Siyasette, ekonomide, kültürde, medya ve iletişimde, kamusal ve toplumsal hayatın düzenlemesinde kısacası sosyal hayatın tüm alanlarında tüm gayretleriyle mücadele eden ve kuruluşundan bu yana ilkelerinden taviz vermeyen İhvan-ı Müslimin hareketinin siyasete bakış açısına kısaca değinmeye çalışacağız.
İhvan-ı Müslimin, 1928’de Hasan el-Benna ve altı dava arkadaşı tarafından kurulan bir harekettir. Hilafetin ilga edilmesiyle bir yetimlik evresine giren ve emperyalist-sömürgeci güçlerin saldırılarına maruz kalan ümmetin, yeniden dirilmesi ve mücadele etmesi gerekiyordu. Ümmetin bu durumunu analiz eden ve ümmetin hastalıklarını iyi teşhis eden 23 yaşındaki Hasan el- Benna ve arkadaşları bu sorunlara çareler getirmek, Müslümanlar arasındaki ihtilafları da göz önünde bulundurarak kendilerine Müslüman Kardeşler hareketini kurarlar. Bu hareketin kuruluş yılı; ümmetin zayıfladığının, gerilediğinin ve parçalandığının göstergesi olan, iç ve dış mihrakların el birliğiyle hilafetin kaldırılması sürecinden hemen sonrasına denk gelmesi elbette tesadüf değildir. İhvan hareketinin kurulmasının en temel amaçlarından bir tanesi de ilga edilen halifelik makamının yeniden diriltilmesini amaçlamaktadır. İhvan-ı Müslimin, ümmetin yeniden dini, askeri, siyasi, ilmi, iktisadi, kültürel ve sosyal alanlarda hak ettiği zirveye ulaşabilmesi için kurulan bir harekettir.
Hilafet makamı; kamusal ve toplumsal hayatı düzenleyen evrensel bir nizam olan İslam mensuplarının, yani ümmetin başıdır. Günümüzde bu görevleri siyasi iktidar yerine getirdiğine göre; Hasan el-Benna (rh.a)’nın bu makamı geri getirmek ve canlandırmakla hedeflediği daha önemli bir şey olmalıydı. Onun hedeflediği, İslami bir yönetim, İslami bir iktidar anlayışıydı. Siyaseti İslam’ın önemli bir parçası olarak gören ve siyasetsiz bir İslam’ın eksik kalacağını belirten
İmam el-Benna, “…İktidar olmak İslam’ın bir gereğidir, hürriyet ise onun farzlarından biridir” diyerek İhvan-ı Müslimin hareketinin aynı zamanda bir siyasal hareket olduğunu da belirtiyordu.
İmam Hasan el-Benna (rh.a),dinde siyasetin, siyasette de dinin olamayacağını söyleyen laiklik kurbanı dindarların(!) aksine, “Sağ elimizde Kur’an,sol elimizde sünnet ve bu ümmetin ilk kuşağı olan selef-i salihin’in uygulamasını rehber edinerek size sesleniyor ve sizi İslam’a, onun öğretilerine, hükümlerine ve doğru yoluna çağırıyoruz. Siyasetimiz işte budur. Şayet sizi bu ilke ve prensiplere davet eden siyasetçi oluyorsa, o halde bizler -Allah’a hamdolsun- insanlar arasında en eski siyasetçileriz…” diyordu. Üstad bunları derken elbette günümüz particiliğini kastetmiyordu. Ona göre particilik her yerde caiz olmamalıdır. O, iş birliği, dayanışma, güç birliği, her türlü kabiliyetten faydalanma gibi istikrara ihtiyaç duyulan dönemlerde particilik anlayışına karşı çıkmıştır.
