Sürekli Batıyı üstün, Kadim Doğu İslam medeniyetini aciz gösteren kitaplar, aciz nesil yetiştirir. Yıllarca öz benliğinden uzaklaştığımız Kadim Doğu İslam Medeniyeti aciz, kötü ve olumsuz gösterildi. Batı ise özenilen üstün medeniyet olarak lanse edildi. Böylece nesil Batı’ya özenerek öz benliğinden koparıldı. Neticede ne Batılı olunabildi ne de kendi kültürüne sahip şahsiyet bina edilebildi. Batı gerek ders kitaplarında gerekse sınıf ortamında her ne kadar ırkçı yaklaşım olsa da özgürlükçü olarak genç nesillerin beyinlerine kazındı. Doğu ise sürekli despot, ihanet eden bir yaklaşımla genç nesillere sunuldu. Kitaplarda geçen “Araplar bizi 1. Dünya Savaşı’nda arkamızdan vurdu” tarzı cümleler Müslümanı Müslüman’dan soğutmak için gayet iş gördü. Batı ise müttefikimiz olarak sunuldu. Bu bağlamda Avusturya, Almanya neslimizin dostu; Müslüman Araplar ise düşmanı oldu.

Hedef mefkureye dönüşmeyince ruhsuz ve manasız kalıyor

Bir hayali olmayan insanın gayret etmesi düşünülemez. Hayaller hedeflere, hedefler ise başarıya ilerler. Hedef ise yetenek düzeyinde yapılacak çalışmalarla belirlenir. Hedefi olmayan insanın başarılı olması düşünülemez. Fakat hedeflere ruh katan ise mefkuredir. Hedefler mefkureye dönüşünce ruh kazanır ve mefkûresi olan insan yerinde duramaz, sürekli çalışır. Çalışan insan ise başarıya ulaşır. İşte bugünkü eğitim sistemi mefkureden uzak, sadece hedeflere yönelik kazanımlar oluşturmaya çalışmaktadır. Nitekim bu da yarım kalmaktadır ve başarısızlığa, hezimete uğramaktadır.

İlim (malumat) var, irfan ve hikmet yok

Şahsiyeti bina etmenin yolu ilim, irfan ve hikmet üçlüsünden geçer. İlim yani bilgi; malumat anlamında en düşük seviyede olup, irfan ve hikmetsiz pek bir anlam kazanmamaktadır. İlim, bilmek ile ilgili olup akla yöneliktir. İrfan, bulmak olup kalbe yöneliktir. Hikmet ise olmak olup ruha yöneliktir. Akıl, kalp ve ruh üçlüsü ise insanı insan yapan en önemli unsurlardır. Bugün eğitim sistemindeki en temel problemlerden biri de pozitivist/materyalist çerçevede bilgiye yönelip irfan ve hikmeti kazandırmamasıdır. Sadece bilmek insanı bazen en canavar varlık haline getirebilmektedir. Nitekim insanları öldüren, bombaları üretenler de bilen insanlardı. İrfan ve hikmetleri olmayınca vicdansızca davranıp ilmi yani bilgiyi insana zarar vermek için ürettiler ve nihayetinde insanlara bilgileri ile zarar verdiler.

İrfan ve hikmetin olmadığı Batı eğitim sisteminde ilim çok önemli düzeyde gelişmişken irfan ve hikmetin yoksunluğundan dolayı aile sistemi darmadağın, sosyal yaşam problemli, tacizler, tecavüzler, haksızlıklar, adaletsizlikler, hırsızlıklar, arsızlıklar had safhada seyretmektedir. İşgal ve zulüm toplumu olmuştur Batı.

Eğitim sistemi; ilim, irfan ve hikmeti birlikte kazandırdığı sürece bir nesil yetiştirebilecektir.

Öğretmen yetiştirme ders içerikleri güncel değil

100 yıl önceki pedagojik formasyon ile eğitim veriliyor. Oysa çoğu bilgi günümüzde yetersizdir. Her dönemin mevcut bilim ve teknoloji düzeyine göre pedagoji, psikoloji, sosyoloji ve patoloji alanlarında gelişmeler olur ve kuramlar oluşur. Piaget, Freud, Erikson gibi pedagoji üzerine çalışanların o gün ve yaşadıkları bölgeler için bilgiler geçerli olabilir; fakat günümüzde bilim ve teknoloji gelişti. Birçok yeni bilgi elde edildi. Buna rağmen öğretmenlere güncel içerik pek verilmiyor.  Öğretmenlerin de maalesef birçoğu kendisini pedagojik anlamda yenilemiyor. Bu nedenle eski bilgi ile günümüz neslini yetiştirmek mümkün gözükmemektedir. Gerek üniversite kazanımları ve gerekse bu anlamda ders içerikleri pedagojik format olarak yeniden ele alınmalıdır.

