“Ben insanları ve cinleri yalnızca bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat:56) Hangi zaman ve mekan olursa olsun, dünyaya geliş gayemizin amacını yüce Rabbimiz bize böyle bildirir. İşte bu gaye içindir ki biz kullara düşen görev zaman ve mekana bakmadan kulluk görevimizi yerine getirmektir, özellikle de imanımız ve imanımızın şahidi olan amellerimizi yüce Rabbimizin istediği şekilde yerine getirmektir.

Tabi bu kulluk görevini yerine getirirken iyi veya kötü, nimet veya zahmet, güçlük veya kolaylık gibi nice olaylarla karşılaşacağız. Yani tüm bu olaylar karşısında yalnızca iman edip ebedi bir kurtuluşa eremeyeceğimizi yüce Rabbimiz bizlere bildirerek “İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece ‘iman ettik’ demeleriyle bırakılıverileceklerini mi sandılar? Andolsun ki, Biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da ortaya çıkaracaktır.” (Ankebut:2,3)  buyurur. Bizler ve bizden öncekiler imtihandan geçirildiği gibi bizden sonrakiler de imtihandan geçirilecektir. Yani Hak-Batıl mücadelesi kıyamete kadar devam edecektir. Önemli olan bizlerin bu mücadelede nerede yer alacağımızdır. Kimleri kendimize rehber edinip, kimlerin safında yer alacağımızdır.

Adem as. dan bu güne Habiller olduğu gibi, Kabiller de olmuştur. İbrahim (as) ve onun safında yer alanlar olduğu gibi, Nemrutlar ve onun safında yer alanlar da olmuştur. Dünün Mısır’ın da Musa (as) olduğu gibi, Fravunlar da olmuştur. Bu günün Mısır’ın da Musa (as)nın  safında yer alan Mursi’ler olduğu gibi, Fravun’un safında yer alan (hem de müslümanım diyen) Sisi’ler de olmuştur.

Zamanın, mekanın, silahların, zalimlerin veya kafirlerin farklılıkları bir şey değiştirmez. Zihniyet, metod aynıdır. Ama şunu unutmayalım ki Rabbimizin vaadi de aynıdır. Dünün zalimlerine, kafirlerine azap müjdesi aynı olduğu gibi, bu günün zalimlerine, kafirlerine de azap müjdesi aynıdır. Ve tabi dünün ve bu günün salihlerine, mücahid ve mücahidelerine de cennet ve ebedi kurtuluş vaadi aynıdır.

“İnananlardan Allah’a verdiği ahdi yerine getiren nice erler vardır. Kimi bu uğurda canını vermiş, kimi de beklemektedirler, ahidlerini hiç değiştirmemişler.”(Ahzab:23) bu ayet de sırasını bekleyenin Talha b. Ubeydullah olduğunu Rasulullah (sav) efendimiz haber verirken, bu günde Kur’an anayasamız dediği için Mısır da Rabia ve Nahda meydanların da şehid edilen kardeşlerinden sonra Mısır zindanlarında sırasını bekleyen nice yiğit kardeşlerimiz de vardır.

Rabbimiz cenneti ve en güzel makam olan şehadeti dün Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te  vs…, bu gün ise Filistin, Mısır, Suriye, Doğu Türkistan  vs. de Allah’a verdiği sözü yerine getirenler ve sırasını bekleyenler içinde vaad etmiştir.

Allah’ın emrini yerine getirmek için,  evladını kurban etmek için illa Hz. İbrahim as. olmaya gerek olmadığı gibi, İsmail as. gibi kurban olmak için de illa İsmail (as.) olmaya gerek yoktur.

21.yüzyılda Mısır’da Rabiatu’l  Adeviyye meydanında da Hz.İbrahim as. gibi evlatlar kurban edilir Allah’a, Muhammed Biltaci gibi. İsmail as. gibi kurban olunulur Allah’a, Esma Biltaci gibi

Hangi zaman ve mekan da yaşadığımıza bakılmayacaktır o dehşetli kıyamet günün de ve cennete girmek için melekler bizden Asr-ı Saadet dönemi giriş belgesi istemeyeceği gibi bizden Ashab olduğumuza dair de belge istemeyecektir. Bizden istenecek yeğane belge imanımızın şahidi olan amellerimiz, safımız, duruşumuz ve bu uğurda yaptığımız mücadelemizdir. Zaman mekan bunlar asla önemli şeyler değildir. Önemli olan bizim, hangi zaman ve mekanda olursak olalım Hak hakim olsun diye yaptığımız mücadelemiz, safımız ve duruşumuzdur.

Aynı zaman da şunu da unutmayalım ki bir defacık mücadelemiz, çaba ve gayretimiz yukarıda ki ayette belirtilen müjdelere kavuşmak için de yeterli değildir. O ayette müjde verilen dünün ve bugünün Müslümanları bu mücadelelerini ölünceye kadar devam ettirmişlerdir.

