“Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yerleşip dilediğiniz şeyden yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın! Sonra zalimlerden olursunuz.” Derken şeytan, kapalı olan avret yerlerini birbirine göstermek için onlara fısıldayıp kafalarını karıştırdı ve “Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî yaşayanlardan olursunuz diye yasakladı” dedi. Onlara, “Ben gerçekten sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim” diye de yemin etti. Böylece ikisini de ayartmış oldu. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar.” (Arâf, 19-22)

Şeytanın insanı kandırarak ondan çekip aldığı ilk şey tesettür (örtünme, giyinme) olmuştur. Şeytan Hz. Âdem ve Havva annemizi aldatarak önce onları isyana (günaha) sürüklemiş, sonra da onların örtülerinin, elbiselerinin açılmasına sebebiyet vermiştir. Cennet mekânında yaşayan, Allah’ın diğer yaratıklarına karşı övgüde bulunduğu insan, işlediği ilk günahının bedelini elbiselerinin, tesettürünün açılmasıyla ödemiştir.

Tesettür (giyinme, örtünme) insan hayatı için hassas bir konudur. Zira varlık âleminde giyinme, örtünme konusu insana haiz olan bir durumdur. İnsan doğası gereği farklı şekillerle de olsa bedenini örtmeyi, giyinmeyi tercih etmiştir. İslâm dini ise insan doğasının sahip olduğu bu örtünme güdüsünü daha faziletli bir boyuta taşıyarak onu bir ibadete dönüştürmüştür. Tesettür İslâm’da Allah’ın farz kıldığı bir emir, yapana sevap kazandıran bir ibadettir.

“Ey Âdemoğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık. Takva elbisesi, işte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın ayetlerindendir. Umulur ki, düşünüp öğüt alırlar. (Arâf, 26)

İslâm’da tesettür sıradan bir elbise değildir; o bir takva elbisesidir. Bu takva elbisesi dıştan bedeni sararken içten iffet ve namusu koruyan, kadın-erkek arasında yaşanabilecek kimi fitneleri engelleyen bir elbisedir. Bu elbiseler diğer elbiselerden daha farklı ve daha önemli elbiselerdir.

Tesettür Allah’ın hem erkeğe hem kadına farz kıldığı bir örtünme biçimidir. Ancak kadın fıtraten daha cazip olduğundan kadının tesettürü erkeğe göre daha itinalı olmalıdır. Erkeğin örtünmesi gereken yerler göbek ve diz kapağı arası iken (Hanefî mezhebi diz kapağını da haramdan saymıştır.) kadının örtünmesi gereken yerler eli-yüzü hariç tüm bedenidir.

İslâm’da tesettürün bir ölçüsü ve standardı vardır. Ne sadece bir başörtüsüdür ne örfe dayalı bir giyim-kuşamdır ne de birilerinin güdümünde şekillenen bir tarz/tasarımdır. Günümüzde yozlaşan bazı anlayış ve uygulamalarla Allah’ın farz kıldığı tesettürde bozulmalar yaşanmaktadır. Zira tesettürde ciddi anlamda yozlaşma ve takva elbiselerine uygun olmayan haller görülmektedir.

Günümüzde tesettürün modayla birlikte anılması, moda üzerinden şekillendirilmeye çalışılması ise bunlar arasında en kusurlu olanıdır. Dar kıyafetler, bedene yapışan elbiseler, kısa örtüler, ziynetlerin sergilenmesi, makyaj, süslenme vb. Oysaki tesettür bir moda değildir. Modanın sezonu olur, vitrini, piyasası, pazarı olur. İslâm’ın tesettürü sezonluk değildir. Hicretin 5. yılında farz kılınan o dönemin Müslümanlarının ve onlardan sonra gelen diğer Müslümanların işitip itaat ettikleri bir emirdir. O vitrinleri süsleyen bir giyinme şekli değil, dışarıdan bakılınca cazibeli olmayan, dikkat çekmeyen bir örtünmedir. Bir Pazar ya da sermaye kazandıran bir ticaret malı da değildir. Hakkıyla yapıldığı takdirde cennete götüren bir ameldir.

