Resûlullah (sav) bütün insanlık için her konuda örnek olmuştur. Allah (c.c.) özellikle de İslam ümmeti için onda güzel bir örnek olduğunu haber vermiştir. O, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş, hayatın her sahasında insanlık için gelmiş geçmiş en büyük rehber olmuştur. O, bütün peygamberlerin taşıdıkları güzel örnekleri kendinde cem etmiş son rehberdir. Resûlullah (sav), insanın eğitilmesi hususunda en güzel örnek olmuştur. Çevresinde kenetlenmiş bulunan ilk İslam neslini, genciyle yaşlısıyla, çocuğuyla yetişkiniyle, kadınıyla erkeğiyle yetiştirmede bugün modern eğitim sistemlerinin hayret edercesine takdir ettiği metotlarla yetiştirmiştir. Özellikle son asırda kişisel gelişim adı altında piyasaya sürülen fikir ve düşüncelerin en mükemmel örneklerini ta bin dört yüz küsur yıl öncesine giderek Resul-i Kibriya’nın hayatında görmek mümkündür. İşte bu yönüyledir ki o, insanlık için en büyük eğitimci olarak tarihe geçmiştir.
Resûlullah (sav) “Size neyi emrettiysem onu alın, sizi neden nehyettimse de ondan vazgeçin” şeklinde serdettiği hakikati onun eğitimci yönünde de görmekteyiz. O, hatalı gördüğü hususları en uygun yer ve zeminde düzeltme yoluna gitmiş, çocuk dahi olsa eğitilmekte olan kişi için doğruluk esas alınarak hareket edilmesini gerekli görmüştür.
Sahabe-i kiramı eğitmeden önce onların sevgisini kazanmıştı. Her bir sahabi “Resûlullah (sav) en çok beni sevmekte” düşüncesini taşımaktaydı. Onlara hürmetin en güzelini gösterir, va’z ve nasihatlerle eğitme noktasında onların en uygun zamanlarını gözetir, verilen mesajların en güzel şekilde anlaşılmasını temin ederdi.
Muhatabına karşı beden dilini en güzel şekilde kullanır, tokalaştığı kimse elini çekmedikçe, o, elini bırakmazdı. Muhatabına doğru döner, yandan bakmayı ya da konuşurken sırtını dönmeyi asla sevmezdi.
Arkadaşlarıyla karşılaştığında mütebessim bir yüz gösterir, kişinin kendi Müslüman kardeşine böyle davranmasının ecir kazandıracağını söylerdi.
O, eğitirken müjdeleme metodunu kullanırdı. İnandırırdı, ümitli olmaya sevk ederdi. Hem zorluk hem de bolluk anlarında dahi ümit vermekten ve ümitvar olmaktan asla vazgeçmez, insanları bu yönde teşvik ederdi. Zorlu savaşlardan biri olan Hendek savaşında dahi, insanların neredeyse açlıktan kırıldığı bir vakitte, Roman’ın başkentinin, İran’ın ve Yemen’in mutlaka fethedileceği müjdesini vermiş, Müslümanların zafere odaklanmış bir ruh haliyle savaşmalarını temin etmişti.
O, eğitimde ödüllendirmek ve takdir etmekten asla vazgeçmez, sergilenen olumlu bir davranışı güzel bir sözle mükâfatlandırma yoluna giderdi. Bir delikanlı olan amcası oğlu İbn Abbas’ın kendisi için abdest suyu hazırladığını öğrenince, onun için “Allah’ım onu dinde fakih kıl” sözlerini söylemiş ve bu söz zamanla İbn Abbas’ı sahabenin en önde gelen âlimlerinden kılmıştı.
Eğitimde tekrar, en sık kullandığı metottu. Önemli gördüğü bir sözü en az üç defa tekrar ederdi. Hatta üçten fazla tekrar ettiği anlar olurdu ki, bazen bu tür durumlarda beden dilini de harekete geçirir, şayet uzanmışsa doğrulur, yaslanmışsa dik halde dururdu. Böylece muhatabının verilen mesajın büyüklüğünü anlamasını temin ederdi. Bazen de sessiz sedasız, haber vermeden bir davranışta bulunur, böylece ashabını çok kısa bir süreliğine hayret içinde bırakır; ardından, onlara yaptığı davranışın sebebini izah eder ve bundan elde etmeleri gereken dersi verirdi.
Bazen sözlerine bir soruyla başlayarak muhatabın zihninde merak ve ilgi uyandırırdı. “Size bir şey haber vereyim mi?”, “Müslüman kimdir? Bilir misiniz?”, “Ne dersiniz?” şeklindeki sözlerle muhatabın zihnen toparlanmasını sağlardı. Bu manada onun ashaba yönelttiği çok sayıda soru vardı.