Mısır darbe ve katliamının üzerinden 5 yıl geçti, hala zulüm, işkence ve idamlar sessiz sedasız devam ettirilmekte ama bu ayetleri gereği gibi anlayan kardeşlerimiz saflarını, duruşlarını değiştirmediler. Sevdiklerini, canlarını feda etme pahasına Hak yoldan ayrılmadılar. 5 yıldır süren tüm zulüm işkence ve idamlara rağmen hala mahkemelerde zalimlerin karşısında izzetli ve onurlu bir şekilde Hakkı haykırmaya devam ettiler ve ediyorlar. Hiçbir şey onları yollarından vazgeçiremedi. Onlar kendi zaman ve mekanları içerisinde Habillerin, İbrahimlerin ve Musaların safında yer almaya devam ediyorlar. Ya bizler?

 Zulümleri seyretmek, onlar karşısında hiçbir şey yapmamak veya yapamamak, mallarımızla onlara destek verememek, el açıp gözyaşı döküp dua edememek veya her şey bitmiş gibi hemen unutuvermek bu mudur safımız, duruşumuz, mücadelemiz ve kardeşliğimiz?

Bu mudur yüce Rabbimizin bizden istediği kulluk? Bu mudur Efendimizin bizden istediği kardeşlik?

“Müminler, müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmesin. Kim böyle yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Ancak kafirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız müstesnadır. Allah size kendisinden korkmanızı emrediyor. Nihayet dönüş Allah’a dır.” (Al-i İmran:28) buyururken yüce Rabbimiz, Efendimiz de bizden istediği kardeşliği şöyle dile getirir; “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmanına teslim etmez. Kim, mümin kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanın kusurunu örterse, Allah da kıyamet günü onun kusurunu örter.” (Buhari-Müslim)

Bizler bu kardeşlerimizi unutarak, bu kardeşlerimizin davasını (İslam davasını) unutarak bu uğurda gerekli mücadeleyi yapmıyorsak veya yaptığımız en ufak fedakarlıklar bizler için çok büyük geliyor ve kurtuluşumuz için yeterli görüyorsak durup düşünmemiz lazımdır! Aynı mekan olmaya bilir ama aynı zamanda yaşadığımız bu kardeşlerimizin İslam davası uğrunda yaptığı fedakarlıklar ile kendimizinkini kıyasladığımızda bizlerin nerelerde olduğunu daha iyi anlayacağız.

Bir tarafta 5 yıldır tek kişilik hücrelerde, sevdiklerinden uzakta, Rabia ve Nahda meydanlarında sevdiklerini kurşunlarla, tankların altında veya yaralı çadırlarında diri diri yakılarak kaybeden, sağ kalan yakınlarını ise bir kez dahi göremeyenler,  birçoğunun ağır hastalıkları tedavi edilmeyip ilaçsızlıktan acı çekenler veya hayatını kaybedenler ama yüce Allah’ın vaadine inanan ve yollarından dönmeyen, davalarından vazgeçmeyen kardeşlerimiz. Ve diğer tarafta bizler, bizlerin yapmış olduğu fedakarlıklar.

Bizlerde İslam davası uğrunda bazı fedakarlıklar yapıyoruz, yeri geldiğinde sevdiklerimizden ayrılıyoruz, kendi imkanlarımız dahilinde maddi fedakarlıklar yapıyoruz. Ama bir şeyi unutuyoruz bizler aynı zamanda yaşadığımız bu kardeşlerimizle aynı cennete talip oluyoruz. Çaba ve gayrette daha fazlasını yapma imkanımız varken daha azını yapıp ama aynı mükafatı almayı bekliyoruz. Yapma imkanımız varken yapmadıklarımızdan, söyleme imkanımız varken söylemediklerimizden dolayı mesul olduğumuzu unutuyoruz. Zamanın ve mekanın bir değeri olmadığını, şu anda İslam davası uğruna ne yapabiliyorsak en iyisini yapmamız gerektiğini unutuyor ve maalesef sanki biraz daha rahatımız kaçmasın istiyoruz.

Evet yıl 2018 ve Ağustos ayındayız,5 yıl önce Ağustos ayında tüm Müslümanlar için zorlu bir imtihan vardı ve herkes kendi safını belirledi, kimi kazananlardan olduğu gibi kimide kaybedenlerden oldu. Zamanın ve mekanın hiçbir önemi olmadan imtihanımız, ölüm bize gelinceye kadar devam ediyor ve bizler ya kazananlardan ya da kaybedenlerden olacağız. Safımızla, duruşumuzla, mücadelemizle Hakkın yanında olup kazananlardan olabilmek dileğiyle…

Sümeyye Ülger

Önceki İçerikİmkân Şımarıklığı mı?
Sonraki İçerikZehir