Doğumu ve Ailesi
Mustafa Meşhur 15 Eylül 1921’de Mısır’ın eş-Şarkiye vilayetine bağlı küçük bir kent olan Sa’diye’de doğdu. Babası, çokça Kur’an okuyan, Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirmede hassas davranan muttaki bir Müslümandı. Helal kazançtır diye ziraatla meşgul olurdu. Dinine bağlı, İslami bir hayat yaşamaya çalışan bir ailesi vardı. Ailesi köken itibari ile araptı, köyde tanınan, bilinen güvenilir kimselerdendi. Köy halkı Meşhur ailesinin teklif ve talimatlarına göre hareket eder, onların teklifleri kentteki, köydeki hayatı büyük ölçüde etkilerdi. Bir bakıma Mustafa Meşhur ‘un babası, köylülerin her konuda kendisine danıştığı bir Müslümandı.

Eğitimi Mısır’da dini İlk ve ortaöğretimin temelini teşkil eden, Osmanlı eğitim sisteminden kalma Küttab adı verilen okullar yaygındı. Mustafa Meşhur Kahire’ye Lise tahsilini okumaya gitmeden önce ilköğretim eğitimini burada aldı. Bu sırada Kur’an-ı Kerim’in yarısından fazlasını küçük yaşta ezberledi. Lise tahsilinden sonra 1.Fuad Üniversitesi Fen bilimleri Fakültesi Matematik bölümüne kaydoldu. Üstad Mustafa Meşhur 1942 yılında buradan bilim derecesi ödülüne layık görülen başarılı bir lisans diploması ile mezun oldu. Mezuniyetinden hemen sonra meteoroloji kurumunda hava tahmincisi olarak işe tayin edildi.

Üstad Mustafa Meşhur’un Müslüman Kardeşler ile tanışması ve İmam el-Benna’ya biatı
Mustafa Meşhur çocukluğunu dindar bir ailede ve çevrede geçirmişti. Namazlarını sürekli olarak camide kılar, buradaki derslere, vaazlara katılır, Allah’ın kitabı ile çok fazla meşgul olur, Kur’an-ı Kerim’i dinlemeyi sever ve çokça dua ederdi.
1936’da mahalle mescidinde; Kalbi mescide bağlı, çokça Kur’an-ı Kerim okuyan bir genç olarak tanınmıştı. Burada kendisinden iki yaş büyük bir grup genç ile tanıştı. Bu gençler Müslüman Kardeşler cemaatindendi. Bu grup onu cemaate ve İmam Hasan el-Benna’nın bir sohbetine davet ettiler.

Mustafa Meşhur ilk kez İmam el-Benna’yı bu sohbette gördü, onu dinledi ve ondan etkilendi. O anları kendisi şöyle anlatmaktadır: “İmam el-Benna ağzından ilim, hikmet çıkan, dilinden bilgelik akan, şiir okur gibi konuşan bir özelliğe sahipti. Bende onu şaşkınlıkla dinledim ve ondan çok etkilendim.” dedi. Konferansın sonunda İmam el-Benna’nın kendisine gösterdiği ilgi ve alakadan sonra ona biat ederek cemaatin bir üyesi oldu. İmam Hasan el Benna’nın hayatta olduğu dönemlerde kendisiyle birlikte uzun süreler boyunca davet çalışmalarına katıldı, yakın talebelerinden biri oldu ve onun nefesi ve terbiyesiyle yetişti. Üstad Mustafa Meşhur bundan sonra her türlü zorlukta ve kolaylıkta cemaate tam itaat etti. Davayı bedeni ve ruhu ile yaşadı. Sevincini ve hüznünü bu dava oluşturuyordu. Artık bütün hayatını bu davaya adadı ve okulda Allah’a davet eden çalışmalarına başladı. Okulda gençlerin bütün dikkatlerini üzerine çeken bir hareketlilik ve canlılık kitlesi oluşturdu. Gençlerin birçoğu onu dinledi, davetine uydu ve onun yolunu takip ettiler. Bu davet çalışmasında gösterdiği samimiyeti, fedakârlığı ve sır saklayabilme özelliği onu Müslüman Kardeşler içerisinde daha fazla hayırlar elde etmek adına önemli görevlere getirdi.

