Siyaset Nedir?
Siyaset, “politika”yla beraber kullanılan bir kavram olarak “memleket, devlet idare etme sanatı ya da tarzı, diplomatlık” anlamlarında kullanılmaktadır. İslâmî açıdan bakıldığında sözlüklerde “dünya ve âhirette necâtlarına sebep olacak bir yola, insanları irşât ile beşeriyetin salâhına çalışmak” anlamında geçmektedir. Bu tanıma göre siyasetin insanın hem madde hem de mana boyutunu dikkate alarak onun hem bu dünyadaki hem de âhiretteki hayatına faydayı gözetmesi beklenmektedir. Öyleyse Müslüman bir yönetici/siyasetçi de yönettiklerinin ya da temsil ettiklerinin bu yönünü dikkate alarak hareket edecektir.
Bugün dünyanın en diktatör devletlerinde bile belli başlı “meclisler” eliyle toplumsal düzenin sağlandığı görülmektedir. Öyleyse sadece meclisin kurulması, yeterli değildir. Önemli olan o meclislerde halkın tüm katmanlarının, taraflarının temsilcilerinin yer almasını sağlamaktır.
Darbeler ve Jakobenizm
Türkiye’de siyaset denilince akla parlamenter sistem gelmektedir. Bu sistem, siyasî kurumsallaşmasını meclisler eliyle gerçekleştirmektedir. Ancak bu meclislerin işleyişi ile ilgili çeşitli sıkıntılar devam etmektedir. Türkiye siyaseti darbelere karşı dayanıklılığı bir türlü sağlam olarak algılanmayan bir yapıya sahiptir. Yapılan her askerî darbeden sonra ortaya çıkan tablo, aslında siyasî hayatı dizayn eden asıl önemli faktörün “asker” olduğunu göstermektedir. Son zamanlarda askerin kışlasına dönmüş olması, bu gerçeği maalesef değiştirmemektedir.
Ülkemizde toplumsal ilerlemeye motor olması gereken “üst yönetici” kadrosu, çoğu zaman kalkınmayı jakoben bir yaklaşım nedeniyle dayatmacı reflekslerle gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Böyle olunca “siyaset” Türkiye şartlarında sürekli tıkanmalarla karşı karşıya kalmaktadır. Bir taraftan “demokratik siyaset” kartı ile gelişmeye çalışan Türkiye siyaseti, öte yandan “üstenci bir toplum mühendisliği” ile karşı karşıya kalabilmektedir. Dolayısıyla insan hakları ve temel birçok fıtrî değerin önemsendiği ileri bir yönetime/siyasete ulaşılamamaktadır.
Dinamizm
Siyasetin toplumsal problemleri çözme yetisini edinebilmesi için özellikle siyasî şahsiyetlerin temel bazı dinamik hususiyetlere sahip olması gerekir. Sürekli hareket, sürekli aksiyoner bir yaklaşım sergilemesi, siyasetçiyi diğerlerinden daha ileriye taşıyacaktır. Dinamik tavır sergileme noktasında Müslüman şahsiyetlerden daha üstün kişiliklerin olmaması gerekir. “Müslüman” tanımlaması, boşuna yapılmış bir kavramsallaştırma değildir. Onda sürekli olarak problemleri takip, anlama, çözüme kavuşturma, iş bitiricilik gibi hususiyetler, var oluşsal olarak temel bir karakter haline gelmiştir.
Yönetime Katılım
Müslümanların yönetime katılım sağlaması, İslâm’ın ruhu itibariyle önemsediği bir husustur. Yönetime katılım, Müslümanlar için önemli bir “kendini ispatlama” serüvenidir. Said-i Nursî/Kürdî’ye atfedilen “Euzubillâhi mine’ş-şeytâni ve’s-siyaseh” ifadesi, aslında yozlaşmaya karşı bir “başkaldırı” olarak algılanması gereken bir ifadedir. Yoksa yönetimde Müslümanlar olmayacak da kimler olacaktır? İslâm dışı beşerî nizamları savunanlar mı Müslümanları yönetsin? Bu, daha mı kârlı ve avantajlı olacak? Müslüman, kendi var oluşunu sadece şahadet, namaz, oruç, zekât, hac ibadetlerine mi sıkıştıracaktır? Dolayısıyla “Firavun’un yanında Yûsuf olarak kalma” tecrübesini Müslümanlar, şartlar elveriyorsa yaşamalıdır.
Sorunlara Çözüm Üretme
Müslümanın siyasetten temel beklentilerinin başında kronikleşmiş toplumsal sorunların çözülmesi gelmektedir. Bu sorunların elbette kısa bir zamanda çözülmesi beklenmemelidir. Ama önemli olan bu yönde bir inisiyatifin sergilenmesidir. Bazen gerçekleştirilmek istenen hedeflerin, bütün çabalara rağmen gerçekleştirilemeyeceği göz ardı edilmemelidir. Aşağıda Türkiye Müslümanlarını yakından ilgilendiren bazı sorunlara yer verilmiştir:
İnsan Hakları
Ülkemizde insan hakları konusunda yıllardan beridir bazı sıkıntılar vardır. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren bu sıkıntılar zaman zaman artarak süregelmiştir. İnsan hakları ihlalleri toplumsal birçok problemin de temel ayaklarından olmuştur. İnsanın doğumundan itibaren elde ettiği münevver, fıtrî, tartışılmaz temel haklar, insanı diğer canlılardan ayırt eden haklardır. Bu haklar çiğnendiği an, birçok problem beraberinde gelmektedir.
