Afganistan’da Taliban Hükümeti
Afganistan’da, başkent Kabil’in Taliban’ın kontrolüne geçmesinden sonra dünya genelinde muhtelif tartışmalar oldu. Uluslararası güçler önce bu ülkede de Halife Hafter benzeri bir muhalif lider çıkarabilmek için Pençşir vilayetinde varlığını sürdüren Ahmed Mesud’dan yararlanmak istedi. O da mevcut durumu önceden tahmin ettikleri için yeterince hazırlık yaptıklarını ileri sürerek Taliban’a karşı direnecekleri mesajları verdi. Ancak bunları söylerken kendilerinin yalnız başlarına başarı elde etmelerinin kolay olmayacağını belirterek Batılı dostlarından yardım istemesi de dikkatlerden kaçmıyordu. Onun konumlandığı Pençşir vilayetinin sarp bir bölge olması ve Taliban’a teslim olmak istemeyen ordu mensuplarının da onun tarafına geçtiği yönündeki bilgiler de Ahmed Mesud’un liderliğinde oluşturulan Halk Direnişi Hareketi’nin Taliban’ı zorlayabileceği yönünde tahminlerde bulunuldu.

Ancak bu hareketin mensupları, etraflarının Taliban tarafından kuşatıldığını, ona karşı direnmenin uzun vadede kendilerini zafere ulaştırmayacağını, sadece zaman kaybettireceğini düşünerek ucu görünmeyen bir maceraya atlamamayı tercih ettikleri için Pençşir’in kontrol altına alınması da Kabil’in ele geçirilmesi gibi beklenmedik bir şekilde hızlı oldu.

Afganistan’da iç savaşın artık kesin bir şekilde son bulması ve istikrarın sağlanması çabalarının önüne geçilmesi için kullanılabilecek bir kart da, karanlık ve kirli oyunların maşası olduğu artık iyice gün yüzüne çıkan ve IŞİD diye bilinen örgütün bölgedeki yapılanmasıydı. Kendini İslam Devleti Horasan Vilayeti olarak isimlendiren bu yapılanma, kendi otoritelerine beyat etmeyen tüm Müslümanları tekfir ettiği gibi Taliban’ı da tekfir ediyor ve ona karşı savaşılması gerektiğini söylüyordu.

Bu örgüt Amerikan askerlerinin çekilmesi aşamasında Kabil Uluslararası Havaalanı çevresinde toplanan kalabalığın üzerine insanlık dışı saldırılar gerçekleştirdi. Saldırılarda hayatlarını kaybedenlerin çoğunluğu sivillerden oluşuyordu. Ancak bu arada çekilme hazırlığı içindeki Amerikan askerlerinden de hayatlarını kaybedenler oldu. Amerikan işgal güçleri de bu örgütten intikam alma iddiasıyla düzenlediği saldırıda olayla hiçbir ilgisi olmayan bir aile ile evlerinde misafir akraba ve tanıdıklarından oluşan on sivili hunharca katletti. ABD daha sonra sivilleri katlettiğini kabul ettiği halde her zaman yaptığı gibi sadece özür dilemekle yetinerek işlediği suçun hukuki sorumluluğunu üstlenmeye yanaşmak istemedi.

Bütün bu gelişmelerin ardından Taliban, Kabil’de “işlerin düzene sokulması hükümeti” olarak tanımladığı geçiş süreci hükümetinin kuruluşunu ilan etti.

Hükümette başbakanlığa Molla Muhammed Hasan Ahund tayin edildi. Taliban’ın Doha’daki görüşmelerinde en çok öne çıkan ve daha önce kulislerde başbakan olacağından söz edilen Molla Abdülğani Berader ise başbakan yardımcısı yapıldı.

Hükümette dikkat çeken iki şey, Taliban’ın kadınları daha aktif bir konuma getireceklerine dair açıklamalarına rağmen herhangi bir kadın bakana yer verilmemesi ve yine hareketin geniş tabanlı bir siyasi iktidar oluşturmayı arzuladığına dair açıklamalarına rağmen bakanların tümünün Taliban mensuplarından seçilmesiydi.

Not: Vuslat dergisinin Ekim 2021 sayısı için yazdığım dosyada Afganistan’da Taliban’ın iktidarı ele geçirmesinden sonraki durum hakkında ayrıntılı bilgi vermeye çalıştım.

