Geçmiş ümmetlerden Resûlullah (sav) dönemine kadar, Resûlullah’tan (sav) da günümüze kadar sayısız insan, Allah’ın rızasını kazanmak, zulmü engelleyip adaleti sağlamak ve dinin korunması için kendisine bahşedilmiş en kıymetli değer olan canını feda etmekten çekinmemiştir. Bundan sonra da böyle yiğitler var olmaya devam edecektir. Bu durum, kuvvetli bir imanın alameti olarak kabul edilir ve semavî dinlerde şehitlik kavramı ile karşılık bulur.

Ayet-i kerimede de Allah (c.c): “Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da O’nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah’tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu hâlde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk’ budur.” (Tevbe, 111) buyurarak şehitliğin; ölümlü olan insanın, yüce değerlerin yaşatılması uğrunda ve sadece Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla canını cennet karşılığında Allah’a satması, Allah’ın, inananlara imtihan olarak verdiği can ve malı cennet karşılığında satın alması şeklinde olduğu görülmektedir. Şehitler, Allah’ın dininin yüceltilmesi için dünya hayatından vazgeçerek, Allah’ın vadettiği ölümsüzlüğü tatmak ve hem kolay hem de kısa yoldan cennete gitmek amacıyla canlarını feda etmişlerdir.
Kur’ân-ı Kerim dışındaki semavi kitaplar tahrif edildiği için bu kitaplarda şehitlik kavramının nasıl yer aldığını tam anlamıyla kestiremiyoruz. “Şehid İslâmiyet’in yanı sıra Yahudilik, Hıristiyanlık ve Sih dinlerinde de yer alan bir kavramdır. Şehid kelimesi Batı dillerinde “şahit” anlamındaki Grekçe martu(y)s’tan türeyen ve buradan Latinceye geçen martyr, martirer kelimeleriyle karşılanmıştır. Buna paralel bir diğer kavram eski Yunan ve Roma gelenekleriyle Hint ve Çin kökenli dinlerce benimsenen, “inanç veya yüce bir amaç uğruna kişinin kahramanca kendi hayatına son vermesi” anlamındaki dinî intihardır. Onurlu veya soylu ölüm diye de isimlendirilen dinî intihar, şehitliği kutsal gören dinlerce resmen kabul edilmemekle birlikte Yahudilik ve Hıristiyanlıkta örnekleri mevcuttur. Dolayısıyla bilhassa uygulama noktasında şehitlikle dinî intiharı birbirinden ayırmak güçtür. Dinler tarihi çalışmalarında bir ölümün şehitlik kapsamında değerlendirilmesi için
a) Zulüm veya baskı ortamının bulunması,
b) Tanıkların gözünde ölümün kahramanca gerçekleşmiş olması,
c) Ölümün isteyerek göze alınması, hatta bazen kişinin bizzat kendi hayatına son vermesi,
d) Bunun başkaları için yarar sağlaması,
e) Bu şekilde öldükten sonra kurtuluş veya öteki dünyada mükâfat beklentisinin bulunması şeklindeki unsurları, özellikle son ikisini içermesi beklenmiştir.”1
“Görmek”, “şahitlik etmek, tanıklık etmek anlamlarına gelen, Yunanca martys kelimesinden türeyen ve İngilizceye de buradan martyr şeklinde tercüme edilen şehit tabiri, terimsel olarak inancı uğruna baskı gören, bu uğurda ölen ya da öldürülen kimseye verilen ismi tanımlar.
Hz. Adem’den (a.s) günümüze kadar birçok mümin Allah uğrunda canlarını vermiştir dedik. Bunlardan bazıları Kur’ân-ı Kerim’de –kimisinin adı geçmese de- bahsedilmiştir. Başta peygamberler olmak üzere şehadete kavuşan hem fertleri hem de toplulukları görebiliyoruz. Şehit gibi yaşayanlar şehadete ulaşmışlardır. İsrailoğullarına gönderilen birçok peygamberin şehit edildiği, kaynaklarda yer almaktadır. Bu peygamberlerden Kur’ân’da adı geçen Hz. Zekeriya (a.s) ve oğlu Hz. Yahya (a.s) İsrailoğulları tarafından şehit edilmiştir. Hz. Zekeriya (a.s) ve Hz. Yahya (a.s) peygamber idiler. Onların hayatı, içinde bulundukları topluma ve kendilerinden sonra gelecek toplumlara örneklik teşkil edecektir elbette. İnsani olarak hayatları şahitlik içinde geçmiştir. Allah’ın emir ve yasaklarına harfiyen uymuşlardır ve Kur’ân-ı Kerim’de de geçtiği gibi Allah onların dualarına icabet etmiştir. “Biz onun da duasını kabul ettik ve ona Yahyâ’yı verdik; eşini de bunun için elverişli kıldık. Onlar, hayır işlerinde koşuşurlar, umarak ve korkarak bize yalvarırlardı; onlar, bize karşı derin saygı içindeydiler.” (Enbiya, 90) Hayır işlerinde koşuşmaları, Allah’tan ümit kesmemeleri dua silahıyla techiz olmaları, onları peygamberlik makamından sonra şehitlik makamıyla da şereflendirmiştir. Yahya (a.s) şöyle tarif edilir: “Ey Yahyâ! Kitaba var gücünle sarıl!” dedik ve ona henüz çocukken hikmeti verdik. Ayrıca katımızdan ona şefkat ve ruh temizliği de (verdik). O, kötülükten çok sakınan biriydi. Anne babasına çok iyi davranırdı; zorba ve âsi değildi.” (Meryem, 12-14) Yahya’ya (a.s) küçük yaşta hikmet verilmişti. O, anne babasına karşı saygılı, kötülüklerden sakınan, iyi geçimli, sevecen, temiz bir kalbe ve saf duygulara sahipti. Babası Zekeriya (a.s) tarafından eğitilmiş ve özellikle Allah’ın (c.c) kitabına sarılması konusunda babasından öğütler almıştı.