İhvan-ı Müslimin Hareketinin Seçim Süreçleri
İhvan-ı Müslimin, ilk seçimlerine 1938’de İmam Hasan el-Benna önderliğinde girdi. Hasan el-Benna’ya sadece İsmailiyye’den seçimlere girme izni verilmişti. İmam el-Benna, İsmailiyye’den aday olmuştu; ancak rejimin aşırı baskısından dolayı adaylığını geri çekmişti. Çünkü rejim, el-Benna’nın seçime girmesinin kendi iktidarları için büyük bir tehdit teşkil edeceğini çok iyi biliyordu.
1942 seçimlerinde de rejimin baskısına maruz kalan İhvan hareketi, rejimin tüm baskılarına rağmen seçimlere katıldı. Seçimler hileli olduğundan İhvan hareketi seçimde umduğunu bulamasa da, halk nezdinde büyük kazanımlar elde etti. İhvan, bu hileli seçimlerden sonra 1970’e kadar herhangi bir seçime katılamadı. Çünkü hareketin önde gelen kadrolarından çoğu şehit edilmiş, birçoğu da tutuklanmıştı.
1987 ve sonraki seçimlerde “Çözüm İslam” sloganıyla yola çıktı; el-Ahrar ve el-Amel hareketleriyle yaptığı ittifak sonucu, %17 oranında oy alarak 454 vekillik parlamentoya 56 vekil gönderdi. Bunların 37’si İhvan hareketi mensuplarıydı. İhvan’ın bu hızlı yükselişi rejimi derinden sarsmıştı. Sonraki seçimlere de ‘’Çözüm İslam’’ ilkesiyle giren ihvan hareketi rejimin tüm hileli seçimlerine rağmen sandıkta istediği başarıyı elde edemezse bile halk nezdinde gönüllerde tahta kurmuştu.
2005 seçimleri öncesi, rejim, yeni seçim sistemini ilan etti. Bu yeni seçim sistemi, İhvan adaylarının meclise girmesini engellemek için oluşturulmuştu. İhvan hareketi yasaklı olduğu için bu seçime parti olarak giremezdi. İhvan Genel Mürşid Yardımcısı Muhammed Habib seçimlere girmeden şu açıklamada bulunuyordu: “Bu seçimlere katılacağız ve adaylarımızı da belirlemiş durumdayız. Ancak son ana kadar bu isimleri açıklamayacağız. Çünkü o isimleri açıklamakla, istihbarata hapse atacakları isimlerin listesini vermiş oluruz.” 2005 seçimlerinde bu stratejiyle, 88 vekil parlamentoya gönderildi.
2010 seçimlerinin ilk turuna katılan İhvan, bir önceki seçimde 88 vekil çıkarmasına rağmen, bu hileli seçimde hiç vekil çıkaramadı ve ikinci tura katılmayıp seçimi boykot etti.
25 Ocak 2011 halk devriminden sonra, aynı yıl yapılan ilk dürüst ve özgür seçimlere, Özgürlük ve Adalet Partisi olarak katılan İhvan hareketi tek başına iktidar olmayı başardı. İhvan tarafından desteklenen cumhurbaşkanı adayı Muhammed Mursi ilk kez halkın özgür iradesiyle cumhurun başkanı oldu…
İhvan hareketinin bu kısa seçim sürecinden sonra, Ekim 1939’da İmam Hasan el-Benna’nın Mısır Hükümet Başkanı’na verdiği siyaset beyannamesine değinmekte fayda olduğunu düşünüyoruz. Üstad’ın bu siyaset anlayışından Cemaat önderleri ve siyasi partilerin istifade edebileceği önemli çıkarımların olduğunu düşünüyoruz.
Üstad Hasan El-Benna’nın siyaset beyannemesinde kısaca şunları belirtiyordu:
İç ve dış politikaya dair İhvan’ın bazı temel ilkeleri
1-Müslüman Kardeşler tüm siyasi partilere karşı tarafsızdır.
2-İktidar partisi, tüm muhalif kesimlere karşı hoşgörülü davranmalı, onlarla görüşmeli ve uzlaşmaya çalışmalı, hiçbir zorluk çıkarmadan onlara haklarını teslim etmelidir.