Üstad Mustafa Meşhur’un Zindan Hayatı
Üstad Mustafa Meşhur ilk kez 1948 yılında tutuklandı. 1948 yılında Filistin’de savaşan Müslüman Kardeşlerin mücahitleri ve Arap Birliği orduları Filistin’de işgalci İngilizlere ve Yahudi çetelerine karşı savaşmaya devam ediyordu. Böylece önceden kurulacak işgalci İsrail devletini iki yıl geciktirmiş ve İngilizleri oradan çıkarmışlardı. Ancak buna rağmen 14 Mayıs 1948’de İngilizler, Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde İsrail devletini ilan etti. Bu yüzden Filistin’de savaş kızışmış, Mücahitler Yahudilere göz açtırmıyordu. Buna karşılık İngiltere, Amerika ve BM, Arap Birliği ordularını durdurmak için onların devletlerine baskılar yapıyordu. Bu baskılar neticesinde Arap Birliği Yahudilere karşı savaşı durdurma kararı aldı. Ancak bu ordulara bağlı bir birlik durumunda olan Müslüman Kardeşler mücahitleri bu karara uymayarak cihada devam edince; Yine İngiltere, Fransa, Amerika başta olmak üzere BM üye ülkeleri Mısır’a baskı yaparak Müslüman Kardeşleri yasa dışı örgüt ilan etmesini ve İmam Hasan el-Benna’yı ortadan kaldırmasını kararlaştırdı. Bu sebeple 1948 yılında Mısır genelinde on yedi bin Müslüman Kardeşler üyesi tutuklandı. Üstad Mustafa Meşhur’da bu tutuklananlar arasında idi. 1948’de üyelikten dolayı üç yıl hapiste kaldıktan sonra 1951’de mahkemenin beraat kararı vermesi üzerine serbest bırakıldı.

23 Haziran 1952’de Albay Cemal Abdünnasır Mısır’da darbe yaparak, krallığa son verdi ve Cumhuriyet sistemine geçildi. Kendisi de Mısır’ın Başbakanı oldu. Nasır’ın başbakanlıktan sonra ilk fitnesi, kendi yaptığı darbeden önce 26 Ocak’ta çıkan Mısır polisi, halk ve İngiliz askerleri çatışması olaylarını Müslüman Kardeşler’in üzerine atmaya çalışması idi. Nasır’ın entrikaları bunlarla sınırlı kalmadı. 1954’te Mısır genelinde düzenlediği tren seyahatleri ile her kentin istasyonunda halk ile buluşma mitingleri tertiplemeye başladı. Manşiyye kentine geldiğinde konuşma yaptığı sırada birinin 7 el ateş açmasına rağmen hiçbir isabet almadan, sadece konuşma kürsüsünden eğilip kalkarak bu olayı atlattı. Aslında kendi kendine organize ettiği bu olayda kendini milletin gözünde bir kahraman gibi göstermeye çalıştı. Ve daha oradan ayrılmadan Manşiye’de olan bu suikastı Müslüman Kardeşler’in planladığını ilan etti. Manşiyye olayları üzerine Müslüman Kardeşlerin liderleri ve üyeleri yine tutuklanmaya başlandı. Üstad Mustafa Meşhur’da bu sırada Kahire’de bulunmasına rağmen bu olayda yer aldığı suçlamasıyla ikinci kez tutuklandı. Askeri hapisaneye götürülerek burada en ağır işkencelere maruz kaldı. Bu işkenceler sırasında Üstad Mustafa Meşhur’dan La ilahe İllallah- tevhit sözünden başka bir şey duyamadılar. Onu bu şekilde devrim mahkemesine çıkardılar.