Fas Seçimlerinde AKP’nin Büyük Kaybı
Türkiye’de Fas olarak bilinen Mağrib Krallığı’nda 8 Eylül 2021 tarihinde gerçekleştirilen seçimlerde en çok öne çıkan gelişme, 2011 seçimlerinden bu yana parlamentoda en fazla sandalye kazanarak birinci olduğu için kurulan koalisyon hükümetlerinin başını çeken Adalet ve Kalkınma Partisi’nin çok ciddi bir düşüş kaybederek yeni dönemde iktidarın başını çekmeyi bir yana bırakın koalisyona ortak olma imkânını bile tamamen kaybetmesi oldu.
2016 seçimlerinde 125 milletvekili çıkarmayı başaran AKP, bu kez sadece 13 milletvekili çıkarabildi. Partiler sıralamasında ise sekizinci sırada yer alabildi.

AKP’nin bu kadar oy kaybetmesinin sebepleri hakkında muhtelif yorumlar yapıldı ve ekonomiden siyasete değişik etkenlerden söz edildi. Ancak görüldüğü kadarıyla en etkili sebep, eski ABD Başkanı Trump’ın işgal rejimiyle ilişkileri başlatması karşılığında Batı Sahra üzerindeki Fas hakimiyetini tanıyacağı vaadine karşılık kralın işgalciyle ilişkileri normalleştirmesine bu partinin onay vermesidir. Çünkü bu partinin hitap ettiği taban Filistin davası konusunda duyarlıdır ve işgalci siyonist rejimle ilişkilerin normalleştirilmesinin onaylanmasını kabul etmemiştir.

Not: Ribat dergisinin Ekim 2021 sayısı için yazdığımız dosyada Fas’taki İslami hareket hakkında genel bilgilere ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yükseliş ve düşüş süreci hakkında bazı ayrıntılara yer vermeye çalıştık.

Lübnan’da Yeni Hükümet
Lübnan’da ekonomik problemlerden dolayı zaten halkın tepkileriyle karşı karşıya olan Hasan Diyab hükümetinin, 4 Ağustos 2020 tarihinde Beyrut limanında meydana gelen büyük patlama sebebiyle sert eleştirilere maruz kalması yüzünden 10 Ağustos 2020’de istifa etmesinden bu yana ülkede bir siyasi boşluk yaşanıyordu.

Cumhurbaşkanı Mişel Avn önce hükümeti kurma görevini eski başbakanlardan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Sa’d El-Hariri’ye verdi. O uzun çalışmalardan sonra bir Bakanlar Kurulu listesi oluşturarak cumhurbaşkanına takdim etti. Ancak o bazı isimleri beğenmeyince Hariri de kendisinin bundan fazlasını yapamayacağını söyleyerek görevi iade etti.

Bunun üzerine Avn hükümeti kurma görevini Mustafa Edib’e verdi. Ama o da bu işi başaramayacağını ortaya koyunca, bu kez eski başbakanlardan Necib Mikati’yi görevlendirdi. Mikati farklı dini ve etnik unsurları temsil konumundaki değişik siyasi partilerle bağlantılar kurarak geniş tabanlı bir hükümet kurmaya çalıştı ve onun hükümeti 20 Eylül Pazartesi günü parlamentodan güvenoyu aldı. Lübnan şimdi hem uzun süreden beri devam eden siyasi krizin, hem de uluslararası alanda yaşanan sorunların doğurduğu ekonomik problemlerle karşı karşıya. O yüzden yeni hükümetin bunlarla baş edebilmek için etkili çözüm formülleri üretmeye ihtiyacı var. Bu konuda başarılı olması ise dışarıdan alacağı desteklere bağlı.

“Özgürlük Tüneli” Kahramanları
Filistin’in 1948’de işgal edilmiş bölgesinin içinde ancak 1967’de işgal edilmiş bölgede yer alan Cenin şehrinin yakınında bulunan ve çok sıkı korunduğu söylenen Celbu’ (Gilboa) Cezaevi’nde tutulan altı Filistinli esir, tam bir kahramanlık örneği sergileyerek bir yıla yakın sürede kazdıkları ve “Özgürlük Tüneli” adı verilen tünelden, 6 Eylül tarihinde sabaha doğru 04.00 sıralarında kaçmayı başardı. Bu esirlerden 5’i İslami Cihad Hareketi’ne, 1’i ise Fetih hareketinin askeri kanadı Aksa Şehitleri Tugayları’na mensuptu.

