Müslümanın gündeminde ne olmalıdır? diye bir soru sorsak, muhtemelen hemen her şuurlu Müslümanın vereceği cevap “İslâm dünyasının içinde bulunduğu durum” şeklinde olacaktır. Fakat bunun pratiğe ne kadar yansıdığı pek bilinmemektedir. Müslüman, ifade ettiğimiz gibi her zaman ve zeminde İslâm’ı ve Müslümanları, yeryüzünde zulmün yok olması gerektiği, kim olursa olsun mazlumdan yana çıkmayı hep gündeminde tutar. Onun yaşama gayesi Allah’a güzel bir kul olabilmektir. Bu kulluğu yaparken yeryüzünde hakkın hâkim olması konusunda çaba sarf eder, programını buna göre yapar.
Müslümanın gündemi içinde yaşadığımız şu zülüm ortamını konuşmak, bu zulmü ortadan kaldırmanın çarelerini araştırmak, zalimleri bertaraf etmek, mazlumun elinden tutmak olmalıdır. Fakat kaçımız bunu kendi ailesinde, iş ortamında, akraba ortamında dile getirebilmektedir. Bunu yapanlar muhakkak ki vardır. Fakat arzumuz her şuur sahibi Müslümanın, ailesinin bütün fertlerine, akrabalarına bunu vermesi, bu konuda harâretli olmasıdır. Çünkü şuurlu her Müslüman bilir ki Resûlullah (sav) Müslümanın derdiyle ilgilenmeyen Müslümanı “Bizden değildir” sözüyle adeta sarsmaktadır. Bu yüzden her bilinç sahibi Müslüman, dünyanın neresinde olursa olsun mazlumun ahını içinde hissetmeli, şayet gücü yetiyorsa ona yardım etmeli, buna imkânı yoksa ısrarlı dualara yönelmelidir.
Üniversite yıllarımızda bir vize sınavı öncesinde sınav salonuna girdiğimde Müslümanların dertlerini kendisine dert edinen bilinçli bir öğrencinin sınavdan birkaç dakika önce yanında bulunan arkadaşıyla Filistin’e dair konuştuğuna şahit oldum. Hemen herkesin sınav telaşına düştüğü bir anda bu Müslüman öğrencinin böyle bir konuyu kendisine gündem yapması hayret edilecek derecede bir durumdu. Bu Müslüman daha sonra hayatı şehadetle taçlandırdı.
İslâm’a ve Müslümanlara savaş açmış medya kanallarının gündemi, yarışma programları üzerinden paraya endekslemesi, bir yandan aşk dizileri üzerinden fısk-u fucûra yönlendirmesi, bir diğer taraftan mafya dizileriyle mafyacılığı topluma enjekte etmesi, hali pür melalimizi gösterir mahiyettedir. Dahasını söylemek gerekirse toplumun manevi değerleriyle tamamen zıt müzik kanalları her market, her berber ve bakkalda hep açık vaziyetteyse, futbolcu ve şarkıcı isimleri en iyi bilinen isimler oluyorsa, mazlumun çektiği dert ne zaman gündeme taşınabilir ki? Bunu gündeme taşımanın imkânı kalır mı?
O halde her Müslüman kardeşimiz ısrarlı bir şekilde, bulunduğu her ortamda dünya mazlumlarının çektiği eza ve eziyeti kendisine dert edinmeli, ailesinde bunları gündem yapmalıdır. Mazlum coğrafyalara yardım elinin nasıl uzatılacağına dair istişareler yapmalı. Onların kendi kardeşleri oldukları sürekli vurgulanmalı. Allah’ın bu uğurda bizden mücadele etmemizi istediğini hatırlatmalı: “Size ne oldu da Allah yolunda ve “Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!” diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!” (Nisa, 75)
Çocukların dünya Müslümanlarının dertlerine muttali olmaları, bu şuurla büyümeleri için mazlumlara yardım babında maddi imkanların sarf edilmesi bilinci verilmeli. Bu şuurla büyüyen nesiller, gelecekte Allah’ın izniyle mazlum kardeşlerinin elinden tutmaya muvaffak olacaklardır.
Vurulan Filistinli Kadın
Bundan yaklaşık bir ay önce bir israil askeri bir Filistinli kadını tek kurşunla vurup öldürüldü. Cansız bedeni ve birkaç metre akan kanı büyük bir mesaj veriyordu. Acaba kaçımız bunu kendi ailemizde gündem yaptık? Bu haber nedense pek gündem yapılmadı. Orada vurulan ya Aişe ya Fatma ya da Zehra’dır. İslâm’ın evlatlarında biridir. Bunu bütün Müslümanların kendi aile fertleriyle konuşması, gündemde tutması gerekirdi. Onun yerde yatan cansız bedenini ve akan kanını gösteren fotoğraf en azından aile fertlerine gösterilmeliydi.
