“Ey iman edenler! Allah’tan korkup sakının ve eğer inanmışsanız, faizden artakalanı bırakın. Şayet böyle yapmazsanız, Allah’a ve Resulüne karşı savaş açtığınızı bilin. Eğer tövbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) Ne zulmetmiş olursunuz ne de zulme uğratılmış olursunuz.”1

Ayet-i Kerime biz Müslümanlara, faiz ile iş yaptığımız takdirde ne büyük sonuçlarının olacağını açık bir şekilde beyan etmektedir. Yine ayet-i kerime “Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimse gibi kalkarlar.” (Bakara, 275) buyurarak ahirette karşılaşacağımız durumun vahametini bir kez daha hatırlatıp bu duruma düşmekten tüm Müslümanları sakındırmaktadır.

Hz. Ömer (r.a) efendimiz de buyurur ki; “Kur’ân’dan en son nâzil olan, ribâ (fâiz) hakkındaki âyettir. Rasûlullah (sav) bu âyeti tefsir etmeden irtihal etti. Binaenaleyh siz, ribâyı da rîbeyi (fâiz şüphesi olanı) da terk ediniz.”2

Başka bir sözünde ise; “Biz, faize düşme korkusu ile on helalden dokuzunu terk ettik.”3 buyurarak ne kadar sakınılması gereken bir emir (haram) olduğunu ifade etmektedir.

Ebu Hureyre (r.a) şöyle rivayet eder; “Allah Rasulü (sav) şöyle buyurdu; ‘Helak edici yedi şeyden uzak durunuz!’ Sahabeler: ‘Ya Rasulallah! Onlar nelerdir?’ dediler. Rasulullah (sav) buyurdu ki; 1. ‘Allah’a şirk koşmak, 2. Sihir yapmak, 3. Haklı olmanın dışında Allah’ın haram kıldığı nefsi öldürmek, 4. Faiz yemek, 5. Yetimin malını yemek, 6. Düşmanla karşı karşıya iken savaştan kaçmak, 7. Zinadan korunmuş saf mü’min kadınlara zina iftirasında bulunmaktır!”4

Yüce Rabbimizin ‘Bana ve Resulüne savaş açtığınızı bilin.’ dediği, yine kıyamet günü ‘(Kabirlerinden) şeytan çarpmış kimse gibi kalkarlar.’ diye düşecekleri durumu anlattığı, Allah Resulünün ise ‘Helake götüren yedi şeyden biri olarak saydığı faiz, bugün neden toplumumuzda yaygın hale gelmiş hatta daha da ileri giderek toplumun olmazsa olmazı halini almıştır.

Oysaki yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de faizin yasaklanması konusunda kullanılan bu sert üslûp, din düşmanlarını dost (veli) edinme dışında hiçbir günah ve yasak için kullanılmamıştır. Kur’ân-ı Kerîm’in bu derece şiddetli sakındırmasından anlıyoruz ki hem ferdi hem toplumsal zararının ne derece büyük olacağını, daha da önemlisi dönüşü ve telafisi mümkün olmayan ahiret hayatımızda ise rahmetine muhtaç olduğumuz Rabbimizi, şefaatine ihtiyacımız olan Efendimizi dünyada iken savaş ilan ettiğimiz savaşın taraftarı olarak bulacağız.

Kur’ân’daki ismiyle ribâ, gündelik hayatta ise tefecilik, faiz veya kredi ifadeleriyle karşıladığımız ancak niteliği ve haramlığı hiçbir zaman değişmeyen, yüce Rabbimizin bu haramı, bizleri iki dünyada da helake götürecek en önemli yasaklarından olduğunu bilmemiz bu haramdan sakınmamız acısından çok büyük önem arz etmektedir.

Bugün toplumumuzda biraz daha rahat ve lüks yaşama adına hem ayetlerle hem hadislerle haramlığı ve dehşet verici sonuçları bildirildiği halde bu yasak neden bu kadar rahat işlenir hale gelmiş, neden Müslümanlar Allah ile savaşmayı dünyevi menfaati için göze almıştır?

Şöyle bir baktığımız zaman bunun birçok sebebinin olduğunu görüyoruz.

Bu sebepler içerisinde en önemlisi biz Müslümanların ayet ve hadisleri gereği gibi anlamadığımız veya anlamak istemediğimizdir. Ayet ve hadisleri gereği gibi anlamış ve bunun gereğini yerine getirmiş olsaydık bugün toplumumuzun içinde bulunduğu durum bu halde olmayacaktı.

