Farklı dil ve renklerden, farklı ülke ve milletlerden müteşekkil dünya Müslümanların buluşma adresidir hac. Allah aşkı, peygamber aşkı ile yanan gönüllerin, İslâm’ın en gözde, en faziletli mekânında bir araya geldiği, yeryüzünün en büyük insani ve içtimaı organizasyonudur. Bu organizasyonda İslâm’ın tüm değer ve güzellikleri bir aradadır. Orada aşk, muhabbet, zikir, ibadet, ahlak, diyalog, kardeşlik… Ve daha neler yok ki!

Haccın muhtevası oldukça geniştir. Hac, menzile varılan bir yolculuk, kutsal mekânları ziyaret etme ve dine ait bazı usulleri yerine getirmekten öte manalar içerir. Bu ibadette İslâm’ın iman, ibadet, ahlak, adalet gibi meziyetleri bir aradadır.

Hac, ilahi bir çağrıdır

“İnsanlara hac ibadetini duyur gerek yaya olarak gerekse yorgun argın develer üzerinde uzak yollardan gelerek sana ulaşsınlar. Böylece kendileri için faydalı olan şeyleri açık seçik görsünler.” (Hac, 27-28)

Allah kelamı aracılığıyla insanları İslâm’ın nurunun doğduğu, Peygamber’inin zuhur ettiği, yeryüzünün ilk mabedi, Müslümanların ilk kıblesinin bulunduğu şehre ve civarındaki mukaddes ve mübarek yerleri ziyaret etmesi için davet eder. Bu davet gücü yeten, sağlık ve servet yönünden haccetme imkânına sahip olan her Müslümana yöneliktir.

İslâm’a hizmet edenlerin hatıralarının bulunduğu bu mekânda Allah’a ibadet etmenin, Allah’ın beytinde, Peygamber şehrinde İslâm’ın rükunlarını eda etmenin duygusu, muhabbeti, lezzeti bambaşkadır.

Hac, ruhun ve bedenin yönelişidir

Sözlükte “kastetmek, yönelmek” anlamına gelen hac, bilinçli, istekli, niyetli bir yürüyüş ve yöneliştir. Hac bir yolculuktur. Beden, ruh ve onlara ait her zerre bu yolculuğun içindedir. Bir yerden bir yere doğru uzanan bu yolculuk gerçekte bedenin, ruhun ve onlara ait her zerrenin temsilen hakka yürüyüşüdür. Hakk’ın çağrısına uymak, O’nun rızasını elde etmek için kulluğun gereği olarak O’na doğru yol almak hem de bu uğurda bedenini, zamanını, malını ortaya koyarak… Allah’ın emrine uyan Peygamberler gibi, O’nun rızasını arayan diğer Müslümanlar gibi imanla, teslimiyetle, ilahi rıza ümidiyle…

Hac, tevhidî bir eylemdir

Hac farizasının eda edildiği mekânlar Hz. İbrahim ve ailesinin, Hz. Muhammed (sav) ve Aziz ashabının tevhidi eylemleri ile doludur. Müslümanlar aynı inanç üzerinde birleşen insanlardır. Bu mekânlara gelen Müslümanlar onların aziz hatıralarını bizzat yaşayarak tecrübe ederler. İbrahim’i oraya getiren ne ise, Hacer’i orada tutan ne ise seni de oraya getiren ve orada tutan şey aynıdır. İbrahim’in duasıyla duan, Hacer’in sa’yı ile sa’yın, Hz. Muhammed (sav) ile ihramın, telbiyen, Kâbe’yi tavafın, Arafat’ta vakfeye duruşun, Müzdelife’ye gelişin, şeytan taşlaman, ihrama giriş ve ihramdan çıkışın hep aynıdır. Her yıl yüzbinlerce Müslüman, Peygamberinin izlerini takip ederek bu eylemi yeniden ifa ve eda etmiş olurlar.

Hac, anlamlı birlikteliktir

Müslümanların birliğinin, kuvvetinin, kardeşliğinin vücut bulmuş halidir. Yeryüzünün farklı mekânlarından, farklı ırklarından, farklı renk ve dillerinden gelen insanların buluştuğu bu organizasyonda niyet bir, gaye bir, ameller de birdir. Yüz binlerce Müslüman bir arada, Rabbe aynı anda, aynı söz ve hareketlerle ibadet eder. Namaz, tavaf, sa’y, telbiye, ihram, vakfe, bayram bir arada yapılır. Allah’ın inananlardan istediği İslâm kardeşliği, ümmetin birlikteliği fiilen yerine getirilmiş olur. Bu Müslümanın gücüne güç katarken, düşmanın çekincelerini artıran bir görüntüdür.

Peygamberimiz (sav) ashabıyla birlikte hicretin yedinci yılı umre yaparken, müşrikler Müslümanların Medine’de ağır şartlar içinde yaşadıklarını, uğradıkları yaygın sıtma hastalığı sebebiyle zayıf düştüklerini konuşup dedikodu ederler. Bu sebeple Hz. Peygamber, tavafının ilk üç dönüşünde sağ omuzu açık (ıztıba) bir şekilde güç gösterisi yaparcasına hızlı ve çalımlı bir yürüyüş (remel) yapar. Hz. Muhammed (sav), Bugün putperestlere kendisini kuvvetli gösteren kişiye Allah rahmet etsin” şeklinde dua eder.