Bu altı esirin çok sıkı korunduğu için “çelik kasa” diye isimlendirilen bir cezaevinden kaçmayı başarması siyonist işgal rejiminin güvenlik teşkilatına ve cezaevlerinden kaçışları engellemek için oluşturduğu mekanizmaya vurulmuş ağır bir darbeydi. O yüzden işgal rejiminde ciddi sarsıntıya neden oldu. Hatta siyonist medya, bu firarı engelleyemediklerinden dolayı üst düzey subaylar kadar maaş aldıklarına dikkat çektikleri cezaevleri yöneticilerini sorguya çekerek; “Bunlar bu maaşları hak ediyor mu?” sorusunu sorma ihtiyacı duydu. İşgal güçleri bu firar olayından sonra cezaevinin bulunduğu bölgede ve özellikle Cenin vilayetinde çok sıkı aramalar başlattı. Kaçan esirlerin kullanabileceğini düşündüğü tüm yollara kontrol noktaları kurdu. Esirlerin Ürdün tarafına geçmelerini önlemek için sıkı tedbirler aldı.

Bu arada firar olayından dolayı çok büyük bir sarsıntı geçiren işgal rejimi esirlerin tümünden intikam almak amacıyla onlara yönelik baskı ve şiddetini iyice artırdı. Buna karşılık Filistin’in her tarafından esirlere destek amacıyla muhtelif gösteriler ve eylemler düzenlendi. Bu eylemler ve gösteriler Filistin’in Kudüs şehrinde ve Batı Yaka bölgesinde çatışmaların artmasına, çok sayıda Filistinlinin yaralanmasına neden oldu.

Çok sıkı aramalardan sonra esirlerden 2’si 10 Eylül akşamı, 2’si 11 Eylül sabahı, 2’si de 19 Eylül sabahı yeniden yakalandı. İşgalcilerin esirleri yakaladıktan sonra onlara çok korkunç bir şekilde işkence ettiği, daha sonra kendileriyle görüşen avukatları tarafından dile getirildi.

Gine’de Askeri Darbe
Orta Afrika’nın batı sahilinde yer alan Gine’de 5 Eylül tarihinde darbe oldu. Darbeyi yapan devrilen cumhurbaşkanı Alpha Condé’nin bizzat kendisinin 2018’de kurmuş olduğu Özel Kuvvetler Birlikleri’nin komutanı Albay Mamady Doumbouya idi. Doumbouya cumhurbaşkanının çok güvendiği biriydi. Darbeci albayın, Fransa’da yetişmiş, Fransa ordusunun muhtelif faaliyetlerinde bulunmuş ve eşinin de bir Fransız olması dikkat çekiciydi. Tüm darbeciler gibi Gine’de askeri darbe gerçekleştiren albay da ülkenin tehlikeye gittiği iddiasına sarıldı. Batı emperyalizmi, film icabı bu darbeye de görünüşte itiraz etti ama işin gerçeğinde perdenin arkasında onun elinin olduğu tahmin ediliyor.

Cezayir’in Fas’la Diplomatik İlişkileri Kesmesi
Cezayir’in 1962’de Fransız işgalinden kurtularak bağımsızlığını ilan etmesinden sonra Fas’ın bu ülkenin sınırları içinde kalan Tinduv ve Beşar bölgelerinin kendisine ait olduğunu ileri sürmesinden dolayı bu iki ülke arasında yıllardan beri süren bir sınır anlaşmazlığı var. Bu anlaşmazlık 1963’te Kum Savaşı (Harbu’r-Rimal) adı verilen bir savaşa da neden olmuştu.
Sonrasında iki ülke arasında ateşkes sağlanmasına ve sınırlara riayet edilmesi konusunda anlaşma yapılmasına rağmen sorun hiç bitmedi. Bu yüzden ülkeler karşılıklı olarak birbirlerinin iç sorunlarını kullandılar. Fas, Cezayir’in içindeki bazı ayrılıkçı örgütlere destek verirken, Cezayir de Batı Sahra’nın bağımsızlığını savunan hareketi destekledi.

Sorun zaman zaman diplomatik ihtilaflara ve olumsuz tavırlara da neden oldu. Son olarak Fas’ın BM Daimi Temsilcisi Ömer Hilal’in Bağlantısız Ülkeler Hareketi’nin 13-14 Temmuz 2021 tarihlerinde düzenlenen toplantısında yaptığı konuşmada Cezayir’in Kabail bölgesinde sömürgeci olduğunu iddia ederek, bu bölgedeki halkın self determination hakkını desteklediklerini söylemesi Cezayir’in tepkisine neden oldu.

