“And olsun ki, Resullullah (s.a.s) sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzab, 21)
“(Habibim) Deki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah’ta sizi sevsin ve suçlarınızı örtsün. Çünkü Allah çok yargılayıcı, çok esirgeyicidir.” (Al-i İmran, 31)
Bu ve benzeri ayetler bizlere gösteriyor ki ebedi kurtuluşumuz ancak Allah Resulünü kendimize örnek almakta ve aynı zamanda bu örnekliği de hayatımıza aktararak yaşamaktadır. Ama bu öyle bir örneklik ki, hayatımızın bir bölümün de değil, bir kısmıyla değil her zaman da ve mekânda, nefsimize hoşta gelse, zorda gelse buluğ çağından itibaren ölünceye kadar bu örnekliği hayatımız da yaşamakla mümkündür.
Bizler biliyoruz ki, tek kurtuluş yolu budur. Bu öyle bir yoldur ki hayatımıza bir güneş gibi doğan Allah Resulünün ısısı ile ısınıp, ışığı ile aydınlanmak, ancak hayatımızı tümüyle Ona tabi kılmakla mümkün olacaktır. Efendimiz bizlere yalnızca imanı anlatmakla kalmayıp bu imanın gereğini yerine tam manasıyla nasıl getirileceğini de bizzat kendisi yaşayarak anlatmıştır. Bizlere yalnızca namazı, orucu, haccı veya sofra adabını, büyüklere saygıyı, küçüklere merhameti anlatmakla kalmayıp, fert olarak, toplum olarak, devlet olarak imanın gereği nasıl yerine getirilir, nasıl yaşanır, nasıl yaşatılır tüm bunları sözlü ve fiili olarak bizlere göstermiştir.
İşte bu imani sorumluluğumuz içerisinde bir çoğumuzun gözden kaçırdığı veya eksik anladığı ama imani sorumluluğumuz içerisinde bizleri ebedi hayatta yalnızca kurtuluşa götürmeyip makamların da en güzeline kavuşturacak olan cihadı maalesef gereği gibi anlayamıyoruz ve bundan dolayı da gereğini hakkıyla yerine getiremiyoruz.
Cihad deyince hemen aklımıza ilk gelen şey savaş meydanları oluyor. Tabi ki cihadın zirvesi savaş meydanlarında mal ve can ile yapılan ibadet ve ölümlerin en güzeli şehadettir. Ama biz cihadı yalnızca bu manasıyla anlarsak belki de hayatımızda hiç cihad etmeden bu hayata gözlerimizi yumarız. Ama cihadın genel manasını anlayıp hadislere baktığımız zaman Allah Resulünün hayatında cihadsız geçen zamanın çok az olduğunu anlar ve bizler için örnek olan Efendimizin yaşadığı gibi bir hayatı yaşayabiliriz.
Cihadı genel manasıyla ele aldığımız zaman sözlükte güç ve takat anlamında bütün gayreti harcamak demektir.
Istılahta ise; Kafirlerle savaşmak uğrunda ve onlara karşı savunmak için can, mal ve dil ile bütün güç ve takati ortaya koymaktır.
Resulullah (s.a.s) efendimiz bizlere cihadın genel manasını ifade ederek buyurur ki; “Mallarınız, canlarınız ve dilleriniz ile müşriklere karşı cihad edin.” (Ebu Davud)
Bu manada alimlerimiz de cihadı şöyle tarif ederler. “ Cihadın en aşağı derecesi münkerlere karşı kalbi nefret, en yüksek derecesi de Allah yolunda savaşmaktır. Bu iki mertebenin arasında kişinin dil, kalp ve fiille cihad etmesi ve zalim hükümdarın huzurunda hakkı söylemesi vb. şeyler yer alır.” Bu konuda Üstad Said Havva da cihadı 5 kısma ayırır. 1.Dil, 2.Mal, 3.Can (Fiille), 4.Eğitim, 5. Siyasi.” bazıları buna bir tane daha ekler ki o da medyadır.Tüm bu tariflerden sonra Efendimiz’in (s.a.s) “ Bir kişi Allah’tan şehadeti tüm kalbiyle temenni ederse, yatağında ölse dahi Allah onu şehidler menziline ulaştırır.” (Müslim) sözünün ne manaya geldiğini daha iyi anlıyoruz.
Ama bu temenninin de sadece dil ile tekrar etmekle olmayacağını kalbin, sadık bir azmin ve fırsatları kollamanın dil ile söyleneni tasdik etmesi gerektiğini, savaş meydanlarına çıkmadan önce yeri ve zamanına göre İla-i Kelimetullah yücelsin diye çaba ve gayret sarf etmek gerektiğini, cihad etmeden (özellikle söz, kalem ve eğitim ile) İslam davetini ihya etmenin mümkün olmadığını ve şehadete erişilemeyeceğini anlamamız gerekir.