Dünümüzde ya da bugünümüzde İslâm dünyası ve Müslümanlar üzerinde bu kadar bela ve musibet yaşanırken Allah Resulü’nün bu sünnetini uygulamak İslâm’ın gücünü, Müslümanların birlikteliğini ispat etmek açısından oldukça mühimdir.

Hacda Âdem’in Tüm Çocukları Eşittir

Hac, farklılıkların eridiği bir atmosferdir. İnsanı birbirinden farklı kılan ne varsa bunların her biri hacda sıfırlanmaktadır. Güçlü, zengin, zayıf, fakir ayrımı yoktur, dil, ırk, renk ayrımı yoktur, sınıf-statü hesabı yoktur. Herkes eşittir, adalet ve hukuk herkes içindir. İnsanlar güçleriyle, makamlarıyla, mevkileriyle birbirleriyle yarışmak ya da birbirlerini ezmek için değil, Allah’a kulluk etmek için oradadırlar.

Hacda insanlığın onuruna yakışan manzaralar sergilenir. İnsanlık şeref ve onurunun tende, ırkta, millette, mezhepte, meşrepte olmadığı pratiği ile ispat edilmiş olur. Bu, kâğıtlar üzerindeki sözleşmeleri, dillerde eğilip bükülen eşitlik söylemlerini ezip geçen bir örnektir. Asyalı, Avrupalı, Amerikalı, Arap, Türk, Kürt, siyah, beyaz, kadın, erkek, yaşlı, genç herkes âdemoğlu olması sebebiyle eşittir.

Hacda nefsi terbiye etme ve ahlakı güzelleştirmek

Hacılar niyet ve telbiye ile ihrama girerken Allah ve Peygamberin yasak ettiği söz, fiil ve davranışlardan uzak dururlar, zikir, dua, tevbe ve tefekkür ile kendilerini meşgul ederler. Nefsin ve şeytanın günah telkinlerine, kötülüğe, bozguncu davranışlara set çekerler, bir canlıya, bir nebata dahi el sürmezler. İhram müddeti içinde yapılan bu davranışlar Müslümanlara güzel ahlak kazandıran, pratiği ile bir arada yapılan bir terbiye yöntemidir.

Hac mahşere hazırlanmaktır

Hac zor bir ibadettir. Haccın kurallarını ihlal eden bir kişi bu işin cezasını öder. Bu kadar emek verilen bir amelin boşa çıkması insan için istenir bir durum değildir. Bu sebeple haccın kurallarına uyma noktasında kişi daha dikkatli davranır, yaptığının farkında olur, neyin ibadetini bozacağını bilir, hata yaptıysa bedelini öder. Böylece kendini hesaba çekmiş, ölümü hatırlatan beyaz elbiselerinin içinde mahşeri bir günün hazırlık provasını da yapmış olur.

Hac, Hz. Peygambere (sav) kavuşmaktır

Hac ibadetinin ardından Medine-i Münevvere ziyaret edilir. Medine’ye uğramak haccın bir gereği değildir. Ancak Allah Resulü yakınındadır. Oraya gitmemek Müslüman için manevi bir kayıptır. Efendimiz (sav) “Beni vefatımdan sonra ziyaret eden kimse, sanki beni hayatımda ziyaret etmiş gibidir.” 1 buyurmaktadır.

Muhammed İkbâl, bir gün Medine’den dönen hacıları ziyaret ederek onlara şu soruyu sorar: “Medine-i Münevvere’yi ziyaret ettiniz! Uhrevi Medine çarşısından gönlünüzü ne gibi hediyelerle doldurdunuz? Getirdiğiniz maddi hediyeler, takkeler, tesbihler, seccadeler bir müddet sonra eskiyecek, solacak ve bitecek. Solmayan, gönüllere hayat veren Medine’nin ruhani hediyelerini getirdiniz mi? Hediyeleriniz içinde Hz. Ebubekir’in sıdkı ve teslimiyeti, Hz. Ömer’in adaleti, Hz. Osman’ın hayâsı ve cömertliği, Hz. Ali’nin heyecan ve cihadı var mı? Bugün bin bir ıstırap içinde kıvranan İslâm dünyasına gönlünüzden bir Asr-ı Saadet heyecanı verebilecek misiniz?”

Haccın Mükâfatı

Hac, Yüce Allah nezdinde en faziletli amellerdendir, mükâfatı büyüktür.

“Kötü söz söylemeden ve büyük günah işlemeden hacceden kimse, annesinden doğduğu gündeki gibi günahsız olarak (evine) döner.” 2

“Haccediniz, çünkü hac suyun kiri yıkadığı gibi günahları yıkar.” 3

Allah azze ve celle yapılan her amele karşılık verendir. Güzel amele güzel karşılık verir. Mükâfat ve cezayı hak eden insanın kendisidir. İşlenen amellerde kişinin hatası, kusuru, günahı olabilir. Allah katında telafisi olmayan hiçbir günah yoktur. Allah affedendir, günahları bağışlayandır. Hac bu açıdan kişinin günahlarını temizleyen, hikmetlerle dolu bir ibadettir.

Kaynakça

1) Beyhakî, Şu’abü’l-îmân, III, 488. 2) Buhârî, Hac, 4, Muhsar, 10. 3) et-Tergîb ve’t-terhîb.