda kaldım. Bir hafta sonra baktım hala beni arıyorlardı. Bu olaydan sonra Mustafa Sabri Efendi bir tüccar vasıtasıyla kaçmak zorunda kalır. Romanya’da da İslamî hizmetlere devam eder. Kırım’dan gelen tatar Gençlerine Usul-ü fıkıh ve belagat dersleri verir. Almanya’nın Cihan Harbinde Romanya’yı işgal etmesi üzerine ittihatçıların tesiriyle tutuklanıp Romanya’da bir hapse atılır. Gönlünde imanı hissetmiş olan, kabına sığmayan, çember, tanımayan aksiyon adamı Mustafa Sabri Efendi hapiste boş durmaz Musa Carullah Bigef’e meşhur reddiyesini yazar. Daha sonra muhakeme edilmesi için İstanbul’a getirilir ve Gemlik’e sürgün edilir.

Sultan Vahdeddin’e Ricası
Sadrazam vekilliği sırasında Sultan Vahdeddin’le görüşür ve milli mücadele için Mustafa Kemal yerine başka birinin Anadolu’ya gönderilmesini söyler. Bu konuyu akşamdan sabaha kadar Sultan’la konuştuğunu fakat bir türlü ikna edemediğini söyler. O görüşmeyi şöyle nakleder: Padişah devamlı şöyle diyordu: Ben vatanımı kurtarmak istiyorum. Efendi hazretleri anlaşılan o ki siz benim saltanatımın gideceğinden korkuyorsunuz, onu korumamı istiyorsunuz. Bunun üzerine ben Sultan’a hitaben; Efendim, benim endişem sizin sultanlığınız değildir. Bugün saltanatınızın temsil ettiği dinimiz içindir, ben din gider diye korkuyorum. Saltanat giderse yerine yeni bir saltanat gelir fakat din giderse yerine bir din daha gelemez. Benim korktuğum budur’’.11 Din cihetinden sizin kadar ben de sorumluyum. Saltanatın kaldırılmasından sonra Padişah’ın vatanı terke mecbur bırakılması ile Mustafa Sabri Efendi de Sultan Vahdeddin’le aynı vapurla İskenderiye’ye gider. Oradan Hicaz’a daha sonra tekrar Romanya’ya oradan da Yunanistan’a geçer. Romanya’dan Yunanistan’a geçme sebebi ise Yunanistan’da Müslüman sayısı daha fazla olduğu için talebe okutmaya ve gazete neşretmeye fırsatım olur diye düşünmüştür. Yunanistan’da talebe okutmaya başlayan Mustafa Sabri Efendi bir yandan ‘Yarın gazetesini’ neşretmeye başlar. Yunanistan’dayken 150’likler listesine alınıp Türkiye vatandaşlığından çıkarılır. Bunu duyan şeyhülislam şu mısraları kaleme alır: Karakuşlar karar vermişler beni ıskata tabiiyetten İşitip kahkaha ile güldüm ben… Ve teşekkürler ettim. İşte… Fakat beni ıskat edenler etmiş halt Haydi oradan şaşkın-ı azam Sizi çok bildiğim için tanımam Çok geç kaldınız. Beyhude… Bu gayretlerini gören Türkiye Hükümeti Yunanistan’la yaptığı mülakatlar sonucunda önce Yarın gazetesini kapattırmasını sonra Yunanistan’dan ihraç edilmesini kararlaştırırlar. Mustafa Sabri Efendi bu durumdan rahatsız olur ve Suriye, Mısır, Bağdat ve diğer Müslüman ülkelerden vize ister ve şunu da sebebi saik olarak söyler: Beni bir korku sardı, Atina’da ölürsem beni nereye gömecekler? Bir şeyhülislam Hristiyan mezarlığına mı gömülecek? Fakat çok garip ki Müslüman ülkeler Müslümanların şeyhi olan şeyhülislama vize vermeye yanaşmazlar. Bu durumdan fevkalade rahatsızlık ve üzüntü duyan şeyhülislam, Müslüman ülkelere şöyle seslenir: Müslümanların Şeyhülislamına bir vize veremeyecek kadar acz içinde iseniz o köşelerde ne diye oturuyorsunuz?12 Ve nihayet Mısır’a garip bir şekilde gelir ve ölümüne kadar orada kalır. Mısır’da birçok farklı fikir ve hareket mensuplarıyla görüşmüştür. Görüştüğü kişilerden biri de Müslüman Kardeşler kurucusu Hasan