Tesettürde doğru bildiğimiz yanlışlarımız, hatalı olan davranışlarımız, tesettürün anlamından, faziletinden uzak düşen hallerimiz ciddi bir sıkıntıdır. Tesettürün sadece başörtüsü olarak algılanması, modaya ve geleneklere takılan örtünme ve tesettürün özüne uymayan davranışlar (ses tonu, harama bakma, karşı cinsle arkadaşlık, vs.) bu konuda Kur’ân ve Sünnetten uzaklaştığımızın açık işaretleridir. Bu nedenle İslâm’da tesettür konusunu, Kur’ân ve Sünnet üzerinden yeniden gündeme alma, Kur’ân ve Sünnet rehberliğinde tesettür anlayışımızı şekillendirmemiz elzem olmaktadır.

Tesettür, Allah’ın emrettiği bir farzdır. Tıpkı namaz, zekât, oruç, hac gibi. Tesettürün uygulamaları hakkında yasa koyucu Kur’ân ve Sünnettir. Müslümana yakışan bu hüküm ve uygulamaları bilerek, buna uygun davranarak bu farzı yerine getirmeleri ve bunun sevabını kazanmaya çalışmalarıdır. Tesettürün ilk olarak farz kılındığı zamanlara dönüp bakmak, Müslümanların bu konudaki anlayış ve tavırlarına göz atmak, tesettürün yerine getirilmesi noktasında bizlere yardımcı olacaktır. Örnek verecek olursak, hanım sahabiler başörtüsü ayetleri ilk indiğinde elbise, etek, perde ne varsa onları kesip başlarına örtü yapmışlardır. “Dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle…” (Ahzâb, 59) ayeti inince Ensar kadınları bu emri yerine getirmek için acele etmişlerdi.

“Acaba bu bana yakışır mı, hele daha vaktimiz var, daha genciz biraz daha bekleyelim, şöyle yapalım, böyle yapalım, yetmez üzerine geleneklerimize de uyan yeni formlar ekleyelim, vs.” demeden Allah’ın emirlerine sarılmışlardı. Tesettür ayetleri sorgulanmadan, sorun haline getirilmeden içtenlikle yerine getirilmiş, giyilen elbiseler, örtüler takva elbisesi halini almıştı. Dıştan elbiseler bedene sarılırken içten takvalı davranışlarla (gözü zinadan koruma, harama bakmama, iffeti muhafaza etme gibi) tesettür ayetleri itina ile uygulanmıştı. Onlar, Kur’ân ve Sünnetle bu mevzuya hâkim olmuşlardı. Esas güzelliği bedende, elbisede aramamışlar, kendilerini başkalarına değil Allah’a beğendirmeye çalışmışlardı. Onlara göre tesettür bir elbiseden daha kıymetli, örften, modadan daha etkili, kadına ve erkeğe kimlik, şahsiyet ve itibar kazandıran hikmetli bir emir idi.

O gün de bugün de Kur’ân ve Sünnete uyan tesettür, içte ve dışta takvayı önemseyen, İslâm’ın manevi yönünü yansıtan bir tesettürdür. Böyle bilmek, böyle anlamak, böyle yapmak işin en doğrusudur. Gerisi kendimizi kandırmaca, sevap işliyoruz derken günaha doğru sürüklenmedir.

Yazımızın ilk başına tekrar dönecek olursak Hz. Âdem ve Havva annemiz şeytanın aldatmasıyla Allah’ın bir emrini çiğnemiş, elbiselerinin açılmasıyla sıkıntıya düşmüş ve cennetten yeryüzüne indirilmişlerdir. Bizler de Ademoğulları olarak Allah’ın tesettür emrini uygulamakta yanılgıya düşersek ve bu emri gözden kaçıracak olursak bizi nelerin beklediğini iyi düşünmek gerekir.