İslâm, evrensel bir din, çağlar üstü bir inançtır. Hüküm ve uygulamaları açısından her kişiye, topluma ve millete uyan, her zamana uyarlanabilen kapsamlı bir yaşam nizamıdır. İnsan ve topluluklar üzerinde etkili olan İslâm’ı bu denli yaşanabilir ve devamlı kılan ilke ise hüküm ve uygulamalarının esnek ve hayatı kuşatıcı olmasıdır.

İslâm baskı, katılık ve zorlayıcılıktan uzaktır. İslâm insanların ve toplulukların birbirinden farklı olabilen fikir, görüş, tespit, yorum ve değerlendirmelerini baskılamaz, tolere etmez, onları eritmez. Bu farklılıkları ön görerek onları önemseyerek İslâm potasında şekillendirir. İslâm’ı nezih kılan şey onun farklılıkları önemseyen bu anlayışıdır.

İnsanlar ve toplumlar zaman, mekân ve şartlar bağlamında birbirinden farklı durumlar, ihtiyaçlar ve sorunlar içinde olabilir. İslâm belirli bir kavmin, coğrafyanın ve zamanın dini olmadığı için yani evrensel bir din, yaşam biçimi olduğu için her mekânda, toplumda ve zamanda var olan, her konuda söz söyleyebilen, hüküm ve pratiği olan bir dindir. Bu konuda İslâm uleması ve ümmetine rehberlik eden Hz. Muhammed’in (sav) “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz” (1) hadisidir. Bu emir ve direktifle, değişen insan ve toplumsal yapının ihtiyaç ve problemlerine cevap veren bir içtihat kapısı açılmaktadır. Bu içtihat kapısıyla beraber bireysel ve toplumsal hayatta yaşanabilir pratik bir İslâm modeliyle karşılaşmaktayız. Bu bağlamda mezhepler, açılan içtihat kapısının tezahürleri olmaktadır.

İslâm’a yöneltilen en kritik soru ve eleştirilerden biri mezhepler konusudur. Hz. Muhammed (sav) zamanında mezhepler var mıydı, mezhep olmadan İslâm yaşanamaz mı, mezheplerin birbirinden farklı olabilen hüküm ve uygulamalarıyla aynı İslâm yaşanmış sayılır mı, hangisi doğru, hangisi hak mezheptir gibi soru ve eleştiriler, mezheplerin çıkışından bu yana var olan, sık sık karşımıza getirilerek İslâm’ın asli meselesi olarak lanse edilmeye çalışılan konulardandır.

Mezhepler, İslâm’ın kırmızı çizgilerindendir. Zira mezhepler İslâm’ı aslından uzaklaştırmak, İslâm dünyasında siyasi ya da dinî polemik çıkarmak ve Müslümanlar arasında fitne çıkarmak isteyen İslâm karşıtlarının kullandığı argümanlardan biri olmaktadır.

“İslâm’da mezhepler niçin vardır, var ise neye hizmet eder ya da hizmet etmelidir?” gibi sorulara cevap aramak mezheplerin çıkış sürecini anlamak ve pak olan İslâm’ı doğru anlayışla fehmetmek açısından daha doğru olacaktır.

İslâm’ın yeryüzüne indiği ilk dönemde yani Hz. Peygamber (sav) zamanında mezhepler yoktu. Ancak Peygamber’in (sav) ahirete irtihalinin ardından halkın kimi soru ve sorunlarına cevap verebilmek, ihtiyaçlarını karşılamak anlamında bir mezhep arayışı, bir mezhep ihtiyacı doğmuştur. Her insanın ve her toplumun farklı zaman ve mekânlarda değişik ihtiyaç ve problemleri olabilmektedir. İslâm’ın insan hayatını kuşatan, kapsamlı hüküm ve uygulamaları; kişiler, toplumlar, örf ve adetler değişse zamanlar farklılaşsa da her döneme, kişiye ve sisteme yollar göstermekte, çözümler sunabilmektedir.

Resûlullah (sav), sahabelerden Mu’az’ı Yemen’e göndermek istediği zaman ona şöyle sorar: “Önüne bir dava gelirse nasıl hüküm vereceksin?” Mu’az: “Allah’ın kitabıyla hüküm vereceğim.” der. Peygamberimiz: “Allah’ın kitabında (bir hüküm) bulamazsan?” diye sorar. Mu’az: “Resûlullah’ın sünnetiyle…” der. Peygamberimiz yine “Ya, Resûlullah’ın sünnetinde ve Allah’ın kitabında da (bir hüküm) bulamazsan (ne yapacaksın)?” buyurur. Mu’az: “Kendi görüşümle içtihat ederim, (hüküm vermekten) geri dönmem.” der. Bunun üzerine Resûlullah (sav) (Mu’az’ın) göğsüne vurarak “Allah Resûlü’nün elçisini Allah Resûlü’nün arzusuna (muvafık hareket etmeye) muvaffak kılan Allah’a hamd olsun” der. (2)

Mezhepler bu haliyle kişilerin ve toplumların ihtiyaç, sorun ve bunların çözümüne yönelik fikrî ve amelî hareketlerdir. İslâm’ı yaşamak için kurulan, İslâm’a hizmet amacını taşıyan, bireylerin ve toplumların ihtiyaçlarına cevap veren Kur’ân ve sünnet odaklı çalışmalardır.