Kürt Sorunu
Kürt Sorunu aslında başlı başına bir insan hakları sorunudur. İnsanların/halkların temel insanî/beşerî/fıtrî haklarının ihlal edilmesi zaten büyük bir trajedi olarak değerlendirilmektedir. Buna ek olarak “Kürtler”e yönelik olarak yürütülen “ret ve asimilasyon” politikalarıyla beraber bu sorun, devasa bir hal almış, bir süre sonra da içinden çıkılamaz bir şekle bürünmüştür. Uzun bir süreden beridir devam eden bu sorunun çözülmesi, problem olmaktan çıkması, Müslümanların özlem duyduğu bir o kadar da taraf olduğu bir husustur. Çözümün önündeki tüm dirençlere rağmen bilinmesi gereken asıl şey, şartlar ne olursa olsun, artık geriye dönüşün olmamasıdır.
Eğitim Sorunu
Eğitimin de ciddî olarak siyaset kurumundan beklentileri vardır. Bu beklentilerin ne derece samimi ve içtenlikle çözüleceği merak konusudur. Yaklaşık yirmi milyon direkt aktif olarak eğitim kurumlarıyla ilgilenen bir demografik yapı veya öğrenci kesimi ile karşı karşıyayız. Yapılacak her iyileştirme büyük kesimleri etkileyecektir. Müslümanlar belki de bu aşamada “Lekum dînukum veliyedîn” noktasındadır. Çünkü Müslümanlar, bugün artık başka kesimlerin ıslahından ziyade kendi nesillerini, çocuklarını iyi bir eğitimden geçirme planlarını düşünmektedir. Dolayısıyla siyasetten beklentilerini kendi iç problemlerine hasretme yolunu tercih etmektedir. Binaenaleyh, zihin dünyası “İslâmî” olarak tanımlanamayacak kesimlerin, kendi nesilleri açısından korkmalarına gerek yoktur.
Din Eğitimi Sorunu: İHL, Kur’ân Kursları, Geleneksel Medreseler
Türkiye’de Müslümanların çocuklarına dinî eğitim vermeleri ile ilgili olarak epeyce istekleri söz konusudur. Geçen yıllarda karşılaşılmış olan çöküntünün bir anda bertaraf edilmesi mümkün değildir. Yıllanmış problemleri bir çırpıda çözmek de mümkün değildir. Her ne kadar kendi içinde sistematik bazı temel problemleri barındırsa da Müslümanlar dinî eğitim konusunda Kur’ân Kursları ve İHL’lerden oldukça fazla beklentilere sahiptir. Bu beklenti, bugün şehirlere kadar inmiş olan geleneksel kapalı devre medreseler üzerinde de yoğunlaşmıştır. Öncelikle isimlerinin değişmesi ve uluslararası boyuta taşınması gereken bu üç ana eğitim yuvası, bundan sonraki süreçte de din eğitimi konusunda Müslümanların ihtiyaçlarını gidermeye devam edecektir.
Hayat Kadınları
Hayat kadını sayısının her geçen gün arttığı bir ülkede özgürlüklerden bahsetmek ne derece sağlıklı olabilir? Böyle bir suç/problem, cumhuriyet devletinin sicilinin kirlenmesi için yeter de artar bile! Pespaye ve sefil bir hayatı yaşamaya mahkûm edilmiş bir acı vak’adan bahsetmekteyiz. Bu vak’a, kadın bedeninin metalaştırıldığı, etleştirildiği, erkeğin/cinsel sapkınlığın şehevî zevklerine sistematik bir acımasızlıkla teslim edildiği bir vak’adır. Emri bi’l-marûf, nehyi ani’l-münker düsturunca hareket edildiğinde Müslümanların, toplumun selâmeti ve kendilerinin gelecekteki sosyal güvenliklerini göz önünde bulundurduklarında bugün siyasî mekanizmadan çözümünü derhal beklediği ana bir problemdir. Bunun yanında çocuk istismarı, tecavüzler, uyuşturucu da insanımızı derinden düşündüren ve ürküten problemlerdendir. Sokak çocukları meselesi de bu çerçevede değerlendirilmesi gereken kritik bir problemdir.
Cinayetler
Güvenlikle beraber düşünülmesi gereken hususlardan biri de cinayet sayısının hâlâ yükseklerde seyretmesidir. İntikam alma hevesiyle işlenen cinayetler de dikkate alındığında yasalara güvensizliğin böyle bir sonucu doğurduğu unutulmamalıdır. Toplumun belli katmanları, kendi mahkemelerini kendileri kurmaktadır. Bugün “töre/namus cinayetleri” şeklinde kavramsallaştırılan şey, aslında yasalardaki boşlukla ilişkili olarak değerlendirilmelidir. Böyle bir kavramsallaştırmanın, “töre/namus” terimlerinin içini boşaltmaya yönelik olduğuna dikkat etmek gerekir. Öte yandan trafik kazalarının da “bir çeşit cinayet” olarak algılanması, problemin çözümü için katkı sağlayabilir.
