Şehâdet; ölümsüzlüğe erişmek için çürüyeceği muhakkak olan bedenden, ölümlü dünyadan ve dünyevi hazlardan vazgeçmek ve cennetin nimetlerine talip olmaktır.
Şehâdet; süflî hayata, “sen burada kal, sana meyledenler meyletsin, seni sevenleri peşinden koştur, seni isteyeni peşinden sürükle, senden vazgeçmeyenden sen de vazgeçme, üç talakla benden boşsun.” deyip ulvi hayata “aç kollarını, aç yüreğini, aç kapılarını, saraylarının kapısını, cennetlerinin kapısını… Çünkü bugün içinden geçemeyeceğim kapı yoktur. Çünkü ben canımdan, kanımdan, canım ve kanım olan çocuklarımdan, yıllarca hayatımı paylaştığım eşimden, dünyanın zevklerinden, makamlardan ve mevkilerden geçmiş biriyim” demektir.
Şehâdet; susuz toprakları, çatlamış betonları, kurumuş yürekleri kanla sulamaktır. Kınından çekilmiş kılıçları, namlunun ucundan fırlamış kurşun çekirdeklerini kana bulamaktır.
Şehâdet, adanmaktır.
Şehâdet, arınmaktır.
Şehâdet, “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.”(Âl-i İmrân, 169-170) ayetlerinde de belirtildiği gibi ölümden geçerek ölümsüzlüğe erişmek ve Allah’ın (cc) katında nimetlendirilmektir.
Şehâdet, kul hakkı dışındaki bütün günahlardan affa mazhar olmaktır.
Şehâdet; uzak olan cenneti yakın etmek, yakın olan cehennem ateşini ebediyen savuşturmaktır.
Şehâdet, rüya âlemini terk edip gerçek ve ebedi âlemde yaşama başlamaktır.
Şehâdet; Ashab-ı Uhdud hadisindeki gencin “Sana emredeceğim şeyi yapmadıkça, sen beni öldüremezsin. Nedir o? diye sorulunca halkı bir yere toplarsın ve beni bir ağaca asarsın. Sonra dağarcığımdan bir ok alırsın. Bu oku yayın ortasına yerleştirir ve “ bu çocuğun rabbi olan Allah’ın adıyla” diyerek bana atarsın. Bunu yaparsan, beni öldürürsün” diyerek bütün bir ahalinin hidayete ermesi için kendi canının nasıl alınacağını düşmana tarif etmek ve gencecik yaşında, hayatının baharında dünyaya veda etmektir.
Şehâdet; Hz. Sümeyye ve Hz. Yasir gibi, “Sabredin ey Yâsir âilesi! Sabredin ey Yâsir âilesi! Sizi cennetle müjdelerim.” nebevi müjdeden sonra ya işkencelere dayanamayıp can vermek veya iftira ve hakaretlere karşı koyarak, zalimin yüzüne tükürerek bir mızrak darbesiyle sabrın karşılığını cennet olarak elde etmektir.
Şehâdet; Allah’ın arslanı Hz. Hamza gibi vahşi bir mızrağın ucuna hedef olmak ve o vahşi mızrak darbesiyle ruhunu Allah’a teslim etmektir.
Şehâdet; Mus’ab bin Umeyr gibi, Peygamber efendimiz bunun için “Mekke’de Mus’ab’dan daha zarîf, daha nârin, daha güzel kimse yok idi. Saçları kıvrım kıvrım idi.” buyurmuşlardı. Üzerinde yamalı bir elbiseden başka giyeceği olmayan Mus’ab’ın hâlini görünce, Rasülullah’ın (s.a.s) mübârek gözleri yaşla doldu ve: “Kalbini Allahü teâlânın nûrlandırdığı şu kimseye bakın! Anne ve babası onu en iyi yiyecek ve içeceklerle besliyorlardı. Allah için bunların hepsini terk etti. Allah ve Resülünün sevgisi, onu gördüğünüz hâle getirmiştir”. buyurdu. Uhud Savaşında şehit edildiği zaman Habbab b. Eret’in dediği gibi “Kendisini saracak kısa bir hırkadan başka bir şey bulunamadı. Hırkayı baş tarafına çektik, ayakları açıldı. Ayaklarına çektik, baş tarafı açıldı. Resülullah (s.a.s) bize: “Onu baş tarafına çekiniz! Ayaklarını otlarla kapatınız!” hali ile dünyaya ve dünyanın içindekilerine sırt dönmektir.