Resûlullah (sav) Mekke’de haksızlığa uğrayan bir adamın hakkını Ebu Cehil’den gidip alıyor ve bu şekilde haksızlığın karşısında duruyordu. Bunu bilen bir ümmet olarak Müslümanlara yapılanları başta kendi aile fertlerimizin gündeminde tutmayı vazife bilmeliyiz ki yarınki günde yeni nesiller İslâm aleminin bu zulüm ve baskısından kurtulması gerektiği bilinciyle alana insinler. Bu halden kurtulmak gerektiğine dair gündemleri olsun. İslâm aleminin içinde bulunduğu şu vaziyet, Müslüman aileler arasında gündem yapılmadıkça nemelazımcı, vurdum duymaz, umursamaz ve sadece kendi dar dünyasına sıkışıp kalmış, olaylardan habersiz, düşmanın oyun ve tuzaklarının farkında olmayan bir nesille karşı karşıya kalınması kaçınılmazdır. Bunun olmaması için kendi kardeşlerinin çığlığını yüreğinin ta derininde işitebilen, mazlum coğrafyaların derdini kendi derdi bilen ve İslâm aleminin eski şan ve şeref dolu günlerine dönmesi için canla başla çalışan bir neslin inşası en elzem iştir. Müslüman babalar ve anneler olarak Müslümanların yaşadığı coğrafyayı genç beyinlere tanıtmak, bütün insanlığın kurtuluşunun ancak İslâm’ın yeryüzüne hâkimiyetiyle gerçekleşebileceğini taze beyinlere zerk etmek, bunun için haftalık bilgilendirmeler yapmak, İslâm coğrafyasının tanıtılmasını sağlamak önemli işlerimiz arasında yer almalıdır.
Kadın ve kızlarımız bir araya geldiklerinde gündemlerinde muhakkak surette on dakika da olsa dünya Müslümanları olmalıdır. Onların kurtuluşu için yapacakları şeyin, elleri arasında büyüyen genç nesillerinin Kur’ânî çizgide eğitimi meselesi olmalıdır. Bunu kendilerine baş gündem yapmalıdırlar. Bu düşünce için haftalık buluşmalar gerçekleştirmelidirler. Bilmelidirler ki insanlığın kurtuluşu için yetiştirilecek olan nesiller, onların ellerinde yetişen nesillerden başkası olmayacaktır. Davasını büyük, yolunun uzun ve yükünün ağır olduğunu bilip İslâm’ı ve Müslümanları, ailesinde, komşularında ve akrabaları arasında gündemlerinin bir numaralı konusu yapmalıdırlar.

Mehmet Akbaş
1972 Şanlıurfa doğumlu, imam-hatip mezunu, lisans, yüksek lisans ve doktorayı Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesinde tamamladı. 2012 yılında doçent oldu. Suriye, Irak, Pakistan, Suud,Ürdün, Özbekistan, Bosna-Hersek ve Amerika’da araştırmalar yaptı. İslam halklarının kaynaşması adına Uluslararası sempozyumlar düzenledi. Savaş öncesinde Suriye sınır bölgesinde yaşayan kardeş halkların kaynaşması için bir grup arkadaşıyla beraber Dicle Kalkınma Ajansı destekli Sosyo-Kültürel sahada bir yıllık bir proje yaptı, fakat projenin uygulamasına bir ay kala Suriye savaşının patlak vermesi üzerine hedefini gerçekleştiremedi. Dicle Kalkınma Ajansında kalkınma kurulu üyesi olarak çalıştı. İslam halklarının manaya ve kardeşliğe daveti ve bu söylemde buluşması için Davet ve kardeşlik Vakfı mütevelli heyetinde yer aldı, temsilciliğini yaptı. İnsanımızın kültür seviyesinin yükselmesi ve okuması için bir grup arkadaşıyla beraber İstanbul’da Oku-Der’i (Okuma Alışkanlığını Kazandırma Derneği) kurdu. Beş yıl başkanlığını yaptı. Memurların hak-hukuk ve insani taleplerini savunma adına Hakkari Eğitim-Bir-Sen’i kurdu. Bir yıl başkanlığını yaptı. Ümraniye Eğitim-Bir-Sen şubesinde beş yıl sekreter olarak çalıştı. MEB bünyesinde 14 yıl öğretmenlik yaptı. Kürtçe’nin serbestiyet kazanmasıyla Kürtçe ezgi-ilahi-dua ve şiirlerden oluşan beş albüm yaptı. Arapça-Türkçe-Kürtçe ve İngilizce konuşur. Mardin Artuklu Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
×
1972 Şanlıurfa doğumlu, imam-hatip mezunu, lisans, yüksek lisans ve doktorayı Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesinde tamamladı. 2012 yılında doçent oldu. Suriye, Irak, Pakistan, Suud,Ürdün, Özbekistan, Bosna-Hersek ve Amerika’da araştırmalar yaptı. İslam halklarının kaynaşması adına Uluslararası sempozyumlar düzenledi. Savaş öncesinde Suriye sınır bölgesinde yaşayan kardeş halkların kaynaşması için bir grup arkadaşıyla beraber Dicle Kalkınma Ajansı destekli Sosyo-Kültürel sahada bir yıllık bir proje yaptı, fakat projenin uygulamasına bir ay kala Suriye savaşının patlak vermesi üzerine hedefini gerçekleştiremedi. Dicle Kalkınma Ajansında kalkınma kurulu üyesi olarak çalıştı. İslam halklarının manaya ve kardeşliğe daveti ve bu söylemde buluşması için Davet ve kardeşlik Vakfı mütevelli heyetinde yer aldı, temsilciliğini yaptı. İnsanımızın kültür seviyesinin yükselmesi ve okuması için bir grup arkadaşıyla beraber İstanbul’da Oku-Der’i (Okuma Alışkanlığını Kazandırma Derneği) kurdu. Beş yıl başkanlığını yaptı. Memurların hak-hukuk ve insani taleplerini savunma adına Hakkari Eğitim-Bir-Sen’i kurdu. Bir yıl başkanlığını yaptı. Ümraniye Eğitim-Bir-Sen şubesinde beş yıl sekreter olarak çalıştı. MEB bünyesinde 14 yıl öğretmenlik yaptı. Kürtçe’nin serbestiyet kazanmasıyla Kürtçe ezgi-ilahi-dua ve şiirlerden oluşan beş albüm yaptı. Arapça-Türkçe-Kürtçe ve İngilizce konuşur. Mardin Artuklu Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.