Allah uğruna ölmekten daha şerefli bir ölüm var mıdır? İslâm uğrunda ölmekten daha güzel ne olabilir ki? Nice yiğitler hak-hakikat uğruna şehit oldular. Madem ölüm bir hakikat, onu neden şehadetle taçlandırmayalım?

Âdem’in oğlu Habil’le başladı bu kutlu yolculuk. Dünya döndükçe de devam edecektir. Allah şehitleri övmüştür. Onları güzel bir rızıkla rızıklandırdığını haber vermiştir. Onlar için Adn, Firdevs ve Me’vâ cennetleri hazırlamıştır. Bir sabah namazı vaktinde israiloğulları kırk bir peygamberi şehit etti. Onlar Rablerine şehadetle kavuştular. Öyle bir örneklik ki, üzerlerinde iki büyük hasletle Rablerine kavuştular. Bunlar, peygamberlik ve şehitlik hasletleriydi. Her ikisi de iki büyük nimetti. Allah onları bu ümmete örnek olarak gösterdi.

Resûlullah’ın (sav) yanı başında şehit düşenler de vardı. Bir aile şehit düşüyordu. Bu Yâsir ailesi idi. Bir anne, bir baba şehit düşüyordu. Bunlar Sümeyye ile Yâsir’di. Onlar İslâm’ın bütün nesilleri için örnek aile olarak kalacaklardı. Şehadet denince bu aile akla gelecekti. Onlar çekinmediler, hak sözü söylemekten kaçmadılar. Bunu kanlarıyla tasdik ettiler.

Savaş meydanlarında nice şehitler şehadete koştu. Musab b. Umeyr kıyamete kadar İslâm’ın bütün gençlerine örnek oldu. Şehadete Resûlullah’ın (sav) yanı başında koştu. Bir delikanlıydı. Allah ve Resulünü çok seven bir gençti. Bu uğurda hayatını vermekten kaçınmadı.

Resûlullah’ın amcası şehadete koşuyordu. Yiğitçe ve korkmadan… Hamza şehadetiyle bir destan yazmıştı. İslâm söz konusu olunca şehadete nasıl gidileceğini, aslanlar misali nasıl savaşılacağını, şehadet meydanlarını kanıyla nasıl sulayacağını en güzel şekilde göstermişti.

Üç şehadet adayı şehadete yürüdü. Şehadet işaretini Resûlullah vermişti. Ey Zeyd b. Hârise, şayet şehit olursan komutan Cafer’dir. Ey Cafer, sen şehit olursan komutan Abdullah b. Revâha’dır. Allah her üçüne de şehadeti yazdı. Mute’de destan yazdılar ve cennetlerde onlar için döşenmiş tahtlarına misafir oldular.

Bu kervan durur muydu? Ebetteki durmazdı. Dünya döndükçe daha nice şehadet adayları zulme karşı kıyamla şehadete yürüyecekti. Hasan el-Bennâ şehadete yürüyecekti ve öğretecekti tüm ümmete şehadetin ölümlerin en güzeli olduğunu… Şöyle diyecekti: “Allah yolunda ölmek en büyük arzumuzdur.” Durur muydu bu mukaddes yolculuk. Seyyid Kutup bu yolu tanıtırken “Yazdıklarını kanlarıyla tasdik edenlerden” olacaktı.

Ahmet Yasinler bir sabah namazı çıkışında şehadete yürüyecekti. Felçli bir beden, fakat büyük bir iman. Tekerlekli sandalyede bir beden, fakat ruhu semaların en yücesinde dolaşan bir şahsiyet. Sığmadı bu bedene bu ruh ve bir sabah namazı çıkışında Rabbine şehadetle kavuştu. Onun yolu ne güzel bir yoldu. el-Aksa Mescidi’nin yanı başında izzet ve şerefle müdafaasını yaparken şehadetle Rabbine yürüdü. Kimseden korkmadı ve çekinmedi. Bir sabah namazı sonrası ona en büyük müjde verildi. O da şehadet müjdesiydi. Hastalığın, felçli olmanın şehadete engel olamayacağını nasıl da göstermişti. Bir aslan misali yürüdü şehadete. Rabbin güzel cennetine.

Gazze sularında şafak sökerken on şehit yürüdü şehadete. Ali Haydar Bengiler, İbrahim Bilgenler, Cevdet Kılıçlar, Çetin Topçuoğlular, Necdet Yıldırımlar, Muhammed Furkan Doğanlar, Fahri Yıldızlar, Cengiz Songürler, Cengiz Akyüzler, Süleyman Uğur Söylemezler, kardeşçe ve beraberce el ele şehadet dediler Gazze sularında… Rabbin cennetine beraberce koştular.

Şunu haykırdı on şehit: “Ne demek zulmetmek ey kan emiciler. Ben kardeşlerimle beraber yola çıktım İstanbul’dan. Ben varsam sen zulmedemezsin.”

Ey Ali Haydar, nasıl da savaştın döne döne, ellerinde son model silahlarla seni öldürmek isteyenlere imanınla nasıl da karşı koydun. Ellerinde bir şey yoktu senin. Bir bedenin bir de imanın vardı. Sen şehitsin, şu ümmete şehadetinle örneksin. Diyarbakırlı gençlerin şehadet yolundaki öğretmenisin. Ey Muhammed Furkan, Türkiyeli gençler sana imrenmekte. Her birimiz bir Muhammed Furkan’ız demekte. Seni çok özlediklerini söylemekteler.