Üstad Mustafa Meşhur’a mahkeme cemaate üyelik suçlamalarında bulunduğunda bu suçlamaların hiçbirini reddetmedi ve mahkemeden sırf bu yüzden kendisi için bir talepte bulunmayacağını da söyledi. Ancak kendisine bir suikast eyleminin içerisinde olduğu iddia edildiğinde bunu kabul etmedi. İlginç olan şey ise mahkeme başkanı, Kahire temyiz mahkemesi müsteşarı Ahmet Kemal Bek’in verilen kararla ilgili şunları söylemesi idi; “Mahkeme hali hazırda Müslüman Kardeşlerin ortaya çıkışını bir uyanış hareketi ve gençlerin hızla katıldığı büyük bir topluluk olarak değerlendirmektedir. Müslüman Kardeşler belirli prensipler dâhilinde bu topluluktakilerin ruhlarını arındırmayı, kalpleri ürperen, güçlü, sporcu kültüre sahip yeni bir nesil yetiştirmeyi amaçlamıştır. Bununla beraber anavatanını seven, Allah yolunda mal ve can ile fedakârlık yapmayı seven ve bu grubun kurucularının, öncülerinin gençlerine İslam dini çerçevesinde ve Kur’an’a uygun hareket ederek, tüm zaman ve mekânlarda uygun bulduğu ruhlarda yitirilmiş duyguları ortaya çıkardığı için onları zayıflatmak ve cezaya uğratmak gereklidir. Ancak bu ceza bu gençlerin din kurallarına bağlılığını ve öğretilerini takip edip etmediklerini, kökenlerine, ibadetine ve maneviyatına veya dünyadaki hükümlerine bağlılıklarının olup olmadığını da ortaya çıkaracaktır. Müslüman Kardeşler bu milletin yeniden milliyetçiliğe, ulusçuluğa yöneliminin engeli olduğundan dolayı da kesinlikle ceza almaları gereklidir.” diyerek cezalar yağdırdı. Oysa bunları söylerken o dönem yaklaşık 75 yıldır Mısır’da bulunan İngiliz işgalini görmezden geldi. Devrim mahkemesi hâkimi ve 27 üyesi, Üstad Meşhur’a 3 dakika süren bu mahkemede ağır işlerde çalıştırılmak üzere 10 yıl hapis cezası verdi. Ama bu olayda görüldü ki mahkeme başkanı bile Müslüman Kardeşlerden etkilenmişti.

Üstad Meşhur Mahkemeden sonra burada Liman Tura Cezaevine nakledildi. Daha sonra yaz ve kış aylarında ağır işlerde çalıştırılmak üzere Vaha Açık Hava Hapisanesine götürüldü. Aynı cezaevine birçok Müslüman Kardeşin yanı sıra ileride cemaatin üçüncü mürşidi olacak Ömer Tilmisani ve dördüncü mürşidi olacak M.Hamit Ebun-Nasır’da götürüldü. Üstad Mustafa Meşhur on yılı tamamlayınca Kasım 1964’te cezaevinden çıktı.

Ne var ki birkaç ay sonra 5 Ağustos 1965’te Cemal Abdunnasır, Seyyid Kutub önderliğinde bir grubun kendisine suikast hazırladığı gerekçesi ile ülke çapında Müslüman Kardeşlere yönelik yeni tutuklamalar başlattı. Başta Seyyid Kutup, Abdülfettah İsmail, Zeynep Gazali olmak üzere birçok önde gelen kişilerle birlikte Üstad Meşhur yine tutuklandı.

Bu üçüncü tutuklamada Cemal Abdünnasır, Seyyid Kutub, Abdülfettah İsmail, Yusuf Havaş gibi birçok kardeşi idam ederken Üstad Meşhur’u herhangi bir yasal cezaya çarptırmaksızın kendi ölümüne kadar zindanda tuttu. 1971’de Enver Sedat’ın siyasi tutuklular için genel af çıkarmasına kadar da zindanda kaldı. Böylece 50 yaşına gelmiş olan Üstad Mustafa Meşhur o zamana kadarki ömrünün yirmi üç yılını yani yarıya yakın bir kısmını, gençlik yıllarının tamamını zindanda geçirmiş oldu. Üstad Meşhur bu dönemde daha pek çok Müslüman Kardeşler liderleri ve üyeleri gibi zindanları kendilerine mekan edindi, çile ve işkenceleri yoldaş olarak kabullendi. Zindanda hem İslami bilgisini ve ilmini geliştirdi hem de Kur’an’ı Kerim hıfzını tamamlayarak hafız oldu.

