Bu asırda İslam ümmetinin içinde bulunduğu zillet hali, belki de uzun tarihinde hiç yaşamadığı bir hal olduğu herkesçe malumdur.
Bu zillet sebeplerinin başında hiç şüphesiz tefrika ve iç çekişme gelmektedir. İslam düşmanlarının bunda etkilerinin olduğu kesin olmakla beraber, Müslümanların asil, güvenilir kaynaklarından beslenmemeleri bu bölünmenin asıl sebebini teşkil etmektedir.
Günümüzde selefi akımına mensup bazı grupların selefi salihinin akidesini yanlış yorumlamaları ve halef akidesinin batıl ve sünnet dışı olduğu iddiaları, bu yanlış iddiayı özellikle gençler arasında yaymaları, büyük fitnelere hatta savaşlara sebep olmaktadır. Onun için dergimizin bu ayki sayısında güvenilir âlimlerimizin eserlerine özellikle imam Hasan el Benna’nın “Akaid risalesi”ne dayanarak Allah (cc) sıfatları ile ilgili “selef halef” içtihatlarına bir nebze değinmeye çalışacağız inşallah.
Selef ve Halefin Tanımı:
“Selef” kelimesi sözlükte “öncekiler”, “önde olanlar”,“geçmiş ecdatlar”1 anlamına gelir. Şerii ıstılahta ise ( şerii terim olarak) selef: Resulullah (s.a.v) tarafından övülen İslam’ın ilk üç asrında yaşayan güvenilir âlimlerdir. Resulullah (s.a.v) ilk üç asır ehlini sahih hadiste şöyle övmektedir: “Şüphesiz en hayırlınız, benim asrımdakilerdir (sahabilerimdir) sonra onlardan sonra gelenlerdir. Daha sonra onlardan sonra gelenlerdir. Onlardan (bu üç asırdan) sonra bir kavim gelecek, onlardan şahitlik istenmeden şahitlik yapmaya çalışırlar. Güvenilmezler, hıyanet ederler. Adak adayıp yerine getirmezler ve onlarda şişmanlık ortaya çıkacaktır”.2 Peygamberlerden sonra insanların en faziletlisi sahabeler (r.a) oldukları konusunda ehli sünnet icmaa etmişlerdir. Aynı şekilde sahabe olmayan biri, en büyük veli de olsa sahabe derecesine ulaşamayacağı konusunda da ehlisünnet imamları icmaa etmişlerdir. Bu konuda geçen hadis ve tövbe 100. ayet gibi pek çok ayet ve sahih hadisleri delil göstermişlerdir.3
“Halef” ise sonra gelip iyilikte “selefin” yerini tutan boşluğu dolduranlardır. Sonra gelip iyilikte selefin yerini doldurmuyorsa ona “half” denir. Araf 169. ayette geçtiği gibi. 4
Allah (cc) Sıfatlarıyla İlgili Selef Halef Görüşü
Bu konuyu en iyi tetkik eden âlimlerden İmam Hasan el Benna “Akaid Risalesi”nde şöyle demektedir:Allah’ın sıfatlarıyla ilgili ayet ve hadisler hakkında selefin tavrı bunları olduğu gibi kabul edip hiçbir açıklama veya tevil yapmamaktır. Halefin tavrı ise bunları Allah’u Teâlâ yı yaratılmışlara benzemekten tenzih edecek biçimde yorumlamaktır. Her iki grup da Allah’ın mahlûkata benzemekten münezzeh olduğunu savunmaktadır. Her iki grup da ayet ve hadislerde geçen Allah hakkındaki lafızların kesinlikle yaratılmışlar için kullanıldıkları zahiri manalarıyla anlaşılamayacağı hususunda hemfikirler. Bu durum her iki grubun da Allah hakkında teşbihi reddetmedeki ittifaklarının bir sonucudur.