Kahir ekseriyetle mezhepler konusunda algı yanılsamalarının nedeni, mezheplerin birbirinden farklı olabilen yorum, değerlendirme ve uygulamalarıdır. Mezhep kurucularının birbirinden farklı bakış açıları, görüşleri, yorum ve değerlendirmeleri olmaktadır. Hatta mezhep imamlarının kendileri bile zaman içerisinde farklı içtihatlarını ortaya koymuşlardır. Örneğin İmâm-ı Şâfiî, Bağdat’ta kavl-i kadim (eski görüş), Mısır’da kavl-i cedid (yeni görüş) denilen yeni içtihatlarını açıklamıştır. Mısır halkının yaşayışının, örf ve adetlerinin Hicaz ve Irak’tan daha farklı olduğunu görünce, halkın ihtiyaçlarına göre görüşlerinde bazı değişiklikler yapmış ve yeni içtihatlarda bulunmuştur.

İmâm-ı Mâlik, “Ben bir beşerim. Bazen hata, bazen de isabet ederim. Bu sebeple benim rey ve içtihadımı tetkik ediniz. Kitap veya sünnete uygun bulursanız, kabul ediniz, bulmazsanız reddediniz.” demiştir.

İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe, “Bu Numân bin Sâbit’in (İmâm-ı Azam) reyidir. Çıkarabildiğimiz reylerin en güzeli budur. Kim bundan daha güzelini ileri sürerse doğruya daha yakın olan odur.” buyurmuştur.

Mezhep, bireysel ve toplumsal yaşantıda zaman, mekân veya daha başka faktörlerle ortaya çıkabilen durumlara karşın evrensel İslâm’ın çözümler ve yollar sunabilme imkânının adıdır. Farklı ihtiyaçlara, farklı zaman ve mekânlara birbirinden değişik olabilen yorum, değerlendirme ve uygulamaların sistematik adı olan mezhepler, İslâm’ın esnek ve insan hayatını kuşatıcı yönünü temsil etmektedir.

“Ümmetimin ihtilafı rahmettir.” (3) Ümmet farklı şeyleri söylerken farklı şeyleri tavsiye ederken yani ihtilaf ederken kişisel, toplumsal, zamansal ve mekânsal boyutlarda yaşanabilecek sıkıntı ve ihtiyaçlara İslâm’ın şefaat ve rahmet eden anlayışı ile çözüm getirir. Ümmetin ihtilafı İslâm’a aykırı düşünce ve davranış geliştirme, ümmet arasında bölünme ve parçalanma, fitne ve tefrika çıkarma değildir. Ümmetin ihtilafı rahmettir; bu öylesi bir rahmettir ki, fikri, kültürü, olaylara bakış açısı, değerlendirme biçimi farklı da olsa her Müslüman İslâm ile hemhâl edilir; sorun ve çözümler İslâm’a göre şekillendirilir. Ümmetin ihtilafı zenginliktir; bu öylesi bir zenginliktir ki, insanın ve toplumun değişen parametrelerine İslâmî çözümler bulunmaya çalışılır.

Ağacın her dalı birbirinden farklı ve birbirinden bağımsızdır. Ancak birbirinden farklı ve bağımsız olan bu dallar aynı ağacın köklerinde birleşir ve aynı ağaçtan aynı meyveleri verirler. Her mezhep bir daldır, bu dalın kökü Kur’ân ve sünnettir. Ayrı yerlerde, farklı şartlarda, değişik bakış açıları içinde kimi (hakkında hüküm bulunmayan) meselelerimize çözüm ararken itikadımız, inancımız, amelimiz İslâm’dır. İslâm’a uzanan her bir mezhebin içtihadı, yorumu, çözüm önerisi İslâm’ın meyvesidir, ümmetin rahmet ve zenginliğidir.

Mezhepler İslâm’ın ne reformize edilmesi ne tefrikası ne de kavga sebebidir. Bu konuda dikkat edilmesi gereken aslî mesele mezheplerin kullandığı, kullanacağı ya da tavsiye ettiği esaslardır. Herhangi bir mezhebin Kur’ân ve sünnet dışı olması asla kabul edilemez, kabul eden ya da kabul edilen varsa o da reddedilir. Hükümlerini Kur’ân ve sünnetten alan bu din, Kur’ân ve sünnet dışındaki herhangi bir yorum, düşünce ve izahatı yok sayar. İslâm’a hizmet eden, Kur’ân ve sünnet odaklı her yaklaşım, her içtihat, her mezhep haktır.

İslâm insanların ve toplumların tüm ihtiyaçlarını karşılamaya yeten, kapsamlı, kuşatıcı, esnek ve yaşanabilir bir yaşam sistemidir. Mezhepler bu minvalde insanların ihtiyaçlarını İslâm üzerinden karşılayan Kur’ân ve sünnet eksenli kurumlardır.

Kaynakça

1) Buhârî. 2) Ebû Dâvûd, Tirmizî. 3) Beyhakî