Özellikle siyasal, sosyal, ekonomik krizlerin bir bini kovaladığı şu zamanda… Hele manevi krizlerin zirve yaptığı, bedenler doydukça ruhların acıkmasının katlandığı asrımızda… Dünyalık hazların, geçici zevklerin adeta tapınılır hale geldiği bu çağda…
Bu fırsat kaçmaz. Hayır, bereket ve fazilet ikliminden manevi değerler devşirme fırsatı…
İnsanlar önemli gördükleri kazanımlar için bu ifadeyi sık sık kullanırlar. Birçok ürünün reklamı bu tılsımlı! cümleyle biter; “bu fırsat kaçmaz” hâlbuki hepimiz iyi biliyoruz ki; bu dünyanın zararları ne kadar çok ve büyük olursa olsun telafisi vardır. Bir adamın evi yanar, fabrikası yanar, iflas edip trilyonlarca zarara girer, tüm serveti ve ehl-u iyali deprem altında kalır yine de tüm bu zararların telafisi vardır. Bu insanların her birinin hayata bir köşesinden devam etmesi mümkündür.
Ancak mahşer günü ilahi mizan konulduğunda hayır terazimiz hafif çıkarsa bunun telafisi yok. Ne aşiretimizin yiğitleri, ne bileğimizin gücü, ne zekâmız, ne makam ve servetimiz o teraziyi ağır getiremez.
İşte mahşer günü hayır terazimizde ağırlık yapacak salih ameller için, önü rahmet ortası mağfiret sonu da cehennemden azad olan bulunmaz bir fırsat; üç aylar… Bu fırsat para pul falan fırsatı değil, para ve servetle alınamayacak kadar değerli olan manevi ikmal ve kazanç fırsatı.
Toprağın suya, yaprağın güneşe hasreti gibi hasret kalmamız gereken fırsat iklimi bir daha geldi. Zira ibadet fukarası bizler için kıyam ve sıyam ayları olan üç aylar, çok önemli bir fırsat. Telafi kuponları vs. ile kıyaslanamayacak bir fırsat.
Çocukken bir hata sonucu annemiz veya sevdiğimiz birisi bize darıldığında kendimizi af ettirmek için ne soytarılıklar yapardık. Kendimizi beğendirmek için hedeflediğimiz bazı insanların önünde ne taklalar atardık. Hedefimize vardığımızda da adeta kanatlanır uçardık.
Hâlbuki kendimizi af ettirmeye veya beğendirmeye çalıştığımız insan da bizim gibi bir beşer ve bize yapacağı katkı sadece bu fani dünya ile alakalıydı ama olsun. Rabbimiz azze ve celle bizden razı olsa, Resulullah (sav) bizi ümmeti olarak kabul etse bize katkıları dünyalarla kıyaslanamayacak kadar çok ve ebedîdir. Dünyada huzur ahirette ise cennet ve ebedi saadet… O halde rabbimizin rızasını kazanmak için çok daha içten ve gayretle bu üç ayları, ibadet iklimlerini değerlendirelim.
Resulullah (sav) recebin girişinden itibaren; “Allah’ım (cc) Recebi ve Şa’banı bize mübarek kıl ve bizi Ramazana (selametle) kavuştur.” diye çokça dua ediyerdi. Zira bu aydaki büyük fırsatları kaçırmak istemiyor ve aynı fırsatı bizim de değerlendirmemiz için uyarıda bulunuyor.