Müslüman Kardeşlerde Aldığı Görevleri ve Hicreti
İkinci Mürşit Hasan el-Hudeybi’nin 8 Kasım 1973 yılında vefatından sonra Ömer et-Tilmisani genel mürşit seçildi. Üstad Mustafa Meşhur daha önce İkinci Mürşit Hasan el-Hudeybi’nin yönetiminde görev aldığı gibi zindandan çıktıktan sonra da Üstad Tilmisani’nin yönetiminde yer aldı. Cemaatin yeniden toparlanması için, canlılığı için ve örgütlenmeyi sağlamak için çalışmalarda bulunmak üzere görev aldı. Cemaatin kalbi ve fikri yönde eğitimini tamamlaması için faaliyetlerde bulunarak üçüncü mürşit Üstad Ömer Tilmisani’nin en büyük destekçilerinden biri oldu. Müslüman Kardeşlerin yeniden tanzimini ve prensiplerini sağlamlaştırdı. Allah’ın nizamını hem fert, hem toplum hayatına, hem de devlet nizamına hakim kılmak için mücadele vermeye devam etti. İşte bu toparlanma döneminde 1981’e kadar Mısır’da aktif ve etkili bir faaliyet yürüttü. Ancak bu seferde Mısır ordusunda görevli bulunan büyük mücahitlerden Yüzbaşı Halit İslambuli tarafından 1981’de devlet başkanı Enver Sedat’ın öldürülmesi olayı bütün İslami çalışmaları ve Müslüman Kardeşleri zora soktu.

1981’de Enver Sedat’ın yerine geçen Hüsnü Mübarek bu olay üzerine Müslüman Kardeşler cemaatine karşı adeta bir savaş başlattı. Olayın Müslüman Kardeşler cemaati ile herhangi bir ilgisi olmamasına ve Şehit Halit İslambuli’nin cemaatle hiçbir ilgisinin olmamasına rağmen cemaatin ileri gelenlerinden birçok kişiyi zindana attı. Bunun üzerine Üstad Meşhur Rehberlik ve İrşad Konseyi üyeleri ile bu durumu analiz etti. Bütün kardeşlere şu mesaj gönderildi: “Bizim Sedat’ın öldürülmesinde herhangi bir rolümüz yok. Bizler davetçiyiz. Davetimizde güç ve şiddet kullanmıyoruz. Bizler insanları İslam’a ve hayra davet ederiz. Sabredin, bütün tutuklamalara ve işkencelere rağmen rejim ile hiçbir şekilde çatışmaya girmeyin. Mısır rejimi Sedat’ın kanından masum olduğumuzu bilecek ve kardeşlerimizi cezaevinden çıkaracaktır inşallah.” Bu görüşler ile Üstad Meşhur cemaati sakinleştirdi ve herhangi bir provokasyona mahal vermeden kardeşleri aydınlattı. Cemaat, Üstad Meşhur’un da tutuklanacağını anlayınca onun için hicret etmesini kararlaştırıldı.

Üstad Meşhur 1981’de ülkesini terk ederek Kuveyt’e hicret etti. Bir yıl sonra oradan da Almanya’ya geçti. Burada beş yıl ikamet ederek cemaatin Uluslararası organizasyonlarını ve teşkilatlanmasını sağlamlaştırdı. Sürekli bir hareket oluşturdu. Cemaatin Avrupa teşkilatının hem teorik hem de pratik yönden şekillendirilmesinde aktif olarak rol aldı.

Üstad Mustafa Meşhur’un Mürşitlik Dönemi
22 Mayıs 1986’da Üstad Tilmisani’nin vefatından sonra Üstad Mustafa Meşhur Mısır’a döndü. Onun vefatından sonra cemaatin genel mürşitliğine Muhammed Hamid Ebu’n-Nasır seçildi. Üstad Mustafa Meşhur da onun yardımcılığına seçildi. 1996’da Üstad Ebun-Nasır’ın cezaevinde gördüğü işkenceler ve çektiği cefalar ağır hastalıklara yakalanmasına sebep oldu. Son dönemlerde yatağa düşmüş ve cemaatin işlerinin aksamaması için Naib’i Üstad Mustafa Meşhur’a yetki verdi. Cemaati fiilen Mustafa Meşhur ve Me’mun el-Hudeybi yönetiyordu. M.Hamid Ebu Nasr’ın uzun süren hastalık dönemi boyunca Cemaat ilk defa bu dönemde resmi ve fiili liderlik mefhumuyla tanıştı. 20 Ocak 1996’da M.Hamid Ebu Nasır vefat etti. Henüz defnedilirken Me’mun el-Hudeybi, mezarlıkta Üstad Mustafa Meşhur’a biat ederek, onu Müslüman Kardeşler genel mürşidi ilan etti. Kardeşler arasında bu biata mezarlık biatı da deniyor. Bunun üzerine kardeşler Üstad Mustafa Meşhur’u Şubat 1996 yılında genel mürşitliğe seçti.

