Tecrübe; yaşanmış hayatın özeti veya hayattan alınan pratik dersler olarak da tanımlanabilir. Dolayısıyla yaşça bizden büyük olanlar, daha çok gezip görmüş olanlar veya bizden farklı iş ve uğraşları denemiş olanlar, şöyle veya böyle bizden farklı ve belki de daha fazla bilgi ve tecrübelere sahiptirler. Kaldı ki bizim bildiğimizi başkası, başkasının bildiğini de biz bilmeyebiliriz. Şu hâlde tecrübe paylaşımı iki taraflı olumlu bir etkileşim, karşılıklı istifadedir.
Bazı küçük detaylar, yapmakta olduğumuz işi gayet bereketlendirir. Bazen bizi ciddi bir olumsuzluk veya şerden korur. Bazen ufkumuzu, yolumuzu, önümüzü açar. Bazen bize enerji ve kendimize güven verir. Her meslek erbabının, hatta her insanın tecrübe paylaşımına ihtiyacı vardır. O halde tecrübe paylaşımını ihmal etmeyelim.
Aşağıdaki maddeler, layık olmasam da aynı sorumluluğu taşıyan biri olarak, herhangi bir vasıfla İslam’a hizmeti üstlenen kardeşlerime tavsiyelerimdir. Elbette bu tavsiyeler sadece diyanet camiasına veya herhangi bir sınıfa değil, tüm mü’min kardeşlerime yöneliktir. Başlıktaki imam ifadesi, daha çok imamlık görevi icra eden kardeşlerime yönelik katıldığım bir seminerde kullanılması sebebiyledir.
“…Her bilgenin üstünde mutlaka bir daha iyi bilen vardır.” (Yusuf, 76) ayeti düsturumuz olsun “Ben bilirim.”, “Kimsenin yönlendirmesine ihtiyacım yok!”, “Ben kendime yeterim.” gibi önyargılar, şeytanın aldatması yanlışlardır. Diğer yandan enaniyet, kendini beğenme, kibir ve gurur gibi hastalıkların emareleridir.
Öncelikle ilmi başkalarına edebiyat yapmak değil, kendiniz yaşamak için öğreniniz. İlimden istifadeniz ve anlattıklarınızın faydası, ameliniz oranındadır. Asıl ilim, amel ile taçlandırılandır.
Her işinizde Allah’ın (c.c) rızasını gözetiniz. Hiçbir zaman ihlası, ihsanı göz ardı etmeyiniz. Meşhur deyimle “hesabi değil hasbi olunuz.”
Bir işe başlamadan önce tashih-i niyet yapınız. Malumunuz sahih niyet mubahları ibadete, niyetsizlik veya yanlış niyet ise, ibadetleri âdete dönüştürür.
Resûlullah’ın (s.a.s.) varisleri, davasının davacısı ve davetçisi olduğunuzu unutmayınız. Resûlullah’ın (s.a.s.) minber ve mihrabını emanet bilerek hakkını veriniz. Unutmayınız ki Resûlullah’ın (s.a.s.) varisliği etiket ve kuru sözle değil, pratikle olur.
“Yürüyen Kur’an” olarak ifade edilen bir rehberin takipçisi olduğunuzu unutmayın. Davetin iki dili vardır; “lisanı hal” ve “lisanı kal” bunları “temsil” ve “tebliğ” diye de adlandırabiliriz. Temsil; yaşantımızla en güzel örnek olarak İslam’ı anlatmaktır. Tebliğ se; dilimizle anlatmaktır. Unutmayalım ki, pratiğimiz teorimizi yalanlıyorsa, İslam’ın lehinde değil, aleyhinde çalışıyoruz demektir. Bugün davet sahasındaki temsil boşluğu, tebliğin çok üzerindedir.
Sakın namaz kıldırma memuru olmak, imamlık ve davetçiliği meslek gibi görmek gafletine düşmeyiniz. Yüklendiğiniz emanet maaş ya da dünya ve içindekilerle kıyaslanamayacak kadar değerlidir. Emanete hıyanet eden iflah olmaz. “Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.” (Ahzab, 72)
Nefis tezkiyesi ve ruh terbiyesini ihmal etmeyiniz. Bunun için; günlük Kur’an ve sahih sünnetle sabit olan nebevi ezkar ve duadan birer vird edininiz. Yine günlük me’surat okuma, Resulullah (s.a.s.) ve ashabından mervi, günlük hayattaki duaları da ihmal etmeyiniz. Başta teheccüd olmak üzere, nafile namazları, nafile oruçları da ihmal etmeyiniz. Ta ki davetçinin en önemli ihtiyacı ve üç olgunluktan ilki olan manevi/ruhi olgunluğu elde edebilesiniz.