el-Benna’dır. el-Benna ile hikayesi şudur Mustafa Sabri Efendi’nin: Ezher-i Şerif’ten birkaç hoca Mustafa Sabri Efendi’ye gelirler ve Batı’dan etkilenip Peygamber’in mucizelerini inkar eden kişilere karşı bir reddiye yazmasını ister ve onu ikna ederler. Bunun üzerine şeyhülislam el-Kaylu’l Fasl13 eserini kaleme alır. Fakat Anadolu’dan Mısır’a gitmek için parası olmayan, ancak kitaplarını satarak Mısır’a giden şeyhülislam bu kitabı bastıracak maliyeti bulamaz. Bu kitabın yazıldığını duyan Şehidül-İslam Hasan el-Benna Şeyhülislam’ı ziyaret eder, o kitaptan iki yüz adet istediğini söyler ve parasını peşin verelim ki faydamız dokunsun der.14 Böylece Gayba İman Edenlerle İman Etmeyenler Arasındaki Kesin Söz adını verdiği kitabını bastırır. Kur’an-ı Hâkim kasemle iman edenlere diyor ki; sizi mutlaka imtihana tabi tutacağız. Ta ki gerçek iman edenlerle etmeyenler, sadıklarla münafıklar birbirinden ayrışsın. Bir zamanlar şeyhülislam olan Mustafa Sabri Efendi şimdi ise Mısır’da yiyecek bile bulamıyor, imtihan dünyası işte. Allah (cc)’nin murakabesini asla unutmayan Şeyhülislam şu ibretlik altın cümleleri söyler: ‘’İlkelerden uzaklaşmamak uğruna iki defa malımı ve yurdumu terk ettim ve bu iki hicret arasında tutuklanıp hapse atıldım ancak mücadele yolundan asla dönmedim. Feda ettiğim zevk ve rahatımdan dolayı asla pişman değilim’’.15 O, Hilafet Devleti’nin son Şeyhülislam’ı idi. Makamı kaldırılıp yerine yeni bir sistem oturtulunca zamana ve şartlara ayak uydurmayı tercih etmedi. Arkadaşları ve emsalleri, ilimde aynı payeyi paylaştığı dostları, sarığını çıkardı, cübbesinden soyutlandı, gelene ağam dedi ve bir kenarda emekli maaşıyla rahatına baktı o ise ümmetini dert etti. Gelenle uyum içinde olmaktansa terki diyor edip huzur içinde olmayı yeğledi. Hicret etti, hicret ettiği Mısır’da da boş durmadı; kalemiyle cihad etti. Arap olmamasına rağmen Ezherlilere karşı yazılar yazdı. Yazdığı Arapça kitaplar en müstesna kitaplar oldu ölünceye kadar davasından bir adım geri atmadı.16 Selam olsun mücadele ruhunu kaybetmeyenlere, selam olsun Mustafa Sabri Efendi’ye, selam olsun İslam’ın Şeyhine.

Kaynaklar
Hud suresi112, Celaleyn Tefsiri
Nur suresi 37, Celaleyn Tefsiri
Ahzap suresi 37, Celaleyn Tefsiri
Araf suresi 48, Celaleyn Tefsiri
Muhammed Beşir, Farklı Yönleriyle Mustafa Sabri Efendi, , Tahlil yayınları 2013
ruûs: medrese eğitimini bitirip imtihanlarda başarı gösterenlere verilen belge
Şeyhülislam o zamanlar Fatih Camii’nin ilim merkezi olduğunu hatta Ezher-i Şerife faik olan bir ilim yeri olduğunu söyler.
Muhammed Beşir BEŞİR, Farklı Yönleriyle Mustafa Sabri Efendi, Tahlil yayınları 2013 s.13, Mustafa Sabri Efendi, Hilafetin İlgasının Arka Planı s.17
Osmanlı döneminde büyük camilerde öğrencilere toplu olarak ders veren hoca, müderris. Ahmet Topaloğlu Türkçe Sözlük
Muhammed Beşir BEŞİR, Farklı Yönleriyle Mustafa Sabri Efendi, , Tahlil yayınları 2013 s.147)
a.g.e. s.16-178)
a.g.e. s. 27-28
el-Kavlu’l-Fasl Beynellezîne Yu’minûne bi’l-Gaybi vellezîne lâ Yu’minûn :’’Gayba iman edenlerle iman etmeyenler arasındaki kesin söz’’ anlamına gelir.
Dinle ey Anadolu şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi konuşuyor, hüküm dergisi sayı 4,
Mustafa Sabri Efendi, Hilafetin İlgasının Arka Planı, s.18
Nureddin YILDIZ, İşi Vaktinden Çok Olanlar