Üstad Meşhur genel mürşit seçilene kadar, cemaatin İmam el-Benna’nın şehadetinden sonraki bütün yönetimlerinde görev almıştı. Bu yüzden zaten yaptığı icraatler ile genel mürşitlerin taşıdığı kadar sorumlulukları taşıyordu. Özellikle Cemaatin Mısır dışındaki teşkilatlanmasında önemli görevler üstlendi ve Mısır’ın yanı sıra İslam âleminin problemlerini çözme girişimlerinde bulundu. Afganistan’da cihad eden mücahit gruplar arasında arabuluculuk yaparak, cihad eden gençlerin ve bütün Afgan halkının arasına davanın tohumları ekildi, davayı taşıma sorumluluğu teşvik edildi. Hindistan ile Pakistan arasında Keşmir meselesinde arabuluculuk yaptı. Üstad Mustafa Meşhur, Müslüman Kardeşlerin her mürşidinin yaptığı gibi Filistin davasını merkeze alarak çalışmalarını yaptı. Başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin olması için var gücü ve kuvveti ile çalıştı. İslami direniş hareketlerinin yanı sıra Filistin Kurtuluş Örgütünün kurucusu ve Filistin hükümetinin lideri Yaser Arafat ile yakın ilişki ve yardımlaşma içerisinde oldu. Üstad Meşhur, İslam âlemi içerisinde Türkiye’yi de yakından takip ediyordu. Yine her Müslüman Kardeşler lideri gibi Türkiye’nin bir gün İslam’ın merkezi olacağını dile getiriyordu. Bu yüzden Türkiye’de farklı etnik İslami yapının yanı sıra Milli Görüş’ün kurucu lideri olan merhum Başbakan Necmettin Erbakan Hoca ile de görüşüyordu. Kuveyt’te bulunduğu sırada oranın İslami hareketlerini, çalışmalarını düzene soktu. Almanya’da bulunduğu süre içerisinde de Avrupa’da Müslüman Kardeşler teşkilatının devamlılığını ve kalıcılığını sağladı.Üstad Meşhur’un Mürşitlik döneminde Mısır’ın içerisinde yürüttüğü çok bereketli çalışmalar oldu. 1997 yılında Müslüman Kardeşler parlamento seçimlerinde İşçi Partisi ve Liberal Parti ile ittifaka giderek Mısır’ın en güçlü muhalif gücü haline dönüştü. Müslüman Kardeşlerin bu gücü 2000 yılındaki seçimlerde mecliste 17 sandalye kazanmasını sağladı. Müslüman Kardeşler bu dönemde birçok sendika seçimlerini kazandı. Üstad Meşhur’un bu dönemi akılcılık ile karakterize edildiğinde Müslüman Kardeşlerin devletle en az karşı karşıya geldiği dönem oldu. Çünkü siyaset sahnesinde mücadeleyi çetin bir noktaya taşıyarak kardeşleri boşluğa düşmekten ve hamasi duygulara kapılmaktan korumuştu. Kapsamlı bir çatışmaya çekilmek istenilen durumları da fark ederek planları boşa düşürmüştü.

