Bundan yaklaşık sekiz yıl önce Tunus’ta bir seyyar satıcı yaptığı eylem sonucunda tüm bölgenin kaderini değiştirecek olayların fitilini ateşlemişti. Bu seyyar satıcının kendini yakması sonucu Tunus halkı sokaklara çıkmış ve kitlesel gösteriler neticesinde Tunus diktatörü Bin Ali yönetimi bırakıp ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı.

Daha sonra bu ateş diğer Ortadoğu ülkelerine de sıçrayarak, o ülkelerdeki diktatörleri de yakmaya başladı. Bu gösteriler Tunus’tan sonra sırasıyla Mısır, Libya, Yemen ve son olarak Suriye’ye sıçrayarak büyük bir coğrafyayı etkisi altına almış oldu. Tunus’ta Bin Ali’nin yönetimi terk edip ülkeden kaçması diğer ülkelerde göstericileri cesaretlendirip kendilerinin de bu şekilde hareket etmesine vesile olmuştu.

Mısır’da Mübarek karşıtı gösteriler sonucu, Mübarek’in yönetimden çekilmesiyle de umutlar biraz daha artmıştı. Yıllarca bölge halkının despotik rejimler tarafından her türlü sıkıntı ve zorbalıklarla karşılaşması, bu zorba yönetimlerin gidişiyle beraber kendilerine zulüm etmeyecek kişileri yönetime taşımak için siyasi arenada daha bir belirgin olmaya başlamışlardı.

Yemen’de Abdullah Salih, Körfez ülkeleri ve göstericilerin temsilcileri arasında yapılan anlaşma neticesinde yönetimi geçici bir süreliğine yardımcısına, yargılanmaması koşuluyla devredip yönetimden çekilmişti.

Libya’da ise yönetimden çekilmeyeceğini belirten Albay Kaddafi, kendi halkına karşı acımasız bir şekilde şiddete başvurmuş, bu şiddeti durdurmak ve farklı çıkarlar elde etmek adına uluslararası güçler Libya’ya müdahale etmişlerdi. Bu müdahale Kaddafi’nin kaçması ve daha sonra da direnişçiler tarafından yakalanıp öldürülmesiyle sonuçlanmıştı.

Suriye’ye gelince başlangıçta muhaliflerin -büyük ümitlerle- diğer ülkelerde olduğu gibi Esad’ın yönetimi kısa süre içerisinde bırakıp ülkeyi terk edeceği varsayımı maalesef tutmamış aksine halen yönetimde olan Esad ülkeyi bir iç savaşa sürüklemekten de geri durmamıştı.

Karşı Devrimler

Arap Devrimlerinin Suriye’de tıkanması sonucunda, devrimin gerçekleştiği ülkelerdeki eski rejim kalıntıları ve bu devrimleri başından beri hazmedemeyen uluslararası sistemin güç sahipleri harekete geçmiş, uluslararası güçler, bu ülkelerde halkın kızgınlığını kendi üzerlerine çekmemek ve kendilerine karşı nefret duygusu uyandırmamak için devrimlerin gerçekleştiği esnada ikircikli tavırlarla halkın yanında olduklarını beyan etseler de devrimler esnasındaki o ilk heyecanın yok olmasıyla beraber karşı devrim hareketini başlatmak ve gerçekleşen devrimleri başarısız kılmak için harekete geçtiler.

Bu karşı devrimlerin uygulamaya konulacağı ilk yer kuşkusuz Mısır’dı. Çünkü Mısır, Arap âleminde tarihsel ve jeostratejik konumundan ötürü büyük bir öneme haizdi. Mısır devriminin başarılı olması demek diğer ülkelerdeki devrimlerin başarı şansının artması demekti. Mısır’da devrimden sonra yapılan seçimlerle Müslüman Kardeşler Hareketi işbaşına geldi. Diğer ülkelerde de muhtemel iktidar adaylarının bu harekete mensup olan siyasi oluşumlardan olması da Mısır’ı önemli kılan ikinci bir etkendi.

Karşı devrim hareketleri Mısır’dan başladı. Mısır’da General Sisi yönetimindeki güvenlik güçleri ülke tarihinin seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursî’yi darbeyle görevinden uzaklaştırıp tutukladılar. Daha sonra emniyet güçleri, Rabia meydanında bu darbeyi protesto eden göstericileri dağıtma bahanesiyle 5 bin kişiyi öldürmüş ve darbe karşıtı binlerce masum insanı terör bahanesiyle tutuklayarak askeri darbeyi kısmen de olsa başarıya ulaştırmışlardır.