Cihad sonucunda şehadete ermenin yalnızca savaş meydanlarında olmadığını veya yalnızca erkekler için olmadığını yine bizlere Allah Resulü haber veriyor. Bedir savaşı öncesi hazırlıklar yapılırken bu sefere iştirak etmek isteyen Ümmü Varaka’ya Allah Resulü izin vermezken ona “ Ey Ümmü Varaka! Var git evine otur. Allah sana şehadeti evinde nasip edecektir.” der ve ona Şehidetu’l Hay (yaşayan şehid) diyerek şehid olacağının müjdesini verir. Ve Ümmü Varaka yıllar sonra Rasulullah’ın haber verdiği gibi evinde ve yatağında köleleri tarafından boğularak şehid edilir. Bunu duyan Hz. Ömer (r.a) “ Sadakte Ya Rasulullah. Vallahi Ümmü Varaka’ya şehadet evinde ulaştı. ” der.
Peki nedir Ümmü Varaka’yı savaş meydanlarında değil de evinde şehidliğe götüren şey, Ümmü Varaka, Rasullullah (s.a.s) Medine’ye hicret ettiğinde ilk biat edenlerdendir ve bu biatin gereğini yerine getirenlerdendir, Suffa mektebinin gözde talebelerinden, Resulullah’a sorduğu sorular ile de bir çok hükmün beyanına sebep olan mücahide kadındır. Ve bu çaba ve gayreti de şehadet ile sonuçlanmıştır.
Allah’ın dinini öğrenme ve öğretme adına tembellik göstermemiştir, üzerine aldığı sorumluluğun önemini ve mükâfatını gereği gibi anladığı için bu uğurda hiçbir fedakârlıktan kaçınmamıştır. Büyük sorumluluğumuz olan Müslüman fert ve Müslüman toplumun oluşması için gösterilecek çaba ve gayretlerin kadın-erkek tüm insanları kapsadığının farkındadır.
Çünkü Kur’an-ı Kerim de emir ve yasaklar (bazı sorumluluklar farklı da olsa) herkesi kapsamaktadır. Yüce Rabbimiz “Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O sizi (bunun için) seçmiştir.” (Hac, 78) buyururken kadın-erkek ayrımı yapmamıştır. Efendimiz (s.a.s) “Allah yolunda savaşmak için harcanan bir gün dünya ve dünya üzerindeki her şeyden daha hayırlıdır.” (Buhari) derken fiili cihad dahi olsa şartlar oluştuğu zaman herkesin bu görevi yerine getirmesini ifade etmiştir.
Üstad Hasan el-Benna da; “Rahat işlerle uğraşmak sizi aldatmasın. Cihad gayret ister. Nafile ibadetler, zikirler rahat yapılan işlerdir.” ve “ Cihadın manası; cehd ve gayretten gelmektedir. Gayret ise, zorluk ve meşakkat demektir. Onun için cihad anında dinlenmek diye bir şey yoktur. Cihaddaki dinlenme, ancak tüm savaş şartları ortadan kalktıktan sonra olabilir.” diyerek sorumluluğumuzun Allah’ın dininin yeryüzünde hakim oluncaya kadar devam edeceğini bizlere haber vermiştir. Ama bizler cihad kelimesinden hep fiili cihadı anladığımız için İla-i Kelimetullah için gösterdiğimiz çaba ve gayretleri, dillerimizle, ellerimizle, mallarımızla yaptığımız amelleri, davet görevini, ilim öğrenmeyi cihad olarak görmediğimiz için zamanla yaptığımız bu amellerde tembellik göstere biliyor bazen de terk edebiliyoruz. Halbuki bu amellerimizi cihad olarak değerlendirip verilen müjdelerle sevinsek yapacağımız çalışmalarımız daha da artacak ve belki de fiili cihada ön hazırlık olacaktır.
Resulullah (s.a.s) buyurur ki; “Yüce Allah, kendi yolunda cihad edenler için cennette 100 derece hazırlamıştır. Bu derecelerin ikisinin arasındaki mesafe gökle yer arasındaki mesafe kadardır.” (Buhari)
Bu ve benzeri müjdeler yalnızca fiili cihad edenler için verilmemiştir. Her kişi göstermiş olduğu çaba ve gayreti miktarı ecir alacaktır. Çünkü bu dinin karakteri davet ve harekettir, fiili cihad ve şehadet ise bu işin zirvesidir. Zirveye ulaşabilmek için önce bu yola girip çaba ve gayret göstermek, hiçbir zorluk ve meşakkate aldırmadan bu yolda devam etmek gerekir ki ebedi kurtuluşa erebilelim.
“Fakat Peygamber ve onunla beraber inananlar mallarıyla, canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır ve onlar asıl kurtuluşa erenlerdir.” (Tevbe, 88) Kurtuluşa erenlerden olabilme duasıyla…

Önceki İçerikMüslüman Kardeşlerin Beşinci Genel Mürşidi Mustafa Meşhur
Sonraki İçerikDuygusal Şiddet