Ancak Üstad Meşhur, siyasi tecrübelerin yanında kendi nefsi ve kardeşlerinin nefislerini Allah’a has kılarak kontrol altında tutmayı bildi. Bütün kardeşleri cemaatin, davanın ilkeleri altında tutmayı başardı. Müslüman Kardeşlerin mücadelesini, davasını daha güçlü bir şekilde elleriyle, dilleriyle ve kalemleriyle yapmalarını yeniden kavrattı. Üstad Meşhur dava, davet ve eğitim ile meşgul olduğu kadar siyaset ile meşgul olmadı. Fakat daveti ve eğitimi onu siyasi faaliyetlerden de uzaklaştırmadı. Tüm bu alanların hepsinde makaleler ve kitaplar yazarak ‘Davet Fıkhı Külliyatını’ İslam toplumuna, ümmete kazandırdı. Bu tecrübeleri cemaatin dışına taşarak meydanlara ve dünyanın dört bir yanına ulaşarak herkese yayıldı. Üstad Mustafa Meşhur, bu manada üniversite öğrencileri ile özel olarak ilgilenerek onları eğitti. Onların nefislerine imanı, fedakârlığı aşılayarak, her birini uygun olduğu işe yönlendirmek ve geleceğin liderliğini taşıyacak kişileri yetiştirmeye çalışıyordu. Cemaat içerisinde siyasi çalışmaların davet ve terbiyenin önüne geçeceğini düşünse de, siyaseti devlet yönetimi için bir gerçeklik görüp, Allah’ın dini ile onu yönetmek gerektiğine de inandı. Müslüman Kardeşler defalarca imha edilmek istense de olağanüstü kararlılık ile zor koşullarda tüm düşmanlarını geride bırakarak Mısır’ın ilk gerçek siyasi hareketi oldu. Gerçek şu ki; Üstad Mustafa Meşhur, Müslüman Kardeşlerin İman, fikir, ruh, dava, eğitim, terbiye, hareket ve siyaset okulunun bir tamamlayıcısı oldu.

Üstad Meşhur kendi döneminde cemaatte yeni bir teşkilat düzeni uygulamaya başladı. Bu teşkilat düzenine göre, genel mürşidin cemaatin kendi teşkilat düzenine göre seçilecek temsilciler tarafından belirlenmesi gerekiyordu. Aynı zamanda genel mürşidin bir kerede altı yıllık süre için seçilmesi gerekiyordu. Bu sürenin bitiminde onun görevine devam edebilmesi için yeniden en fazla altı yıllık bir süre için seçilebiliyordu.

İşte bu teşkilat düzenine göre onun süresi Şubat 2002’de dolmuştu. Fakat cemaatin temsilcileri onu ikinci bir altı yıl için yeniden seçtiler. Ne var ki ömrü 29 Ekim 2002 tarihinde yani ikinci kez genel mürşitliğe seçilmesinden sekiz ay sonra sona erdi.

Üstad Mustafa Meşhur’un vefatı
Üstad Meşhur, yürüttüğü mücadelede oldukça büyük çileler çekmesine rağmen asla taviz vermeden, üzerindeki baskıların kalkması için zalimlerin önünde asla boyun eğmeden, karşılaştığı zindan, işkence, zulüm ve hicret dolu hayattan asla yılmadan davasına bulunduğu her yerde ve koşulda hizmet etti. Ancak çektikleri bedenini yıprattı, yaşlandırdı ve hasta düşürdü.

29 Ekim 2002’de Kahire’de kızının evinde bulunduğu bir sırada, atardamarlarının tıkanması nedeniyle felç geçirdi. Felç haliyle 17 gün komada kaldıktan sonra 14 Kasım 2002 Perşembe günü 81 yaşında vefat etti. 15 Kasım 2002 cuma namazının akabinde Rabiat-ul Adeviyye Mescidinde kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi. Üstad Meşhur’un naaşı Nasır şehrindeki kabristanda, daha önceki cemaatin iki lideri Ömer Tilmisani ve M.Hamid Ebu en-Nasr’ın yanına defnedildi. Üstadın cenazesine 50 binden fazla kişi, İslam âleminin tanınmış birçok siması, alimleri, Mısır Milletvekilleri, parti başkanları, üniversite hocaları ve bilim adamları katıldı. İslam âleminde Türkiye, Filistin, Lübnan, Yemen ve Sudan başta olmak üzere pek çok ülke temsilcileri ve Müslüman cemaatleri taziye mesajı yayınladı.

Dünya çapında Müslüman gençliğin yetişmesinde katkısı olan dava ve hareket adamı Üstad Mustafa Meşhur’a Allah rahmet eylesin. İslam’a hizmet yolunda kaleme aldığı değerli eserlerinden Allah bütün davetçilere istifade etmeyi nasip eylesin.

Önceki İçerikTasavvuf Şeriatsız Olmaz-Hayreddin Karaman
Sonraki İçerikCihadı Anlamalıyız