O, ashaba vereceklerini zamana yaydı ve bunun için tedricilik metodunu kullandı. Emir ve yasak içeren kutlu sözlerini yirmi üç yıl gibi bir zamana yaydı. Bazen gelişen hadiseler karşısında hemen cevap verme yoluna gitmedi. Olayların yatışıp ortamın sakinleşmesinden sonra gerekli müdahaleleri yapmıştı. Bazen de muhataplarını etkileme açısından, anında karar verilmesi gereken yerlerde de ani kararlar vermiş ve bunda da başarılar elde etmişti. Bir defasında Medine’nin dışından gelen bir gürültüden ürken ashabın huzurunda çok cesurca davranmış, Ebu Talha’dan aldığı ödünç atla, karanlıkta sesin geldiği yöne doğru hızlıca gitmişti. O, ashabına cesur olmayı bu tür davranışlarıyla öğretmişti.
Örnekleme metodunu çok kullanırdı. Namazı bir akarsuya benzetmiş, suyun kirleri giderdiği gibi namazın da mü’minlerden, günahları gidereceğini haber vermişti. Geçmiş milletlerden örnekler verir, anlattıklarının kalıcı olmasını sağlamak için konuyu hikâye ederdi. Böylece ashabın, bir olay şeklinde dinlediği bilgileri, zihninde tutmasını temin ederdi.
Daha küçük yaşta iken insanların eğitilmesini istemiş, bu manada çocukları önemsemiş, onlarla camide beraber olmuş, bazen küçük torunlarını omzunda camiye getirmişti. Camiye gelen çocuklara da iyi davranır, hatta secde esnasında sırtına çıkan torunlarının hatırına secdeyi uzattığı olurdu.
Çocukların sevgisini kazanmak için fırsatları değerlendirirdi. Kendisine yılın ilk meyvelerinden hediye olarak getirildiği sıralarda çevresine bakar, bulabildiği çocuklara o meyvelerden hediye ederdi.
Çocukları kırmaz, onlara arkadaş gibi davranır, yeri gelince de onlarla şakalaşırdı. Bu manada onun yanında büyümüş olan Enes’le çokça hatıraları olmuştu. Enes, on yıl kadar Resûlullah (sav) ile beraber olmuş ve onda, gönül kırıcı herhangi bir söz, fiil ve davranışa şahit olmamıştır. O, hiçbir çocuğu dövmediği gibi onların sevgisini kazanmak için ziyaretlerine gitmiş ve uygun zamanı bulunca arkadaşlık yapmıştı. O, çocuklara öncelik vermiş, yanına gelen çocukların bekletilmesini istemezdi. Fırsatını bulduğunda onlarla oynardı.
O, yapılan hataya hemen karşılık vermemiş, muhatabına sabır göstererek yanlışın telafisi yoluna gitmişti. Mescid-i Nebevi’yi idrarıyla kirleten bir bedeviye saldırmak isteyen ashabına engel olmuştu.
İnsanların anlayabileceği seviyede konuşur, konuşurken en uzakta olanın duyabileceği ve en yakında olanın rahatsız olmayacağı bir ses tonuyla konuşur, sözlerini lüzumsuz yere uzatmaz, ne az ne de çok konuşurdu. Konuşurken acele etmez, karşısında bulunanın, sözü en güzel şekilde anlamasını temin ederdi.
Eleştirirken muhatabın ismini söylemez, “İnsanlara ne oluyor da şöyle şöyle yapmaktalar?” gibi sözlerle yapılan davranışı doğru bulmadığını ifade ederdi. Müslüman kardeşlerinin şahsını kötülemez; şayet karşısındaki münafık ise, insanların onu tanıması için de bazı arkadaşlarıyla sır paylaşma yoluna giderdi.
Öğretirken bazen çizer ve anlattıklarının daha kalıcı olmasını sağlardı. Ayrıca yazdırma metodunu kullanarak bilginin muhafaza edilmesini isterdi.
Konuşurken beden dilini kullanır, eliyle işaretler yapar, anlattıklarının zihinlerde iyi yer etmesini hedeflerdi. Bazen iki şeyden bahsedeceği zaman işaret parmağıyla orta parmağını kullanır, bir delik işareti yapmak gerektiğinde başparmağını ve işaret parmağını kullanarak bunu gösterme yoluna giderdi. Bazen sağlamlık ve kenetlenmeyi göstermek için iki elini birbirine geçirirdi. Bir defasında bir sahabiye nasıl abdest alacağını bizzat göstererek öğretmişti.
Resûlullah (sav)’in ortaya koyduğu metot temelde “Müjdeleyin nefret ettirmeyin, kolaylaştırın, zorlaştırmayın” ilkesine dayanmaktaydı. Özellikle ibadet noktasında buna dikkat edilmesini hararetle istemişti. Yeri geldiğinde ashabını uyarmıştı.
Bugün modern sistemlerin örnek almaları gereken bir eğitimci varsa, o da Resûlullah (sav)’dir. O, önünde duran muhataplarına her şeyden önce şefkat ve merhametle yaklaşmış, onların sevgilerini kazanmış ve ardından da istediği eğitimi verme yoluna gitmişti.