Her iki grup da kelimelerin insanın zihninde geçen şeyleri ifade etmek için kullanılan araçlar veya o dili oluşturan ve konuşanların bir dışavurumu olduğunu bilmektedir. Kelimeler ne kadar çok olursa olsun ne kadar geniş anlamlar kazanırlarsa kazansınlar, o dili kullananların bilmedikleri şeyleri ifade etme gücüne sahip olamazlar. İşte Allah’u Teâlâ’nın zatına dair hakikatler de bu kabilden şeyler olup beşerin bilemediği, dolayısıyla ifade edemeyeceği şeylerdir. Dil, bu tür hakikatleri bize ifade etmede çok yetersizdir. O halde gayb âlemiyle ilgili bu manaların, insanların kullandıkları kelimelerle tastamam ifade edebileceğini düşünmek büyük bir yanılgı olur.
Görüldüğü üzere aslında halefle selef tevil temelinde görüş birliğine varmışlardır. Geriye sadece bir ihtilaf kalmaktadır: Halef âlimleri ayetlerde ve hadislerde geçen ifadeleri muayyen bir mana ile sınırlama yani belirli bir manaya yorumlama yoluna gitmişlerdir. Onları böyle yapmaya zorlayan sebep ise Allah’ı mahlûkata benzemekten tenzih ederek genel halkın itikadını yaratılandan benzetme şüphesinden koruma düşüncesidir. Selefle halef bu ihtilafı ise yaygara koparmayı veya zıtlaşmayı gerektirmeyen basit bir ihtilaftır.
Selefin Görüşünü Tercih
Kanaatimizce selef âlimlerinin ayet ve hadislerdeki bu tür ifadeler hakkında susmak ve bunların anlamını Allah’a havale etmek şeklindeki görüşleri en güvenilir ve uyulmaya en layık yoldur.
Öte yandan halef âlimlerinin başvurdukları tevil yolunun da asla onların küfür veya günahkârlıkla itham edilmelerini gerektirmediğine inanıyoruz. Bu durum onlarla diğerleri arasında uzun uzadıya tartışmalar yapılmasını da gerektirmez. İslam kardeşliği çok daha kapsayıcıdır ve tüm bu farklılıklardan önce gelir. İslam bu farklılıkların hepsini içine alacak kadar geniştir.
İmam Nevevi de selef halef arasındaki görüş ayrılılığının çok fazla olmadığını tartışma ve çekişmeyi gerektirmeyecek kadar az olduğunu belirtmiştir. Zaten halef âlimleri de tevil yoluna gitmek için akli veya şerii bir delilin olmasını, yapılan tevilin de dinin ana prensipleriyle çelişmemesini şart koşmuşlardır.5
Selefi Salihin ve Selefiler Arasındaki Fark:
Çoğu kimseler selef ile selefileri karıştırırlar. Bu ikisi arasında fark vardır. Selef daha önce denildiği gibi İslam’ın ilk üç asırdaki âlimlerin çoğunluğudur ki ehli sünnet bunları sever, bunlara değer verir, kitap sünnet ve onların içtihadından çıkardıkları hüküm ve usullerden, fıkhını akaid meselelerini ispat etmeye çalışırlar.
Selefiler ise halk arasında Vahhabi diye bilinen Muhammet bin Abdul Vahhap’ın( 1115-1206h ) mezhebi üzere olanlardır. Bunlar selefiler diye isimlendirilmeleri 20. asrın başında olmuştur. Selefi ismi önce İngilizlerin Mısır’ı işgal ettikten sonra C. Afgani, M. Abduh, Reşit Rıza gibi şahsiyetlerin Mısır’da başlattıkları çalışmalarda kullanmışlar. sonra Vahhabiler de bu ismi beğenip kendi mezhepleri için kullanmaya başlamışlardır.6