Şehâdet; Müseylemetü’l Kezzab’a Peygamber Efendimizin (s.a.s) mektubunu götüren ve “Muhammed’in (s.a.s) Allah’ın Resülü olduğuna şehâdet ediyor musun?” Sorusuna hiçbir tereddüt geçirmeden “Evet!” diyen ve “Müseyleme’nin (Allah’ın laneti üzerine olsun) Allah’ın Resülü olduğuna şehâdet eder misin?” soruna “Sağırım, duymuyorum” cevabını veren ve her bir soru ve cevap sonrasında bir azası kesilerek paramparça olan ve bütün azaları lime lime edilmiş bir şekilde şehâdete kavuşan Habib b. Zeyd el-Ensari gibi imanında sebat etmek ve doğruya “doğru”, yanlışa da “yanlış” demektir.
Şehâdet; sevgili Peygamberimizin sevgili torunu Hz. Hüseyin gibi, Kerbelâ çölünde aç ve susuz bırakılmasına rağmen, kutlu davasından ve çıktığı yoldan –her türlü nasihat ve engellemelere rağmen- dönmeyerek ok, mızrak ve kılıç darbeleriyle asıl amacına erişmektir. Kerbelâ çölü gibi çölleşmiş yüreklere kanıyla ve canıyla can vermektir. Allah’a verdiği sözden dönmemektir.
Şehâdet; onlarca savaşa girmiş ve bu savaşlardan zaferle ayrılmış, seksen küsür kılıç, ok, mızrak darbesi almış olmasına rağmen “Ah Hâlid! Şehit olamayan Hâlid! Harp, benim etimi çiğneyemedi. Şehitlik mertebesi hariç elde etmediğim makam kalmadı. Vücûdumda bir karış yer yoktur ki, ya kılıç yarası, ya bir ok yarası veya bir mızrak yarası olmasın.” diyen Halid b. Velid gibi yatakta ölmeyi kendisine züll olarak görmek ve ölümü ayakta karşılayarak ruhunu şehâdet aşkıyla teslim etmektir.
Şehâdet; Mısır’ın bir şubat gecesinin soğuğunda kahpe kurşunların hedefi olmak, kimsenin kendisine yaklaşmasına cesaret edememek, kan kaybına maruz bırakılmak ve satılmış doktorların tedavi etmemesi neticesinde “Gayemiz Allah, Önderimiz Resülullah, Anayasamız Kur’an, yolumuz Cihad, en büyük arzumuz Allah yolunda şehit olmak..” diyen İmam Hasan el-Benna gibi sözde kalmayan ve fiiliyata dökülen en büyük arzuya erişme mutluluğunu yaşamaktır.
Şehâdet; hayatın her türlü olumsuzluğuna rağmen ayakta kalmayı başarabilen ve hakikati Mekke’de gördükten sonra hayatını Allah yolunda yaşayan ve “Bir Müslüman olarak yeryüzünde Allah’ın huzurunda secde etmeyen tek fert kalmayıncaya kadar İslâm’ın hâkim kılınması yolunda kendimi görevli hissediyorum.” deyip bu görevi ifa ederken ruhunu CIA’nın kiralık katillerinin silahından çıkan 16 kurşunla şubat soğuğunun 16’sında ruhunu Allah’a teslim etmektir.
Şehâdet; Seyyid Kutub gibi, Mısır’ın bir ağustos sıcağında “Eğer idamı hak etmiş olarak hakkın emri ile ipe çekiliyorsam buna itiraz etmek haksızlıktır. Eğer bâtılın zulmüne kurban gidiyorsam, bâtıldan merhamet dileyecek kadar alçalamam!” diyerek başını dar ağacında sallanan sicime gözünü kırpmadan, sağa sola bakmadan, kimseden merhamet dilemeden, korkusuzca başını uzatmak ve cennetin serinliğine erişmektir.
