Esselâmüaleyküm şanlı kardeşim,

Davet Mektebi, asrın idrakine bıraktığı geçen sayımızdaki şehadet damlasını yüklenmiş olarak yeni bir sayıyla karşınıza çıkıyor. Dergimiz, yeni bir sevdayla bütün değerli yalnızlıkların yükünü sırtlamış olarak yürüttüğü kutsal serüvenini, bir tesettür sayısıyla taçlandırmak istiyor. Şubat ayının şehadet vurgusunu bu sayıda tesettür üzerinden daha derinden bir okumayla gerçekleştirmek istiyoruz.

Son zamanlarda tesettür, ‘kadın’ın en büyük muhafazası olarak algılandı. Bu kavram, kadınla ilişkilendirilirken adeta kadına hapsedildi. Öyle ki, bugün erkeğin de tesettüre riayet etmesi gerektiği ıskalamış bir hale geldik. Oysaki tesettür, cinsiyet ayrımı yapılmadan yapılmalıydı. Müslüman bir genç-ihtiyar, kadın-erkek, büyük-küçük için fark gözetmeksizin tesettürü bir zırh ve güvenilir bir sığınak olarak düşünmek gerekiyordu.

Tesettür en az kadın kadar erkeği de kapsayan bir siperdir. Setr-i avret’in kadın erkek ayırmaksızın emir telakki edilmesi ve uygulanması, sahabilerin ve dosdoğru duruşlu Peygamber dostu müminlerin mücadelesinin bir parçası olmuştur.

Tesettür, Müslüman’ın kimliğini bütünleyen ya da tamamlayan bir unsurdur. Siyasi, politik veya estetik bir figür hiç değildir. Müslüman için bir tercih de değildir. Örfü de önemsemek kaydıyla bir Müslüman erkek ve kadın için tesettürle ilgili çizilmiş sınırlar bellidir. Bu sınırları aşmak, Müslüman kimliğini zedeleyen, eksilten bir yaklaşım olur. Burada güncel tesettürün farklı coğrafyalardaki şekliyle ilgili bazı görüşler serdedilebilir. Bunlar bahsi geçen hadler çerçevesinde fıkhî hükümleriyle beraber uygulanır. Hadlerin aşılması, Müslüman şahsiyetindeki omurganın hayat içindeki duruşunun aşılması anlamına gelmektedir.

Mart ayı Bedir’in, Uhud’un, Huneyn’in savaş tozlarını içinde barındırıyor. Veda Hutbesi bu ayda irad edilmiştir. İstanbul’un 20. asrın başında işgaline Mart ayı şahittir. Çanakkale Gazası bütün bir ümmetin boğaza kilitlendiği ve boğazı kilitlediği büyük bir savaştır. Bir mart ayında Diyarbakır’dan, İzmir’den, Kars’tan, Tekirdağ’dan, Elazığ’dan Kütahya’dan gelen binlerce yiğidin harman yerine dönen Çanakkale, bir destanın ötesinde topyekûn bir ümmet coğrafyasının zamana, dünyaya kendince onların anlayacağı dilden ritim tutmasının adı olmuştur. 

Mart ayı Türkiye’de bir Müslüman şairin içten dokunuşlarıyla adeta ümmetin ana çerçevesini de oluşturan ve çağa Müslüman bir vatanseverin nasıl davranması ve düşünmesi gerektiğini belirten bir metin olan İstiklal Marşının kabulüne şahitlik etmiştir. Bu ayda Halifelik kanunen ortadan kaldırılmış, taze Cumhuriyet’in İslâm ümmeti ile olan birleştirici bağı koparılmıştır. Ayrıca kabul edilen Tevhidi Tedrisat kanunu getirdiği birçok yenilikle beraber coğrafyadaki Müslüman hafızayı sekteye uğratacak uygulamalara zemin hazırlamıştır. Kanunun sonraki dönemlerdeki uygulayıcıları, bunu bir giyotine dönüştürmeyi başarmış, kadim bir düşüncenin, geleneksel bir duruşun, terbiye edilebilir güzel bir alışkanlığın yok edilmesi için uğraşlar içine düşmüşlerdir.

12 Mart 1971 Muhtırası Türkiye’de darbeler sürecinin yeni bir halkası olmuş, bir kez daha özgürlüklerin kısıtlanmasının önüne geçilmiştir. Öte yandan Halepçe saldırısı da bu ayda gerçekleştirilmiştir. Baas rejiminin Saddam aktörüyle masum insanların üzerine yok edici, ortadan kaldırıcı bir darbe ile insanlığa saldırısının 1988’deki adı Halepçe katliamıdır.

İnsanlık ve masumiyet bu zulmü unutmayacak. Amerika, 2003 yılında Irak’ı işgal ederken alçak bir demokrasi vaadiyle topraklarımıza gelmişti. Maalesef aradan yıllar geçmesine rağmen Irak’ta hâlâ istikrar sağlanamamış, iç çatışmalar, mezhep kavgaları yüksek bir tonda devam etmektedir.

Kıymetli kardeşim,

Davet Mektebi‘nin önümüzdeki Nisan ayı dosya konusu DÜŞÜNCE AKIMLARI ve İSLAM olarak belirlenmiştir. Dosya konumuzla ilgili sizlerden özgün yazılar, güzel makale ve denemeler yanında öyküler, şiirler ve anlamlı çizgiler bekliyoruz. İslâm düşüncesinin çağa ilham veren temel değer ve kavramlarının öne çıkarılacağı bu sayımızda İslâm’ın insanlığa vadettiği değerlerle beşerî yaklaşımlar eliyle uydurulup inşa edilmiş ideolojilerin insanlığı getirdiği menziller irdelenecektir.