Sınav sistemi beyni aptallaştırıyor

Sınav sistemi muhakeme yeteneğini bitiriyor

İnsan hayatında mantık ve muhakemenin önemli bir yeri vardır. Nitekim toplumsal bunalımların temel sebeplerinden biri muhakeme seviyesinin düşük olmasıdır. Çoktan seçmeli sınavlar nesli bir nevi aptallaştırıyor. Konu üzerinde pek fikir yürütmeyi sağlayamıyor. Dünya bundan kaçınırken Türkiye maalesef ısrarla bunu devam ettiriyor. Açık uçlu ve yoruma dayalı soruları cevaplamak ise fikir, yorum ve muhakeme geliştirir. Gençleri öyle bir hale getirdiler ki ismini sorsanız sizden şık sunmanızı bekler seviyesinde muhakemeden uzaklaştılar.

Eğitim ihtiyaç hissettirmediği için motive etmiyor

Talebe motive olmadan asla ve asla başarılı olamaz. İhtiyaç hissetmediğiniz bir konuda niçin çalışırsınız ki? Bir misal: 11 yıl boyunca lise son sınıfa kadar İngilizce dersi gören bir çocuk ihtiyaç hissetmediğinden düşük düzeyde dahi İngilizce öğrenemiyor. Fakat pedagojik anlamda dil öğrenmenin daha zor olduğu yüksek lisans ve doktora programlarında ihtiyaç hissettiğinden, yaklaşık 1 yılda ileri düzeyde İngilizce öğreniyor. İhtiyaç hissetmediği bir konuda hiçbir insan çalışmak istemez. Dolayısıyla eğitim ihtiyaç hissettirerek hedefe ulaşmaya çalışmalıdır.

İdeolojik Dayatmalar Kaldırılmalı

Dayatılan bazı ideolojiler talebelere ideolojik bazı dönemleri kazandırıyor. Misal olarak İnkılap Tarihi dersi ayrıntılı bir şekilde ve abartarak kitaplarda işlenirken, İslam Tarihi dönemi birçok olay anlatılmamakla beraber ele alınış tarzı da ruhsuz bir şekildedir. Mana değil şekil açısından anlatılıyor.

Eğitim sistemimiz model oluşturmuyor

Öğretmen muallim değil, öğretim maarif değil, okul ise medrese değildir. Yani içi boşaltılmış, ruhu alınmış, bedensel bir yapı vardır. Bu şekilde ne öğretmen model olabilmekte ne eğitim model yetiştirebilmekte ne de okul bir yaşam tarzı ve ortamı oluşturabilmektedir.

Meslek liselerinin içi boşaltıldı oysa kalkınma hamlesinin yegâne yoludur

Meslek liselerinde ilk sene teori dersleri verilmekle birlikte geri kalan 3 yıl boyunca talebeler mutlaka yaparak- yaşayarak alan ile alakalı iş ortamlarında yetişmelidir. Sınavları, derslerle edindikleri iş tecrübesi ve uzmanlığı ile ilgili olmalıdır. Mesleki eğitim ortaokulda, meslek liseleri bünyesinde açılmalı ve çıraklık tarzında başlamalıdır.

Nitekim meslek liseleri bir nevi çıraklık görevi gördüğünden fıtrat pedagojisine aykırı bir şekilde düzenlenmiştir. Pedagojik anlamda ilkokul yaşı temel ahlak ve karakterin yanında okuma yazma, temel matematik ve temel doğa bilimleri verilecek yaştır. Ortaokul yaşı ise tam anlamıyla çocuğun mesleki anlamda kolay yetiştirilebilecek yaştır. Lise yaşı kalfalık yaşıdır, yani orta okulda öğrendiği temel bilgileri uygulamaya koyacağı yaştır. Üniversite yaşı ise ustalık yani uzmanlık yaşıdır. Şimdi bu pedagoji çerçevesinden baktığımızda günümüzde ortaokul yani çıraklık yaşı olmasına rağmen çıraklık lisede ve teorik ağırlıklı dersler ve sınavlar şeklinde verilmekle birlikte, çok az bir staj ortamı ile talebeler yetiştirilmeye çalışılmaktadır. Oysa lise yaşında bir çocuğu eğip bükmeniz yani meslek öğretmeniz artık zor hale gelmiştir. Çünkü mesleki açıdan kritik dönem geride kalmıştır. Bu yüzdendir ki meslek okulları yani liseleri sürekli kan kaybetmekte ve birçoğu kapanma aşamasına gelmiştir. 28 Şubat iki ayaklı bir darbedir. Bu darbelerden biri manevi kalkınma hamlesi olan İmam Hatip liselerine bir diğeri ise maddi kalkınma hamlesi olan Meslek Liselerine vurulmuştur. Yıllarca bu iki okul türü itibarsızlaştırılmış ve talebeler hem iş bulma, bir işte uzmanlaşma konusunda hem de manevi değerlerinden koparılmıştır.