Davetçi için olmasa olmaz ikinci olgunluk kültürel/fikri olgunluktur. Bunun için çok okuyunuz. Zira davetçinin sermayesi ilimdir. O da çok okuma ve araştırmakla elde edilir. “Yarım doktor candan eder. Yarım hoca dinden eder.” Sözü boşuna söylenmemiştir. Mesleğini bilmeyen marangoz, demirci, inşaatçı; emek, malzeme, zaman vb. maddi değerleri heder eder ki, kayıp dünyalıktır. Ama mesleğini bilmeyen davetçi, din gönüllüsü; din, iman vb. manevi değerleri heder eder ki, bunun kaybı ahiretliktir. Dünya ve ahiret ise kıyaslanamayacak kadar farklıdır.
Kendin bizzat davete yönelik veya ilmi ders halkalarını ihmal etme. Aksi halde keseden yiyen tüccar misali, ilmi iflasın kaçınılmaz olur.
Genel konular, fıkıh, akaid ve ayet, hadis gibi değişik konularda birkaç ajanda veya not defteri tut. Örneğin genel konuların her birine 2-3 sayfa ayır. “ihlas” “takva” “ilmin fazileti” “namaz-oruç” “komşuluk” “anne-baba hakkı” gibi başlıklar aç. Sonra konularına göre ayet, hadis, hikmetli söz, kıssa, fıkra gibi verileri denk geldikçe buralara yaz. Zaman içinde hazine değerinde bir ilmi kaynak ve el kitabı edinmiş olursun. Tabi bunu bilgisayar ortamında klasörler içinde dosyalar halinde yapmak çok daha pratik olur.
Öğrendiklerini öğretme ve ilim hizmetlerini aksatma. Unutma ki, “Mal sarf etmekle azalır, ilim sarf etmekle bereketlenir.”
Marufu emretme ve münkerden sakındırmada çalışkan ol. Unutma ki mü’min “bana ne!” diyemez. Artıları artırma, eksileri izaleyle görevlidir. Ayrıca “Her Müslüman ölünceye kadar bildiklerinin hocası, bilmediklerinin talebesidir.” Bilmediklerini öğrenme, bildiklerini öğretmekle görevlidir. Bu görev ihtiyari değil icbaridir.
Davetçinin muhtaç olduğu, üçüncü olgunluk, fiziki olgunluktur. Bunun için sünnete uygun ve sağlıklı beslenmek ve her yönüyle temizliğe riayet etmek önemlidir. Ayrıca bedeni zinde ve sağlıklı tutmak için, meşru dairede ve ihtiyaç oranında spordan payınız olsun.
Davanıza infakı ihmal etmeyiniz. Azken vermeyen çokken de veremez. Unutmayınız ki cimriliğin ilacı sadece pratik cömertliktir.
Programlı ve disiplinli olunuz. Düzensiz yaşamak, maddi manevi hüsran ve ömür israfıdır. Programlı bir ömür programsız olandan onlarca kat daha bereketlidir.
“Vakit nakittir” sözü doğru ama eksiktir. Çünkü vaktin saniyesini dünyanın servetleriyle geri döndüremez, satın alamazsınız. Dolayısıyla vaktiniz hep faydalı işlerle değerlendiriniz.
“Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul.” (Duha, 7) ayeti ve “Mü’min hayırdan doymaz” nebevi uyarısı gereği, müsait olan her zemin ve zamanı hayırlı amellerle değerlendir. Unutma ki bu ömür ilk ve son şansımızdır. Yegâne sermayemiz olan bu ömrümüzü ne kadar daha çabuk hayırlı amellerle değerlendirirsek, kazancımız odur. Dinlenmeyi kabre bırakınız, orada vaktimiz çok olacaktır.
Hayır olsun, şer olsun, “bir şeye sebep olan, onu yapan gibidir.” İnsanlara örnek olduğunuzu unutmayınız. Siz hayırda örnek olun ki, hayrınız artsın. “Davetçi eksilerden etkilenen değil, artılarıyla etkileyendir.”
Unutmayınız ki insi ve cinni şeytanlar, kıyamete kadar düşmanımızdır ve her an pusudadırlar. Onlardan korunmanın tek yolu, Rabbimizle bağımızı canlı tutmaktır. “Allah’a (c.c) yaklaştıkça şeytandan uzaklaşırsın. Allah’ tan (c.c) uzaklaştıkça şeytana yaklaşırsın. Durduğun yere iyi bak.” “Şeytan ordularına karşı yegâne sığınak kulluk kalesidir.” Bu kalenin dışında oldukça şeytanların çekim alanında ve açık hedefsin…
Şeytanlardan sakınır gibi teknolojinin şerrinden sakın. Bugün şeytanın en güçlü silahı, medyadır. Bugün medya, %90 şerre, %10 hayra çalışmaktadır. Bu oranın iyiye doğru değişmesi, hayrın temsilcilerinin gayretiyle olacaktır. “Net’siz kalma net’e de dalma.”