Mesela yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm şeytanın bizler için apaçık düşman olduğu ve onun ayak izlerine uymamamız gerektiğini bildirirken “Ey insanlar! Yeryüzünde helal ve temiz olan şeylerden yiyin. Şeytanın adımlarına tabi olmayın. Muhakkak o, sizin için apaçık bir düşmandır. (Bakara, 16) buyruğuna rağmen bizler bu apaçık düşman olan şeytanı gereği kadar önemsemedik ve ondan gelecek olan saldırılara (vesveselere) karşı tedbir almadık.

Şeytanın birçok tuzaklarından bahseden Kur’ân-ı Kerîm bizlere şeytanın en büyük aldatmasının Allah’ın rahmetiyle olacağını bildirirken “Ey İnsanlar! Allah’ın vâdi elbette gerçektir, öyleyse sakın dünya hayatı sizi aldatmasın; o çok hilekâr şeytan da Allah’ın kerem ve merhametini ileri sürerek sizi aldatmasın.” (Fâtır, 5) buyruğuna rağmen bizler yine Allah affeder, Gafur ve Gaffar’dır diyerek haramları rahatça işlerken Celal, Kahhar ve Muntakim sıfatlarını unutuverdik.

“Şeytan sizi fakirlikle korkutmakta ve size fahşayı (kötülüğü) emretmektedir. Allah ise size kendi katından bağışlama ve lütuf vaad etmektedir. Allah, lütfu geniş olandır, bilendir.” (Bakara, 26) buyruğuna rağmen fakirlik korkusuyla haramlara yönelirken yüce Rabbimizin “O’ndan istediğiniz her şeyi size vermiştir. Şayet Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, O’nun nimetlerini saymakla bitiremezsiniz. Şüphesiz ki insan, çokça zulmeden ve pek nankör bir varlıktır.” (İbrahim, 34), “Şüphesiz rızkı veren, sağlam güç sahibi olan Allah’tır.” (Zâriyât, 58) buyruğunu yine görmezden gelerek haramlara yöneliverdik.

Allah Rasulünün bizleri uyardığı vehn (dünyayı fazlaca sevme ve ölüm korkusu) hastalığına yakalanarak dünyada ebedi kalacak, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyamızı mamur etme uğruna şeytanın ve nefsimizin tüm tuzaklarına ahiret hayatımızı düşünmeyerek, Allah ve Rasulü ile savaşmayı, kabrimizden şeytan çarpmış gibi kalkmayı ve “Miraç gecesi, bir kısım insanlara uğradım ki, karınları evler gibi iri idi. Karınlarının içi yılanlarla doluydu ve bunlar dışarıdan görünüyordu. Ben: “Ey Cibrîl bunlar kimlerdir?” diye sordum. “Bunlar faiz yiyenlerdir.” cevabını verdi.”5 hadisine muhatap olmayı önemsemedik.

Ve tüm bunları dünya hayatımızda biraz daha rahat yaşayalım adına yaptık. Belki de faiz (kredi) ile aldığımız evde senelerce oturamadan, aldığımız arabaya binemeden, bayram kredisi ile gittiğimiz tatilden dönemeden ya da ticaretimizi düzeltelim derken ecelimiz gelerek “Şüphe yok ki şeytan sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman bilin. Çünkü o kendisine uyacaklara yakıcı ateşin mahkûmlarından olsunlar diye çağrıda bulunur.” (Fâtır, 6) ayetinin hükmü bizi kapsadı da ateşin mahkûmlarından oluverdik.

Hiç düşünmedik “Faiz 73 kısımdır. Onların günah cihetinden en hafifi, kişinin annesi ile zina etmesi gibidir. Bilin ki, faizin en şiddetlisi Müslüman kişinin ırzıdır!”6 uyarısının dehşetini, hiç düşünmedik “Allah’a döneceğiniz günden korkun, sakının. Sonra herkese kazandığı eksiksizce ödenecek ve onlara haksızlık yapılmayacaktır.” (Bakara, 281) ilahi adaletin önünde hesap vereceğimizi.

Unutuverdik bu dünyaya imtihan için gönderildiğimizi, unutuverdik imtihan içinde zorluklarla karşılaşacağımızı “And olsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!” (Bakara, 155) hükmünü.

Ve unutuverdiğimiz için imtihanı-zorlukları, dünya hayatının geçiciliği için savaşıverdik Allah ve Rasulü ile bu dünya da ebedi kalacakmışız gibi.

“Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı.” (Ankebût, 64)

Kaynakça

1) Bakara, 278-279. 2) İbn Mâce, Ticârât, 58. 3) Ali el-Müttakî, IV, 187/10087. 4) Buhârî 2615, Müslim 89/145, Ebu Davud 2874, Nesei 3673, Albânî İrva 1335. 5) İbn Mâce, Ticârât, 5. 6) Hâkim 2259, İbn Mace 2274, İbnu’l-Carud 647, Albânî Cami 3539.