3- Ordu ve bakanlıklara getirilenler, dinin öğretilerine gönül verenlerden seçilmelidir.
4- Rüşvet, torpil, adam kayırma, başkalarının aracılığıyla iş gördürme hastalıklarına son verilmelidir. Yönetici kadro da buna öncülük etmelidir.
5- Hükümet başkanı ve üst düzey yöneticiler alçak gönüllü olmalı, protokolden uzak bir şekilde halk ile ziyaretler gerçekleştirmeli, halkla konuşmalı, onların duygu ve sevinçlerine katılmalı, karmaşık olan işleri kolaylaştırmalı, onlarla sürekli bir ilişki içinde olmalıdır.
6- İktisadi konulara gereken önem verilmelidir. Halkın karşı karşıya bulunduğu fakirlik hali, ruhi bakımdan yükselmeyi de oldukça zorlaştırıyor. Hükümet bu kesimlere iş alanları oluşturmalıdır.
7- Ümmetin genel haklarını koruma konusunda iş tam anlamıyla sıkı tutulmalı, şartlar ne kadar ağır ve baskı ne kadar yoğun olursa olsun, bu konuda kesinlikle gevşeklik gösterilmemelidir. Böyle bir tavrın alınacağı halka ilan edilmeli ve bu konuda ümmetin yardımı istenmelidir. Çünkü yöneticilerle yönetilenler arasındaki güveni, açık sözlülük ve yardımlaşmak kadar hiçbir şey güçlendiremez.
8-Filistin konusunda; bütün tutuklular, sürgündekiler ve mücahitler için genel af çıkarılmalı, göç etmiş olanların geri dönmelerine müsaade edilmelidir. Yahudi göçü tam anlamıyla durdurulmalı, kaçarak Filistin topraklarına gelen Yahudiler en katı şekilde cezalandırılmalıdır.
9- Mısır dış politikası açık ve net olmalıdır. Kendisini ilgilendirmeyen, kendisiyle bir ilişkisi bulunmayan hiçbir işe hükümet karışmamalıdır.
10- Müslüman Kardeşler vatanlarına bir saldırı olması durumunda mallarıyla, canlarıyla vatanlarını savunmaya hazırdırlar.
11- Batı devletlerine güvenilmemelidir; çünkü onlar sözleşmelerine uymazlar.
İmam Hasan el-Benna İhvan hareketini kurarken tesis ettiği siyasi, adli ve idari hayatla ilgili ilkeleri onun döneminde ve sonrasında tutuklanmalara, sürgünlere ve binlerce şehide rağmen günümüze kadar da sürdürülerek bu temel ilkelerden taviz verilmedi.
İhvan hareketi yeniden dirilişin, öze dönüşün hareketidir. Kuruluşundan bu yana tüm zorba ve dikta rejimlere rağmen kitap, sünnet ve selefi salihin’in uygulamalarından taviz vermeyerek yoluna devam etti. İslam’ı; hayatın tüm yönlerini kapsayan evrensel bir nizam olarak gören ihvan hareketi bunun için sabırla, umutla mücadele etmeye devam ediyor. İhvan-ı Müslimin Hareketi İslami vatanın tek olduğuna inanmaktadır. Hareketin en önemli hedefi İslam beldelerini-vatanını emperyalist güçlerin tümünden arındırarak yasama, yürütme ve yargısıyla İslami ilkelere göre inşa edilmiş özgür bir İslam devleti kurmaktır. İhvan bu ilkeli duruşuyla yüze yakın ülkede, büyük bir coğrafyada İslam’ın tertemiz gölgesinde vatanı için saygınlık, özgürlük, istikrar ve güzel bir hayat isteyerek gönülleri fethetmeye devam etmektedir.

Ekrem Özgüç

Önceki İçerikYeni Bir İnşâ Sürecinde Türkiye’de Müslümanlar İçin Siyaset
Sonraki İçerikAlimlerin Devlet Yöneticilerine Karşı Tutumu Nasıl Olmalıdır?