Üç ayları; özellikle ramazanı daha bereketli değerlendirmek için;
• Farzları yaşama ve haramlardan sakınma konusunda daha hassas davranalım.
• Farzları nafilelerle takviye etmeye bu aylarda çok daha önem verelim.
• Namazlarımızı cemaatle ve camide kılmaya daha çok dikkat edelim.
• Günlük Kur’an okuma virdi edinerek aksatmadan devam edelim.
• Sahih sünnetle sabit olan dua ve zikirlere daha çok önem verelim.
Teheccüt, kuşluk, abdest sünneti, tahiyyetül mescid vb. nafile namazları kılalım. Günde bir cüz Kur’an okumaya çalışalım. Ramazan ayı dışındaki zamanlarda bu ağır geliyorsa; yarım cüz veya en az bir hizb (5 sayfa) okuyalım. Arapça bilmiyorsak okuduğumuz Kur’anın mealini de okuyarak manası üzerinde biraz tefekkür edelim ve ilahi mesajları daha yakından kavrayalım…Camide cemaatle namaz kılmayı yoğunlaştıralım. Camiye giderken çocuklarımızdan uygun yaşta olanları da beraberimizde götürelim ki onlarda camiye aşina olsunlar.
Ülkemizde Kur’an okuma ibadeti nerdeyse ramazan ayına has gibi uygulanmaktadır. Hâlbuki en efdal zikir Kur’an okumaktır. Ne zaman ve nerede olursanız her harfine on sevap alırsınız. O halde sadece üç aylarda değil, yıl boyu Kur’an virdimizi aksatmamalıyız.
İmamı Nevevî ezkar isimli büyük bir ciltte Resulullah (sav) ın yaptığı ve bize de tavsiye ettiği dua ve zikirleri derlemiş. Aynı dua ve zikirleri tüm hadis kitaplarında bulabilirsiniz. Bu konuda şehit imam Hasan el Benna’nın derlediği “me’sûrat” isimli kitapçığı da kayda değer. Ayrıca günde yüz defa istiğfar, yüz kelime-i tevhid, yüz salavat, yüz defa “sübhanellahi vel hamdulillêhi ve lê ilêhe illellâh” vb zikirleri de aksatmamalıyız.
Kaldı ki bu dua ve zikirleri; evde, işyerinde, tarlada, bahçede, yürüyüşte, yolculukta kısaca kendimizi verebileceğimiz her zaman ve zeminde rahatlıkla yapabiliriz. “Yükte hafif pahada ağır” deyimi tamda bu ibadetlere uymaktadır.
• Gücümüz oranın da bir nafile oruç programı yapalım.
Resulullah (sav) ve ashabın uygulamasında sair ibadetler gibi oruç konusunda da çok zengin mönü bulabilirsiniz. Her hicri ayın 13, 14 ve 15. günleri, her hafta pazartesi, Perşembe veya Davut (as) un orucu olan bir gün tutup bir gün yemek gibi…
• Ferdi davet ve tebliği yoğunlaştıralım.
Davet ve tebliğ her mü’minin değişmeyen sabit bir görevidir. Bunun için de müsait olan her zaman ve zemini değerlendirmelidir. Ancak üç aylar gibi bir rahmet ve fazilet iklimi davet ve tebliğden semere almanın en bereketli ve en uygun zamanıdır. Dolayısıyla bundan azamî derecede istifade etmeye çalışalım.
• Periyodik bir ders ve sohbet programına başlayıp aksatmadan devam edelim.
• Aile efradımızla ilgili de ameli ve kültürel bir ders programı yapalım.
• Akrabalarımızla ilgili sıla-ı rahim kabilinden ziyaretleşme ve görüşmelerimizi sıklaştıralım.
• Üç aylar okul tatiline de denk geldiğinden, Kur’an öğretme ve öğrenme kampanyasıyla ilgili yapmamız gereken görevlerimizi daha dikkatli olarak yapalım.
• Hayır ve infaka da gücümüz oranında pay ayıralım.
• Zamanımızı faydalı işlerde değerlendirme konusunda dikkatli davranalım. Özellikle kendimizi ve aile efradımızı TV, internet vs. medyanın zararlı yayınlarından koruyalım. Bazı insanlardan, “boş zamanlarımı şurada burada geçiriyorum” gibi sözler duyarsınız. Hâlbuki mü’min “boş zaman” diye bir kayram tanımamalı. Zira onun her dakikası mutlaka faydalı bir işle doludur. Hatta zamanı, yapması gereken faydalı işlere yetmediğinden adeta günlerin, ayların daha uzun olası temennisindedir.
Siz bu maddelere daha nicelerini ekleyebilirsiniz. Bunlar sadece bazı örnekler. Ayrıca bu görev ve ibadetlerin hiç biri elbette üç aylarla sınırlı olmayıp ömür boyu görevlerimizdir. Allah (cc) bazı mekânlar gibi bazı zamanları da fazilet ve berekette de farklı yaratmıştır. İşte üç aylar da o farklı zamanlardandırlar…
Resûlullah (sav) üç aylara girerken çok yaptığı duayı tekrarlayarak bitirelim; “Allah’ım (cc) Recebi ve Şabanı bize mübarek kıl ve bizi Ramazana (selametle) kavuştur.” Amin!…

Muhammed Özkılınç

Önceki İçerikMüslüman Tatilini Nasıl Değerlendirmelidir?
Sonraki İçerikAltından Değerli Fırsatlar!