Allah (c.c) Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır: “Göğü, gücümüzle biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.” (Zâriyât, 47) Birkaç yıl öncesine kadar insanlar, gökyüzünün uzak bölgelerinde neler olduğu hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı. Astronomi araçları kapsam bakımından oldukça sınırlıydı. Bu araçlar gökyüzündeki gezegen, galaksi ve gökadaların milyonlarca olduğunu idrak ediyor, fakat uzayda gerçekleşen kalıcı bir genişlemeyi ve bazı gök cisimleri arasında mesafelerin giderek uzaklaştığını fark edemiyordu. Uzayda en derin derinliklere dahi nüfuz edebilen farklı türlerden astronomik aletler ve dünyadan muazzam derecede uzak olan yörüngelerin hareketlerini kaydeden uzay araçları icat edilince bu gerçekliği fark etmeye başladılar. Nitekim insanoğlu, bilgisi ve ürettiği icatlar arttıkça Allah’ın kitabında daha önce idrak edemediği veya sırlarını anlamadığı yeni şeyler bulmaya başlar.

“Göğü, gücümüzle biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.” ayeti, Kur’ân-ı Kerîm nazil olduğunda ve nazil olduktan sonra da uzun asırlar boyunca hiçbir mahlûk tarafından bilinmeyen bir takım evrensel gerçekliklere işaret etmektedir. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

  1. Gökyüzü yakın döneme kadar düşünüldüğü gibi bir boşluktan ibaret değildir. Aksine gökyüzü, tam bir tutarlılık içerisinde birbirine bağlılığı olan iyi inşa edilmiş bir yapıdır. Gök cisimleri arasındaki mesafelerin, ağırlıklı olarak hidrojen gazı olan çok ince bir gaz tabakası ile kaplandığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu gaz tabakasında, ince taneli tozdan aerosoller şeklinde bazı küçük katı parçacıklar vardır. Bu bileşime kalsiyum, sodyum, potasyum, titanyum ve demir atomları hâkimdir. Yıldızlararası mesafeleri dolduran malzemelere ve su buharı, amonyak, formaldehit ve diğer kimyasal bileşiklerin partiküllerine ek olarak manyetik alanlar, sıkıca inşa edilmiş tutarlı bir bileşene bağlamak için tüm gök cisimleri arasında yayılmıştır. Tüm bunlar bilim adamları tarafından yirminci yüzyılda hatta yirminci yüzyılın sonlarında idrak edilmeye başlanmış hakikatlerdir.
  2. “Göğü, gücümüzle biz kurduk” diye ifade edilen ilahi işarette; Allah’ın (c.c) sanatının gücü, hikmeti ve yeterliliği, hareketlerinin kontrollü oluşu ve her bir işinin en ince detayına kadar hesaplı olması, kevnî sünnetinin sabit ve parçalarının uyumlu oluşu, çatlama ve çökmeden korunmuş olması kastedilmektedir. Gökyüzü tüm yüksekliği ile sizleri gölgeleyen her şeyi ifade eder. Aynı zamanda gökyüzü, kesbi ilimlerin sadece küçük bir kısmını idrak edebildiği cisimler, maddeler ve gökyüzü enerjisini barındırmaktadır. Dünya semasının algılanan bu kısmı ile en az 200 milyar galaksinin olduğu söylenmektedir. Bu galaksilerden bazıları Samanyolu galaksimizden çok daha büyük olduğu gibi bazıları ise ondan biraz daha küçüktür. Galaksilerdeki yıldız sayıları bir milyon ve on milyon arasında değişmektedir. Bu yıldızlar doğum, çocukluk, gençlik, yaşlılık ve ölüm olmak üzere farklı gelişim aşamalarından geçerler. Bize en yakın yıldızımız gezegenler, asteroitler, uydular gibi bağlı bir sistemi olan güneşimizdir. Kıyas yapabilmek için diğer yıldızların da güneş sistemindekine benzer bağlı oldukları sistemleri bilmek gerekmektedir. Nitekim bu sistemlerden bir takımı keşfedilmiş olsa bile birçoğunun bağlı olduğu sistem daha keşfedilmemiştir.
  3. “Şüphesiz biz onu genişleticiyiz” diye ifade edilen ilahi mesaj, 20. Yüzyıla kadar keşfedilmeyen ve istikrarlı bir şekilde devam edecek olan evrendeki bu inanılmaz genişlemeye işaret etmektedir. Teorik fizik ve astronomi alanında uzmanlaşmış bilim insanları, galaksilerin bazen ışık hızına yaklaşan hızlar ile galaksimizden ve birbirlerinden uzaklaştığını tespit etmiş bulunmaktadırlar.
  4. Evrende var olan bu genişleme olgusu, genişlemeden kaynaklanan boşlukları doldurmak için madde ve enerjiden her birinin yaratıldığını göstermektedir. Nitekim evren kesintisiz bir bağlantı ile maddeyi değişen yoğunluklarda dağıtmaktadır. Evrende madde ve enerji olmadan yer ve zaman olmadığı gibi içinde zamanın olmadığı herhangi bir mekân da yoktur. Günümüze kadar süregelmiş olan bilim, evrendeki boşlukları inanılmaz bir hızla dolduran madde ve enerjinin çıkış kaynağını tespit edememiştir. Şüphesiz bu durumun yoktan yaratmadan başka hiçbir açıklaması yoktur.
  5. Evrenin sürekli bir şekilde genişlediğinin kanıtlanması doğru bir tasavvurun oluşmasını sağlamıştır. Nitekim zamanda yolculuğa çıkıp bu genişlemeye geri dönersek, madde ve enerjinin birleşmesinde olduğu gibi mekân ve zamanın da tek noktada birleşmiş olması gerekir. Bu düşünce evrenin büyük bir patlama sonucu aynı noktadan başlamış olduğunu gösteren doğru bir neticeye varmamızı sağlamaktadır. Tüm bunlar yoktan yaratma hakikatini ortaya koymakla beraber evrenin, başlangıcı olan bir mahlûk olduğunu ve her başlangıcı olan gibi bir gün onun da sonunun geleceğini göstermektedir. Çünkü evrenin genişleme süreci, galaksilerin inanılmaz hızlar ile birbirlerinden ayrılması sonucunda oluşan boşlukların doldurulması ve bugün evrende gördüğümüz ortalama yoğunluk seviyesini koruması için -bilim insanlarının dahi kanıtlayamadığı- sürekli bir şekilde madde ve enerjinin yaratılmasını gerektirmektedir. Bu gözlemler batılı bilim insanlarının yaratıcıyı ve yaratılanı inkârlarında haddi aşarak evrenin ezeli ve ebedi olduğu zanlarından çıkan ve uzun zamandır savundukları evrenin istikrarı hakkındaki yanılgılarını terk etmeye zorlamıştır.