Şehâdet; yine bir şubat soğuğunda bir cami avlusunda “Şehâdet bir çağrıdır tüm nesillere, çağlara” ve yine ‘’Şehâdet inklabın habercisidir’’ haykırışlarıyla tüm dünya Müslümanlarına Metin Yüksel’ce bir manifestodur. Bir cami avlusunda soğuk betonları sıcak kanıyla doyurmaktır.
Şehâdet; zalim bir diktatörün emriyle koca bir şehrin uçaklarla, tanklarla ve toplarla hedef alınarak yerle bir edilmesidir.. 30 bin mazlum canın birkaç hafta içinde dünyanın gözü önünde yok edilmesidir şehit şehir Hama gibi…
Şehâdet; sonbaharın 1 Kasımında Cuma namazında hutbe vermek için hazırlık yaptıktan sonra kalleşlerin bombasına uzaktan kumanda ile maruz kalarak iki oğluyla beraber ve “Ey genç erkekler! Heves ve arzularınızı Allah’ın dini ve İslâm topraklarının işgal altından kurtulması için cennete erteleyin” diyerek ve yine “Müslüman kadınlar sakin rahat ve lüks düşkünü olmayınız. Çünkü rahat ve lüks cihadın düşmanıdır. Çünkü rahat ve lüks beşerin ruhunu telef eder. Temel ihtiyaçlarınızdan fazla şeylerden uzak durunuz. Zaruri şeylerle yetininiz. Çocuklarınızı ağır şartlara, yiğitliğe, kahramanlığa ve cihada alıştırınız. Bu esaslar üzere eğitiniz. Evleriniz aslan inlerini andırsın. Tağutlar tarafından boğazlansın diye, yiyip semiren tavukların kümesi olmasın. Çocukların kalbine cihad sevgisini, cihad tohumlarını ekiniz. Yiğitlerin meydanlarında at koşturmak, savaş alanlarında at koşturmak arzularını, aşkını yerleştiriniz.” uyarılarında bulunan Şehid Abdullah AZZAM gibi arzuladığına erişmektir.
Şehâdet; yine bir şubat ayında Ramazan ayının 15’ine denk gelen bir Cuma sabahı namazında Müslümanlar, tertemiz bedenleriyle Rablerine yönelmiş, huzur ve huşu içinde O’na rükû ve secde ederken, arkalarından gelen İşgalci Siyonistlerin kinlerini saçtığı kurşunlara hedef olan, Rablerinin önünde eğilmiş 67 Müslüman’ın temiz bedenlerinin Allah’a kavuşmasıdır El Halil gibi…
Şehâdet; tekerlekli sandalyede bile korkak düşmana korku salmaktır. Sabah namazı vaktinde siyonistlerin kalleşçe saldırısına, savaş uçağına karşı tekerlekli sandalye ile mücadele etmektir Şeyh Ahmet Yasin gibi İbrahim Ebu Süreyya gibi…
Şehâdet; Mavi Marmara gemisinde son model teknolojik silahlarla donatılmış dünyanın en korkak ordusuna sopalarla, çakılarla, dahası yumruklarla cesurca karşı koymak ve tüm insanlığa, mazlum insanlarla beraber olduğunu göstermek için çarpışmak ve bir sabah namazı vaktinde zafere erişmek, sabahın ve denizin serinliğinden cennetin selamet ve serinliğine kavuşmaktır.
Şehâdet; Filistin’de günlük hayattır. Şehâdet, Filistin’de çocuklar arasında en çok oynanan oyundur. Şehâdet; siyonist uçaklarına, tanklarına, toplarına, bombalarına direnmektir. Her doğan çocuk için isimden önce verilen sıfattır. Şehâdet, elden ele taşınan bir meşaledir. Şehâdet; ruhun diriliğidir, onurlu yaşayışın neticesidir.
ŞEHÂDET, ŞAHİT OLMAKTIR.

Önceki İçerikİçimizde İki Şehit
Sonraki İçerikKlas Bir Diriliş: Şehadet