Geçmiş ümmetlerden ele alacağımız bir başka şehit, Yasin Suresinde anlatılan, gelen elçilere uyan, kavmini de onlara uymaya davet eden, bu davet sonucunda kasaba halkı tarafından şehit edilen kişidir. Yasin Suresinde ayette geçen ve “Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! Bu elçilere uyun. Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir. Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca O’na döndürüleceksiniz. O’nu bırakıp da başka ilâhlar mı edineyim? Eğer Rahmân bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar. O durumda ise, gerçekten ben apaçık bir sapıklık içinde olmuş olurum. Şüphesiz ben Rabbinize iman ettim; işte beni işitin.” (Meryem, 12-14) diyen bu kişi ile ilgili İbni İshak, İbn Abbas, Ka’b el Ahbar, Vehb b. Münebbih’ten kendisine nakledildiğine göre şöyle demiştir:” Kasaba halkı elçileri öldürmek istediler. Şehrin öte başından bir adam koşarak gelip kavminin yaptıklarına karşılık elçilere yardım etmek istedi. Dediler ki bunun adı Habib idi. İp yapar, hastalıklı bir adam idi. Cüzzama yakalanmıştı. Çok sadaka verirdi. Doğru görüşlüydü ve kazancının yarısını fakirlere dağıtırdı.” Katade bu kişinin, orada bulunan bir mağarada ibadet etmekte olan bir zahid olduğunu söyler. Kavmini kendilerine gelen elçilere uymaya teşvik ediyor ve devamla: “Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun” diyor. İbn Abbas, Ka’b ve Vehb b. Münebbih’ten İbn İshak’a nakledildiğine göre o kişi böyle deyince üzerine saldırmışlar ve onu öldürmüşlerti. Onu koruyacak kimse de yoktu. Katade der ki: “Onu taşla recmettiler. Bu sırada o; “Allah’ım, kavmimi hidayete erdir. Çünkü onlar bilmiyorlar, diyordu. O böyle derken kavmi kendisini sıkıştırıp öldürdü.”2
Ayetlerin devamında “(Kavmi onu öldürdüğünde kendisine): “Cennete gir!” denildi. O da, “Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” dedi.” (Yasin, 26-27) Muhammed b. İshak bazı arkadaşları kanalıyla Abdullah b. Mesud’dan şöyle nakleder: “Onlar bu zatı ayaklarıyla çiğneyip bağırsakları dökülünceye kadar ezmişlerdi. Allah Teala da ona; ‘cennete gir’ buyurmuştu. O da cennete girmiş, orada rızıklanmıştı.” Mücahid der ki: “Habib en-Neccar’a; ‘cennete gir’ denildi, O öldürülünce cennet kendisine vacip oldu. Cennetteki sevabı görünce, ‘keşke kavmim biliyor olaydı’ dedi.” İbni Abbas der ki: “Hayatında kavmine: “Ey kavmim gönderilmiş bulunan elçilere uyun diyerek öğüt vermişti. Öldükten sonra da “Keşke kavmim biliyor olsaydı, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını” diyerek nasihat etmiştir.”3 Böyle bir hayat ve mücadele içinde yaşayan bir insanın sonu şehadet, mükafatı da ancak cennet olur.
Geçmiş ümmetlerden ele alacağımız üçüncü ve son şehit, Buruc Suresinde bahsi geçen Ashab-ı Uhdud ve olayın kahramanı olan “Ğulam Hadisi” olarak isimlendirilen hadiste geçen genç olacaktır. Buruc suresinin 4-8. ayetlerinde geçen topluluğun suçu “Aziz, Hamid olan Allah’a iman ettikleri için müminlerden öç almışlardı. Topluluğu, içi ateşle dolu çukurlarda yakarak kendilerince Allah’tan ve müminlerden intikam almışlardı. Hadiste bahsi geçen genç ise hayatı pahasına kendisini Allah’a adamış ve kralın kendisini nasıl öldürebileceğini tarif etmiştir. Kendisinin şehadetiyle koca bir topluluk hidayete ermiş ve amacına ulaşmıştır.
Amacı Allah’ın rızası olanın sonu şehadet ve mükafatı da cennet olacaktır. İlim öğrenmek için gösterdiği çaba, Allah’ın kudretini göstermek için askerlerden kurtulduktan sonra tekrar krala dönmesi, Allah’ın kudretinin yüceliğini ve kralın zayıf bir varlık olduğunu göstermek için krala yol göstermesi ve nihayetinde Allah’ın dininin yücelmesi için canını vermesi, ancak şehadete namzet birinin sıfatlarındandır. Bu genç hem dünyada hem de ahirette kazançlı çıkmıştır ki şanı hala yürümektedir.

1)Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Şehid maddesi 2) Hadislerle Kur’ân-ı Kerim Tefsiri, İbni Kesir, C.12, s.6729-6730 3) Hadislerle Kur’ân-ı Kerim Tefsiri, İbni Kesir, C.12, s.6731