Kalkınma
Burada ekonomik, sosyal, kültürel, ahlâkî kalkınma olarak da değerlendirilebilecek önemli bir sorundan bahsedilmektedir. İthal ürünlerin sayısı, maalesef hâlâ fazladır. Aslında bu ahlâkî bazı problemlerin yansıması olabilir. Alışkanlıklarımızın “dışarıya/ithale bağımlı” olması, elimizi kolumuzu bağlamaktadır. Örneğin; aşırı derecede “temizlikçi” olmak, halkımızı deterjan konusunda envai çeşit deterjan almaya sevk etmektedir. Bu durum, ülkeyi bu alanda dışarıya bağımlı kılmaktadır. İnsanımız ithal ürün kullanmayınca kendini eksik hisseder noktaya gelmiştir. Gandi’vari bir “hareket” başlatarak toplumumuzun içine düştüğü bu bağımlı/uyuşturulmuş halden kurtulmasına vesile olunmalıdır.
İşsizlik
İşsizlik rakamlarının düşürülmesi için vatandaşın yurt dışında çalışma olanakları araştırılmalı, gelişmekte olan ülkelere işsizin gidip çalışması için şartlar oluşturulmalıdır. Bir taraftan işsizlikten bahsedilirken diğer taraftan çocuk işçiliğinden -gezici tarla işçiliği- bahsetmek bir tenakuzdur. Öncelikle çocuğun eğitilmesi öncelenmelidir.
Yolsuzluklar
İnsanların yöneticilere “Bakın, sözde bunlar da Müslüman!” dedikleri bir dönemdeyiz. Yolsuzluk asla tahammül edilmemesi, mazur görülmemesi, yapılmasına asla göz yumulmaması gereken bir suçtur. Kim olursa olsun mutlaka müeyyidesi uygulanmalıdır. Önümüzdeki dönemde en fazla toplumu meşgul eden sorunların başında “yolsuzluk” gelecektir.
Dünya Müslümanlarının ve İnsanlığın Temel Problemleri
Dünya Müslümanları, genel olarak medenî (?) Batı dünyasının aldatmasıyla her an karşı karşıyadır. İslâm coğrafyasında bugün yaşanan birçok problem, büyük bir coğrafyanın topyekûn kandırılmasıyla yakından ilişkilidir. Öte taraftan israf, haksızlıklar, adaletsiz sistemler, beşerî yaklaşımlar, küresel ısınma, enerji darboğazı, kirlenme, ahlâkî çöküş, ailenin parçalanıyor olması, faiz, haram kazanç, içki, kumar, yolsuzluk, insan hakları ihlalleri, silahlanma, uyuşturucu, kadın ticareti, temiz su kaynaklarının azalması, yeşil alanın daralması gibi birçok devasa problemle insanlık karşı karşıyadır.
Öte taraftan birçok toplum, kültürel sömürü ile karşı karşıyadır. Batılı emperyalist kültürler, Şark ya da İslâmî kültürleri ve de dünyanın birçok yerindeki geleneksel kültürü hegemonyası altına almıştır. Özellikle İslâm toprakları bu saldırıya en fazla maruz kalan yerlerdir.
Müslümanların bütün bu problemlerden kurtulmak için ciddî çözüm önerilerine sahip olması gerekmektedir. İşte tam bu noktada güncel-lokal siyaset devreye girmektedir.
7 Haziran Milletvekili Seçimleri
Milletvekili seçimleri, yukarıda kısa da olsa özetlenerek serdedilmeye çalışılan problemlere çözümlerin bulunabileceği bir alan olarak değerlendirilmektedir. Mevcut şartlar içerisinde siyasî olarak onurlu bir duruş sergileyerek bu problemlerle mücadele etme yolu seçilebilir.
Müslümanlar, birçok sorunu içinde barındıran mevcut seçim sistemini -her derde deva olmasa bile- kendilerine yakın görmektedir. Dolayısıyla Türkiye’deki seçim sistemi, genel olarak Müslümanların zihinsel paradigmasına da uygun düşmektedir. Bundan dolayı Müslümanların bahsi geçen sorunların çözümü için siyaset kurumundan beklentileri oldukça yüksektir. Her ne kadar aşırı derecede idealize edilmiş bir seviyede olmasa da bugün siyaset, coğrafyamızdaki geri bırakılmış komşu ülkelerdeki ve Batıdaki gelişmiş ülkelerdeki şekliyle karşılaştırmasını sürekli yapma yetisini gösteren insanımız için ideal olmamakla beraber kabul edilebilir veya kendi problemlerine çözüm üretebilir çizgisini korumaktadır. Dolayısıyla Türkiye Müslümanları 7 Haziran seçimlerini, kendi problemlerinin çözümü için önemli bir adım olarak görmektedir.

Adnan Oktay