Günümüz dünyasının kafaları en çok karıştıran, gündemi en çok meşgul eden konuların başında şüphesiz düşünce akımları ve fikirler gelmektedir. Tabi ki, bu düşünce ve fikir akımları sadece günümüzün değil her asrın kendi içinde bir sorunu olup nice insanları peşinden sürüklemiştir. Kimi zaman bu fikir ve akımlar, popülaritesini artırıp bir yanardağ gibi parlamış, kimi zaman da sönmüş bir volkan haline gelmiştir. Bu akımların fikir babaları boşluğun oluşmaması adına karizmalarını yitirmeye başladığını hissettikleri zaman yeni fikirleri piyasaya sürmeye çalışmıştır. İşte asıl mesele bundan sonra başlamaktadır. O halde İslâm nedir? Bir düşünce veya bir fikir midir? Bir düşünce veya bir fikirse farklı bir düşünceye ihtiyaç duyar mı?

Bu yazıda İslâm ve diğer düşünce akımlarını karşılaştırmak gibi bir düşüncemiz olmamakla beraber, bazı noktalara değinmenin faydalı olacağına inanıyoruz. İslâm, Allah’ın (c.c) bizler için seçmiş olduğu, hiçbir yerinde hiçbir eksikliğin olmadığı mükemmel bir nizamdır. Sosyal hayattan ekonomik hayata, siyasi hayattan kadın ve çocuk haklarına, hatta canlı cansız bütün varlıklarıyla tüm hayatı kuşatan cihanşümul bir anlayıştır. Buna rağmen yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’in birçok ayetinde bizleri düşünmeye, akletmeye, tefekkür etmeye yönlendirir1.

Yüzyıllardır İslâm ümmetine empoze edilmeye çalışılan ve kulağa hoş gelen, ama özünde boş nutuklardan öteye gidemeyen fikir akımları –ki, bunların başında demokrasi gelmektedir- bulunmaktadır. Demokrasi diyerek başta Irak, Suriye, Libya, Tunus, Afganistan ve Filistin olmak üzere bütün İslâm ülkeleri talan edilmiştir. Çünkü demokrasi, İslâm dışındaki bütün sistemlerle kol kola ve iç içedir. Bizler her bir akımı uzun uzadıya yazacak değiliz, ama kısaca değinecek olursak şunları sıralayabiliriz:

*Milliyetçilik dediler, İslâm ülkelerini çeşitli milletlere, ırklara, renklere böldüler. Hâlbuki Allah (c.c) Kur’ân-ı Kerîm’de “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın, bölünüp parçalanmayın” (Âl-i İmrân, 103) diye buyurmaktadır.

*Sekülerizm dediler, her şeyi mubah gördüler. “Helal bellidir, haram da bellidir” hadisini duymazlıktan geldiler.

*Kapitalizm dediler, özel mülkiyet dediler, bizde özel diye bir şey bırakmadılar. Bütün İslâm ülkelerinin zenginliklerini sömürdüler.

*Komünizm dediler, hiçbir şeyi paylaşmadılar.

*Ateizm dediler, her değeri inkâr etmemizi istediler. “İnkâr edenleri ise dünyada ve ahirette şiddetli bir azapla azaplandıracağım. Onların hiçbir yardımcıları yoktur.” (Âl-i İmrân, 56)

Bütün bu akımların zirvesinde ise kuşkusuz hümanizm vardır. Hâlbuki Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudur. Sizden her kim onları dost edinirse o da onlardandır.” (Mâide, 51) Bizler de acaba böyle olur mu dedik? Öyle ki, 2020 yılında olmamıza rağmen hümanist geçinen vahşi Avrupa, insanlığını yitirmiş eşkıyalar gibi sınırlarda bekleyen Suriyeli mülteciler için adeta insan avına çıkmıştır.

Sonuç olarak bizler tüm ‘izm’leri reddediyor ve diyoruz ki: Huzur, barış, kardeşlik, paylaşım, sevgi, dayanışma ve hoşgörüyü ziyadesiyle İslâm’da görüyoruz. Çünkü İslâm sulhtur, barıştır, selamettir. Bir fikir düşünün ki, adı İslâm’dır. Sahibi ise tüm yaratılmışların yaratıcısı, her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan ve biz kullarına ‘iman edin, yeryüzünde fitne çıkarmayın, adam öldürmeyin’ diye buyuran bir Rab… Ve O Rab ki, ne güzel bir Rab (c.c)… Öte taraftan diğer fikir sahipleri ki, öldüren, sömüren, fitne çıkaran, kendi çıkarları için her şeyi mubah gören yahudiler veya onların gönüllü uşaklarıdır…

O yahudilerin büyük bir kısmı aşağılanmış, hor görülmüş, Allah (c.c) tarafından lanetlenmiş bir millettir… Batıl fikirlerin pratikte bir karşılığı yoktur. Ayinesi iştir kişinin, yahudinin lafına bakılmaz prensibiyle diyoruz ki, İslâm bizim için en iyi fikir ve yaşam biçimi olup, onu benimseyip hükümlerini hayatımızın her alanında tatbik etmeliyiz.

Kaynakça

1) Ankebut, 35; Talak, 10; Hadîd, 17.