Yemen’de başlangıçta S. Arabistan, eski rejim kalıntılarını destekleyerek Husileri başkent Sanaa’ya girmeye teşvik etmiştir. Bundaki amaç ise Sanaa’da Yemen Islah Partisi ile Husileri birbiriyle savaştırıp iki tarafın gücünü kırarak yönetime tekrardan Ali Abdullah Salih veya oğlunu getirtmekti. Ancak Islah’ın bunu farkedip bu oyuna gelmemesi Suudileri şaşırtmış, İran destekli Husi hareketinin ise başkent Sanaa’yı ele geçirmesine neden olmuştur. Bu da bazı İranlı diplomatları, ‘İran bölgedeki beşinci başkenti ele geçirdi.’gibi demeçler vermeye itmiştir. Sonuçta Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Yemen’e müdahelesi ile Yemen fiili bir bölünme ve sonu gelmez acılarla karşı karşıya kalmıştır.

Libya’da ise farklı silahlı muhalif grupların kendi aralarındaki çekişmeler, çatışmaya dönüşerek ülkeyi bir iç savaş ile karşı karşıya getirmiştir. Libya da General Hafter ve kontrolündeki BAE destekli güçler ülkenin belli kısımlarını işgal ederek fiili bir bölünmenin ateşini fitillemişlerdir. Tabi, Libya’daki durumun bu hale gelmesindeki en büyük etken BAE’nin Libya’yı karıştırmak için giriştiği yöntemlerdir.

Suriye zaten yukarıda da değindiğimiz gibi sekiz yıldır bir iç savaş ile boğuşmaktadır. İran’ın ve onun Lübnan’daki maşası Hizbullah, daha sonra ise Rusya’nın da etkin bir şekilde Suriye’de kendini göstermesi ve buna cevap olarak Amerika’nın da hem askeri olarak bizatihi Suriye’de aktif rol alması hem de bazı silahlı grupları desteklemesiyle Suriye, içinden çıkılmaz bir hal almıştır.

Bu şekliyle bölgede Arap devrimleri neticesinde oluşan olumsuzlukları söylersek; Rusya’nın bölgede etkin bir şekilde askeri gücüyle varlığını göstermesi bölge açısından uzun vadede bir tehlike olarak görülebilir. İkinci olarak bu devrimler; bölgede uzun yıllar karışıklıklara sebep olacak mezhep ayrışmalarının daha da derinleşmesine neden olmuştur. Üçüncü olarak, Birinci Dünya Savaşından sonra çizilen yapay sınırlar ve devletlerin yanına yeni devletçiklerin meydana çıkma riskini doğurmuştur. Dördüncü olarak ise; nispeten istikrarlı olan bölgede ne zaman biteceği belli olmayan bir istikrarsızlığın kapısı aralanmıştır, diyebiliriz.

Peki, Şimdi Ne Olacak?

Yukarıda yazılanlar ışığında Arap devrimlerinin başarısız olduğu ve karşıt devrimlerin başarıya ulaştığı vehmine kapılabiliriz. Ortadoğu’da Arap devrimlerini tetikleyen ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlar yumağı vardı. Bu devrimler de bu devasa sorunları düzeltmek amacıyla ortaya çıkan halk hareketleriydi. Bu devasa sorunlar düzeldi mi ki halkın susup hiçbir şey yapmayacağını söyleyelim? Evet, halk Mısır’da, Suriye’de, Libya’da ve Yemen’de güvenlik güçlerinin halka karşı giriştiği şiddet olaylarından çekinerek geri çekilmiştir. Ama bir kere korku duvarlarını yıkması ihtimalinden daha öte, bu korku duvarlarını yıkmayı başarabildiğini gören bir halkın bundan vazgeçeceğini zannetmiyorum. Ayrıca devrimler öyle birkaç yılda sonuçlanan değişimler değil ki hemen bir ümitsizlik içerisinde bu devrimlerin başarısızlığına hükmedelim. Tarihte Fransız devrimi gibi büyük değişimler ortaya çıkaran bir devrim bile birkaç yıl değil bilakis birkaç on yıl sürmüştür.

Büyük değişimleri gerçekleştiren devrimlere baktığımızda hepsinde aynı karakteristik özelliği bulabiliriz. Bundan ötürü bu devrimler de önünde sonunda başarıya ulaşacaktır.