İlk şehidin yolundan gittiler tüm şehitler. Habil’e kavuştu Zekeriya ve Yahyalar, kırk bir peygamber Zekeriya ve Yahya’ya kavuştu. Sümeyye ve Yâsirler peygamberlerle buluştu cennetlerde. Musaplar ve Hamzalar cennetlerde onlarla buluştu. Üç şehit komutan önceki şehit kardeşleriyle buluştular. Şeyh Ahmet Yâsinler cennetlerde önceki şehit kardeşlerine kavuştular. Ali Haydarlar, Muhammed Furkanlar Musablarla buluştular. Yürüdüler cennetlerde kol kola. Şehadet köşklerinde muhabbet ile selamlaştılar.

Bu kutlu yolda daha nice şehitler kavuşacak kendi kardeşlerine. Onlar geriden gelen kardeşlerini bekleyecekler cennetlerde. Allah’ın kendilerine ne güzel rızıklar hazırladığını haber vermekteler. Düşünce toprağa kanlarının ilk damlası, Rabbin cennetteki mekânlarını kendilerine gösterdiğini haber vermekteler. Kokularının misk kokusu, tenlerinin kan renginde olduğunu haber vermekteler.

Ya Rab, bizi de önden giden kardeşlerimize şehadetle kavuştur. Buluştur bizi güzel rızıklar içinde barındırdığın kardeşlerimize… Biz onların yolunu seviyoruz ve mahrum etme bizi en şerefli ölümden.

Yazar
1972 Şanlıurfa doğumlu, imam-hatip mezunu, lisans, yüksek lisans ve doktorayı Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesinde tamamladı. 2012 yılında doçent oldu. Suriye, Irak, Pakistan, Suud,Ürdün, Özbekistan, Bosna-Hersek ve Amerika’da araştırmalar yaptı. İslam halklarının kaynaşması adına Uluslararası sempozyumlar düzenledi. Savaş öncesinde Suriye sınır bölgesinde yaşayan kardeş halkların kaynaşması için bir grup arkadaşıyla beraber Dicle Kalkınma Ajansı destekli Sosyo-Kültürel sahada bir yıllık bir proje yaptı, fakat projenin uygulamasına bir ay kala Suriye savaşının patlak vermesi üzerine hedefini gerçekleştiremedi. Dicle Kalkınma Ajansında kalkınma kurulu üyesi olarak çalıştı. İslam halklarının manaya ve kardeşliğe daveti ve bu söylemde buluşması için Davet ve kardeşlik Vakfı mütevelli heyetinde yer aldı, temsilciliğini yaptı. İnsanımızın kültür seviyesinin yükselmesi ve okuması için bir grup arkadaşıyla beraber İstanbul’da Oku-Der’i (Okuma Alışkanlığını Kazandırma Derneği) kurdu. Beş yıl başkanlığını yaptı. Memurların hak-hukuk ve insani taleplerini savunma adına Hakkari Eğitim-Bir-Sen’i kurdu. Bir yıl başkanlığını yaptı. Ümraniye Eğitim-Bir-Sen şubesinde beş yıl sekreter olarak çalıştı. MEB bünyesinde 14 yıl öğretmenlik yaptı. Kürtçe’nin serbestiyet kazanmasıyla Kürtçe ezgi-ilahi-dua ve şiirlerden oluşan beş albüm yaptı. Arapça-Türkçe-Kürtçe ve İngilizce konuşur. Mardin Artuklu Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
×
1972 Şanlıurfa doğumlu, imam-hatip mezunu, lisans, yüksek lisans ve doktorayı Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesinde tamamladı. 2012 yılında doçent oldu. Suriye, Irak, Pakistan, Suud,Ürdün, Özbekistan, Bosna-Hersek ve Amerika’da araştırmalar yaptı. İslam halklarının kaynaşması adına Uluslararası sempozyumlar düzenledi. Savaş öncesinde Suriye sınır bölgesinde yaşayan kardeş halkların kaynaşması için bir grup arkadaşıyla beraber Dicle Kalkınma Ajansı destekli Sosyo-Kültürel sahada bir yıllık bir proje yaptı, fakat projenin uygulamasına bir ay kala Suriye savaşının patlak vermesi üzerine hedefini gerçekleştiremedi. Dicle Kalkınma Ajansında kalkınma kurulu üyesi olarak çalıştı. İslam halklarının manaya ve kardeşliğe daveti ve bu söylemde buluşması için Davet ve kardeşlik Vakfı mütevelli heyetinde yer aldı, temsilciliğini yaptı. İnsanımızın kültür seviyesinin yükselmesi ve okuması için bir grup arkadaşıyla beraber İstanbul’da Oku-Der’i (Okuma Alışkanlığını Kazandırma Derneği) kurdu. Beş yıl başkanlığını yaptı. Memurların hak-hukuk ve insani taleplerini savunma adına Hakkari Eğitim-Bir-Sen’i kurdu. Bir yıl başkanlığını yaptı. Ümraniye Eğitim-Bir-Sen şubesinde beş yıl sekreter olarak çalıştı. MEB bünyesinde 14 yıl öğretmenlik yaptı. Kürtçe’nin serbestiyet kazanmasıyla Kürtçe ezgi-ilahi-dua ve şiirlerden oluşan beş albüm yaptı. Arapça-Türkçe-Kürtçe ve İngilizce konuşur. Mardin Artuklu Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.