Cezayir, Fas yönetiminden Hilal’in söz konusu açıklamasının kendi kişisel hatası mı yoksa Fas’ın resmi görüşü mü olduğu hakkında açıklamada bulunmasını talep etti. Bu talebin üzerinden bir ay geçmesine rağmen Fas’ın herhangi bir açıklama yapmaması üzerine Cezayir Dış İşleri Bakanı Ramtan Lamamra, Fas’la diplomatik ilişkileri kestiklerini duyurdu.
Aslında bu tür sınır meseleleri küresel emperyalizmin İslam coğrafyasını parçaladıktan sonra onların kendi aralarında ittifak kurmalarını, işbirliği yapmalarını engellemek amacıyla ektiği fitne tohumlarından başka bir şey değildir. Küresel emperyalizm bir yandan kavmiyet asabiyetini yayarak Müslüman halkları, bir yandan da İslam coğrafyasından çekilirken geride bu tür sınır problemleri bırakarak ülkeleri birbirine düşman etmeye çalışmıştır.

Yazar
1962 Artvin Yusufeli doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini kendi memleketinde tamamladıktan sonra Ankara Ünv. İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. İstanbul Marmara Ünv. İlahiyat Fakültesi’nde Hadis dalında yüksek lisans yapan Ahmet Varol, 1984’ten bu yana basın alanında çalışmaktadır. Bu alanda çalışmaya ilk olarak İslam mecmuasının Dış Haberler sorumlusu olarak görev yapmakla başladı. Daha sonra Altınoluk dergisine geçerek bu derginin “İslam Dünyası” bölümünü hazırladı. Bu dergide çalıştığı sırada Erkam Yayınları’nın da editörlüğünü yaptı. Aynı dönemde haftalık olarak yayınlanan Vahdet gazetesinin de Dış Haberler bölümünü hazırlıyor ve bu gazeteye İslam dünyasıyla ilgili yazılar yazıyordu. Ekim 1996 – Ekim 2000 arasında dört yıl süreyle, aylık olarak 48 sayı yayınlanan Vahdet dergisinin Yazı İşleri müdürlüğünü yaptı. Şimdiye kadar birçok periyodik yayın organında İslam dünyası ve genelde dış politikayla ilgili yazıları neşredilen Ahmet Varol’un, Yeni Akit gazetesinde dış politikayla ilgili haftada üç gün yazısı yayınlanmaktadır. Aylık Ribat, Vuslat ve Davet Mektebi dergilerinde de düzenli şekilde yazıları yayınlanıyor. Bunların dışında değişik İslami yayın organlarında farklı zamanlarda İslam dünyasındaki gelişmelerle ilgili yazıları ve Özel FM adlı radyoda da “Dünya Döndükçe” başlıklı periyodik programı yayınlanıyor.
Yazara Yaz
×
1962 Artvin Yusufeli doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini kendi memleketinde tamamladıktan sonra Ankara Ünv. İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. İstanbul Marmara Ünv. İlahiyat Fakültesi’nde Hadis dalında yüksek lisans yapan Ahmet Varol, 1984’ten bu yana basın alanında çalışmaktadır. Bu alanda çalışmaya ilk olarak İslam mecmuasının Dış Haberler sorumlusu olarak görev yapmakla başladı. Daha sonra Altınoluk dergisine geçerek bu derginin “İslam Dünyası” bölümünü hazırladı. Bu dergide çalıştığı sırada Erkam Yayınları’nın da editörlüğünü yaptı. Aynı dönemde haftalık olarak yayınlanan Vahdet gazetesinin de Dış Haberler bölümünü hazırlıyor ve bu gazeteye İslam dünyasıyla ilgili yazılar yazıyordu. Ekim 1996 – Ekim 2000 arasında dört yıl süreyle, aylık olarak 48 sayı yayınlanan Vahdet dergisinin Yazı İşleri müdürlüğünü yaptı. Şimdiye kadar birçok periyodik yayın organında İslam dünyası ve genelde dış politikayla ilgili yazıları neşredilen Ahmet Varol’un, Yeni Akit gazetesinde dış politikayla ilgili haftada üç gün yazısı yayınlanmaktadır. Aylık Ribat, Vuslat ve Davet Mektebi dergilerinde de düzenli şekilde yazıları yayınlanıyor. Bunların dışında değişik İslami yayın organlarında farklı zamanlarda İslam dünyasındaki gelişmelerle ilgili yazıları ve Özel FM adlı radyoda da “Dünya Döndükçe” başlıklı periyodik programı yayınlanıyor.
Önceki İçerikMao’nun Serçe Katliamı
Sonraki İçerikİslâm’da Çevre Bilinci (Yusuf el-Karadavi)