“Hepsi yapılamayanın tamamı terk edilmez.” Mükemmellikle aldatmak da şeytanın hilelerindendir. Şimdi yapmayan ilerde yapamaz. Biz mükemmelden değil, yapabileceğimizden sorumluyuz. Dolayısıyla yapabildiklerimizi ertelemeden yapalım.
Sıla-i rahm ve komşuluk ilişkilerine değer veriniz. Meşru ve canlı ilişkiler insanları yüreklerini davaya açar. Asıl fetih yüreklerin fethedilmesidir. Yüreklerini fethettiğiniz insanlar, başka bir fetih gerekmeden her şeyleriyle İslam’a teslim olur.
Yanlış davranışlarla İslam’ın aleyhinde olmayınız. Rehber konumundaki insanlar daha çok dikkat etmek zorundadırlar. Onlar bembeyaz sayfaya benzetilirler, üzerlerindeki en küçük bir leke hemen göze batar. Bir de cahillerin, kusurları katlayarak yaydıklarını göz ardı etmeyelim.
Kardeşlerimizle aramızdaki bağları güçlendirmeye, pekiştirmeye devam edelim.
Yol uzun, sabır gerektiriyor. Bir ağaç 10-15 yılda tam olarak meyve veriyor. Söz konusu insan olunca daha çok zamana ihtiyaç olduğunu unutmayınız.
Bir kişiyle, bu çoluk çocukla ne olur ki demeyiniz. Eğittiğiniz küçük çocuklar yarının toplumunu oluşturacaklardır. Yani siz bir çocuğu veya genci eğitirken İslam binasının tuğlalarını döşemektesiniz. Kaldı ki o bir kişi Mus’ab bin Umeyr olup Medinelerin fethine, Ashab-ı Uhdud’a meydan okuyan genç olup, bir ülkenin imanına vesile olabilir.
Çocuk ve gençlerin eğitimleriyle ilgilenmeyi, sadece yaz kurslarıyla sınırlandırmayınız. Yaz kurslarında okuyan çocuklarla ilgilenmeyi mümkün olduğunca okul döneminde de devam ettiriniz. Böylece çocuklar öğrendiklerini unutmaz ve bilgilerine yeni bilgiler katarlar. (Aksi halde “bizim oğlan bina okur, döner döner yine okur” misali olur.)
Çocuk ve gençlerden yaşı ve seviyesi müsait olanlardan ders halkaları oluşturunuz. Eğitim ve terbiyenin bel kemiği ders halkalarıdır. Vaaz, hutbe ve sohbet gibi dinlenip gidilen programlar, balık ikram etmek gibidir. Ama ders halkaları, balık tutmayı öğretmek gibidir. Böylece kişi hem kendini hem de başkalarını doyuracak seviyeye ulaşır.
Eğittiğiniz insanların kültürel/fikri eğitimi üzerinde durduğunuz gibi, manevi/ruhi eğitimleri üzerinde de durunuz. Unutmayınız ki maneviyatsız fikir, ruhsuz beden gibidir.
Başkalarının çocuklarını eğitirken, kendi çocuklarınızı ihmal etmeyiniz. Kendi çocuklarınızı, ehil olan başka öğreticilere göndermeniz, daha uygundur. Çünkü aile bireyleri arasındaki yakınlık, disipline engeldir.
Cami derslerini önemseyiniz. Uygun gördüğünüz vakit namazlarından sonra 5-10 dakikalık küçük ders ve nasihatler damla damla göl olur. Bunun için kolay ezberlenebilen kısa ayet ve hadisleri seçebilirsiniz. Cemaatin seviyesine uygun; Akaid, fıkıh, adab-ı muaşeret gibi dersler yapabilirsiniz.
Camileri dinin hapsedildiği mahaller değil, dinin yaşandığı ve oradan da dört bir yana yayıldığı merkezlere dönüştürünüz. Mescid-i Nebevi’yi düşününüz… İbadetgah, karargâh, her seviye ve sınıftan okul ve üniversite mahkeme, hükümet konağı, düğün salonu, sevinç ve tasaların paylaşıldığı en büyük alan/merkez vs… Siz bunlara nice maddeler ekleyerek değerlendiriniz. Allah (cc) yar ve yardımcımız olsun. Âmin.

Önceki İçerikÖmer Tilmisani’nin Hasan el-Benna ile Anıları
Sonraki İçerikİki Günü Birbirine Denk Olmayan Peygamber