Evrenin genişlemesi gerçekliğinden yola çıkarak evrenin kökeni, nasıl yaratıldığı, yaratılışının inanılmazlığı ve sonlu oluşunun zorunluluğu gibi önemli genel sonuçlara ulaşıldı. Nitekim bu gerçeklik bilim insanlarının kabul ile sonuçlanan uzunca tartışmalarından sonra geçen yüzyılda ortaya çıkmış astronomi ilminin önemli hakikatlerinden biridir. Kur’ân-ı Kerîm bu gerçekliği on dört asır önce dile getirmiştir. Aklı başında hiç kimse bu Kur’ânî işaret için Allah (c.c) dışında hiçbir kaynak hayal edemez. Evreni, bilgisi, hikmeti ve kudretiyle yaratan Yüce Allah (c.c) bütün eksikliklerden münezzehtir. Nitekim Allah (c.c) bizlere son kitabında ve son Peygamberinin (sav) sözlerinde evrendeki bir takım sabit hakikatleri sunmuştur. Bu hakikatlerden birisi de evrenin genişlemesidir. Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır: “Göğü, gücümüzle biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.”2

Kaynakça

1) Ali Muhammed Sallâbî: Sonsuz Mucize Kur’ân-ı Kerîm’de Bilimsel Mucize: Kat’î Deliller, Parlak Kanıtlar, Dârü’l-Ma’rife, s. 33: 30. 2) Zağlu’l-Neccâr: Kur’ân-ı Kerîm’de Bilimsel Semavi Mucize Ayetleri, s. 89: 87. 3) Muhammed Kutub: Benzerini Getiremezler, s. 202.