Ders saatleri ve içeriği eğitim fıtratına aykırıdır

Günde yedi veya sekiz saat ders gören bir çocuğun başarılı olması beklenemez. Çocuk 7-8 saat boyunca ders görüyor, hatta bazen üç- dört saat de kurs görüyor. Sosyal faaliyet ve sosyal alandan kopmuş olması hasebiyle bedensel/biyolojik ve psikolojik anlamda hasar görüyor.

Şahsiyet inşa etmiyor bireysellik/egoizm ön plana çıkarılıyor

Eğitimin temel amacı şahsiyeti inşa etmek olmalıdır. Şahsiyet ise bedensel, fiziksel, sosyal, psikolojik anlamda bütünlüğü ifade eder. Bünyesinde maneviyatı ve değerleri, aynı zamanda his ve duyguyu da barındırmaktadır. Oysa günümüz eğitim sistemi şahsiyet yerine “Ben’i” yerleştirir. Hız, haz yaşamın temel anlamı haline getirilir. Ego ile bencillik aşılanır. Şahsiyeti bina etmeyen bir sistem medeniyeti bina edemez.

Din ve fen ilimleri birbirinden kopukmuş anlayışı aşılıyor

Kitaplarda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi dışında Allah ve yaratılış konularına pek girilmemektedir.  Bilim ise ideolojiye kurban edilerek ilimden kopuk bir şekilde pozitivist anlayışla sunulmaktadır. Oysaki din ayet-i kerime, bilim ve fen ise ayet-i tekviniyedir. Özünde din ve bilim birbirinden asla ayrılamaz. Ders kitaplarında temel dini değerler göz önüne alınarak yeniden dizayn edilmelidir.

Psikoloji ve davranışa etki eden dil bizi temsil etmiyor

Materyalist/pozitivist bir dil kullanılıp milli ve manevi değerlerimizden uzak manalarla talebeler öz benliğinden, değerlerinden ve inançlarından koparılıyor.

Bilim, materyalizme hapsedilip Allah’ı inkâr için kullanılıyor

Doğada kendiliğinden var olmak gibi kavramlar ile bir nevi şirk anlayışı bilim diye sunuluyor. Yani ele alınan konular, ele alınış biçimi ve kullanılan kavramlar Allah’tan kopuk, değerlerden uzaktır. Yıllarca yaratandan bağımsız bir şekilde kâinat olaylarının kendiliğinden, kendi düzeni içerisinde varlığını sürdürdüğü üzerine yazılan ders kitapları ve anlatan öğretmenlerden dolayı öğrenciler pedagojik anlamda sosyal hayatta maneviyattan uzak bir yaşamla kendini baş başa bulabilmektedirler.

İstidat ve kabiliyetten uzak bir eğitim sistemimiz var.

İlkokulda temel beceriler alındıktan sonra ortaokulda talebelerin yönelimleri mesleki açıdan irdelenmeli, gerekli testler, gözlemler ve ortamlar sunulduktan sonra her talebe kendi yeteneğine göre yönlendirilmelidir. Ortaokul ve lise boyunca bu alanda yetişeceğinden, mezun olduğunda kendi alanında bilgi sahibi ve tecrübe sahibi olarak sosyal hayata girecek ve böylece alanında uzman bir şahsiyet olarak hem kendine hem ülkesine faydalı bir çalışan olacaktır. Oysa bölüm tercihi bile lisede yapılmaktadır. Yanlış tercihler, üniversiteyi bitirdikten sonra talebeler milyonluk işsizler ordusuna dahil olmasına neden olmaktadır.

Tek Tip İnsan Yetiştirmek İnsanın Fıtratına Aykırı, Medeniyete Zarardır.

Eğitim sistemimiz, her öğrenciye aynı eğitimi sunmakla hem yetenekleri çürütmekte hem toplumun çeşitli kademelerinde sorumluluk yükleyecek farklı tipteki insanların yetişmelerine engel olmaktadır. Her çocuğun etki alanı incelenmeli ve ileride sorumluluk alacak şekilde farklılıkları göz önünde bulundurularak yetiştirilmelidir. Sınıf ortamında bütün çocukları aynı kefeye koyarak, aynı eğitimi vermek hem pedagojiye hem fıtrata aykırıdır. Başarısız çocuk ile başarılı çocuğa aynı sınıfta ders vermek, başarılı çocuğun bastırılmasına ve susturulmasına, başarısız çocuğun ise yeteneğinden daha fazla beklentiye girip çalıştırmaya çalışmak bir süre sonra onun da pes etmesine sebep olacaktır. Dolayısıyla yetenek ve başarısına göre sınıflar düzenlenmelidir. Hatta öğrenme stillerine göre sınıf düzenlendiği takdirde başarısız olacak pek çocuk kalmayacaktır.