Bugün insanlığın ulaştığı, kişisel gelişim uzmanlarının yüzyıllarca üzerinde çalışıp elde ettikleri esaslar, Muhammed (sav) tarafından çok önceden ortaya konmuş ve ilk Müslümanlar bunları bizzat ondan öğrenerek yaşamışlar ve daha sonraki nesiller de bunları kaydetme yoluna gitmişlerdi. Bu yönüyle Resûlullah (sav) insan eğitiminde hangi kural ve esasların, hangi şekil ve tarzlarda verileceğini, ilahi vahyin eşliğinde bütün insanlığa miras bırakmıştır. İnsanlık âleminin bu mirastan doyasıya istifade etmesi için eğitimde örnek şahsiyet olarak Muhammed (sav)’i göstermeleri, kitaplarının ön sözlerine onun ismiyle başlamaları kaçınılmaz olmuştur. Çünkü bütün üstün sıfatlarının yanı sıra, aynı zamanda hem komutanları, hem kendisinden sonra ona halef olacak olan devlet başkanlarını, hem çocukları, kem köleleri hem de kadın ve kızları eğitmiş “eğitimci bir peygamber” olarak da tarihe geçmiştir. Ona salât ve selam olsun!

Yazar
1972 Şanlıurfa doğumlu, imam-hatip mezunu, lisans, yüksek lisans ve doktorayı Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesinde tamamladı. 2012 yılında doçent oldu. Suriye, Irak, Pakistan, Suud,Ürdün, Özbekistan, Bosna-Hersek ve Amerika’da araştırmalar yaptı. İslam halklarının kaynaşması adına Uluslararası sempozyumlar düzenledi. Savaş öncesinde Suriye sınır bölgesinde yaşayan kardeş halkların kaynaşması için bir grup arkadaşıyla beraber Dicle Kalkınma Ajansı destekli Sosyo-Kültürel sahada bir yıllık bir proje yaptı, fakat projenin uygulamasına bir ay kala Suriye savaşının patlak vermesi üzerine hedefini gerçekleştiremedi. Dicle Kalkınma Ajansında kalkınma kurulu üyesi olarak çalıştı. İslam halklarının manaya ve kardeşliğe daveti ve bu söylemde buluşması için Davet ve kardeşlik Vakfı mütevelli heyetinde yer aldı, temsilciliğini yaptı. İnsanımızın kültür seviyesinin yükselmesi ve okuması için bir grup arkadaşıyla beraber İstanbul’da Oku-Der’i (Okuma Alışkanlığını Kazandırma Derneği) kurdu. Beş yıl başkanlığını yaptı. Memurların hak-hukuk ve insani taleplerini savunma adına Hakkari Eğitim-Bir-Sen’i kurdu. Bir yıl başkanlığını yaptı. Ümraniye Eğitim-Bir-Sen şubesinde beş yıl sekreter olarak çalıştı. MEB bünyesinde 14 yıl öğretmenlik yaptı. Kürtçe’nin serbestiyet kazanmasıyla Kürtçe ezgi-ilahi-dua ve şiirlerden oluşan beş albüm yaptı. Arapça-Türkçe-Kürtçe ve İngilizce konuşur. Mardin Artuklu Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
×
1972 Şanlıurfa doğumlu, imam-hatip mezunu, lisans, yüksek lisans ve doktorayı Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesinde tamamladı. 2012 yılında doçent oldu. Suriye, Irak, Pakistan, Suud,Ürdün, Özbekistan, Bosna-Hersek ve Amerika’da araştırmalar yaptı. İslam halklarının kaynaşması adına Uluslararası sempozyumlar düzenledi. Savaş öncesinde Suriye sınır bölgesinde yaşayan kardeş halkların kaynaşması için bir grup arkadaşıyla beraber Dicle Kalkınma Ajansı destekli Sosyo-Kültürel sahada bir yıllık bir proje yaptı, fakat projenin uygulamasına bir ay kala Suriye savaşının patlak vermesi üzerine hedefini gerçekleştiremedi. Dicle Kalkınma Ajansında kalkınma kurulu üyesi olarak çalıştı. İslam halklarının manaya ve kardeşliğe daveti ve bu söylemde buluşması için Davet ve kardeşlik Vakfı mütevelli heyetinde yer aldı, temsilciliğini yaptı. İnsanımızın kültür seviyesinin yükselmesi ve okuması için bir grup arkadaşıyla beraber İstanbul’da Oku-Der’i (Okuma Alışkanlığını Kazandırma Derneği) kurdu. Beş yıl başkanlığını yaptı. Memurların hak-hukuk ve insani taleplerini savunma adına Hakkari Eğitim-Bir-Sen’i kurdu. Bir yıl başkanlığını yaptı. Ümraniye Eğitim-Bir-Sen şubesinde beş yıl sekreter olarak çalıştı. MEB bünyesinde 14 yıl öğretmenlik yaptı. Kürtçe’nin serbestiyet kazanmasıyla Kürtçe ezgi-ilahi-dua ve şiirlerden oluşan beş albüm yaptı. Arapça-Türkçe-Kürtçe ve İngilizce konuşur. Mardin Artuklu Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
Önceki İçerikDin Eğitimi Üzerine!
Sonraki İçerikTarihten Günümüze Medreselerin Gerileme Süreci, Nedenleri ve Çözüm Önerileri