Selefilerin çeşitli bidat ve aşırılıkları vardır. Biz burada bir tanesine değineceğiz, o da ümmetin birliğini bozan tekfir (başkasını kâfir saymak) bid’asıdır. İslam düşmanlarının eline ciddi imkan veren bu bidat Muhammet bin Abdul Vahhap’ın meşhur “Tevhit” kitabında şöyle geçmektedir: “Kişinin Allah’tan başka birisinden yardım dilemesi medet umması şirktir. Onun torunu Abdurrahman bin Hasan bin Muhammet bin Abdulvahhap da bunun şerhinde der ki: “örneğin birisi dese “Ey seyidim falan, bana yardım et yahut yardımıma gel ve bana rızık ver veya buna benzer sözler şirktir sapıklıktır, bunu söyleyenden tövbe istenir. Tövbe etmezse öldürülür.7 Selef akidesi adında bu tür tekfircilik görüşleri yaygınlaştırılıyor. Muhammet b. Abdulvahhap’tan önce bu derecede olmasa da İbni Teymiye’nin de selef adına bazı şaz görüşleri olmuştur. Karadavi bu konuda şöyle demektedir: “Ben de İmam Hasan el Benna gibi selef halef meselesinde taraftarlar arasındaki mesafenin zannedildiği gibi uzak olmadığını düşünüyorum. Bu vasat görüş bazı selefi kardeşlerimizi razı etmeyebilir. Aynı şekilde imam olarak kabul ettiğim İbni Teymiye’yi de bu konuda gayet sert bir görüşte olduğuna kanaat ediyorum.8 Selef imamları sıfatla ilgili ayet ve hadislerin anlamlarını baştan Allah’a havale edip Allah’ı (cc) uygun olmayan sıfatlardan tenzih etmişlerdir. İbni Teymiye ve taraftarları ise bu ayet ve hadislerin zahir anlamlarını almışlar sonra incelik ve detaylarının bilinmediğini söylemişlerdir.9 Yani selef, bu ayet ve hadisleri baştan tefsir etmeyip manasını Allah’a havale etmişler, buna da “tefviz” denilmiştir. İbni Teymiye ise zahiri manayı aldıktan sonra niceliğini Allah’a havale eder, buna da “ispat” denir.
Sonuç: son olarak ehli sünnet âlimlerinin çoğunun görüşünü güzel bir şekilde özetleyecek olan İmam Hasan el Benna’nın şu paragrafıyla bitirelim:
Sonuç olarak diyebiliriz ki selef ve halef, Allah hakkındaki bu ifadelerinden maksadın halk arasında yaygın olan, zahiri anlamlar olmadığında ittifak etmişlerdir. Bu tavra genel olarak bakıldığında bir nevi tevil mahiyetindedir. Aynı şekilde her iki grup da dinin temel akidelerine ters düşen tevillerin caiz olmadığı görüşündedirler. Buna göre tek ihtilaf noktası, dinin cevaz verdiği ölçüler çerçevesinde olduğu halde, tevil yoluna gidilip gidilmemesi meselesidir. Görüldüğü gibi bu da basit bir ihtilaftır. Zaten selef âlimleri de bazen bu tevile başvurmuşlardır. Şu anda Müslümanlar olarak önemle üzerinde durmamız ve öncelikli mesele edinmemiz gereken şey, elimizden geldiği kadar birlik ruhunu sağlamak, yekvücut olabilmektir. Allah bize yeter o ne güzel vekildir.10
Allah (cc) İslam ümmetini hak üzere birleşmeye ve hakkıyla görevini ifa etmeye muvaffak kılsın. Amin.

Kaynaklar:
1.Müfredat elfz kuran ragıb isfahani sayfa:420 dar kalam şam baskı:3 1423h.
2.Buhari:6428 müslim:2535 ahmet müsnet:19835 .
3.Tekmile şerhi müslim: cilt:6 sayfa: 34 dar al kalam şam 1427 h.
4.Nesefi tefsiri dar nefais ikinci baskı 1430 beyrut.
5.İmam hasan el benna risaleleri nida yayınları İstanbul 2007 baskısı sayfa:544.
6.Es selefiyye sayfa:226 dar fikr Beyrut 1431 h.
7.Şerh kitap et tevhid sayfa:301 dar as salam (riyad) bu kitap şerhiyle beraber medine islam üniversitesinde ders kitabı olarak okutulmaktadır. A. Aziz bin baz da bu kitaba önsöz yazmıştır.
8.Prof doktor Yusuf Kardavi “fusul fil akide” şerh el usulul işrine sayfa: 8 mektebe vehbe kahire 1426 h.
9.Adı geçen eser sayfa:40.
10.İmam hasan el benna risaleleri sayfa:544 nida yayınları İstanbul 2007.

Önceki İçerikSağlam Bir Akide – Doğru Bir İbadet
Sonraki İçerikRuhun Dirilişine Giden Yol Allah Sevgisi