SEVGİ-NEFRET VE GIPTA-HASET İKİLEMİ
Martin Luther King, Sevgi-Nefret ikilemi konusunda şunları söyler: “Çivi, çiviyi her zaman sökemez. Nefrete nefretle karşılık vermek, nefretin katlanarak çoğalmasına, zaten yıldızsız kalan bu gecenin daha da karanlık olmasına yol açar. Karanlık, karanlığı defedemez; bunu sadece ışık yapabilir. Nefret, nefreti defedemez; bunu sadece sevgi yapabilir. Bir yıkım girdabı içinde nefret nefreti, şiddet şiddeti ve kabadayılık kabadayılığı arttırır.”
Nefret, yaşamı felç eder, sevgi ise özgür bırakır.
Nefret, hayata karmaşa getirir, sevgi ise uyum.
Nefret, dünyayı karartır, sevgi ise aydınlatır.”
King, ayrıca şu tespit ve teşhisi yapar: “ İnsanlar, genelde birbirinden nefret eder; çünkü birbirlerinden korkar. Birbirlerinden korkar; çünkü birbirlerini tanımaz. Birbirlerini tanımaz; çünkü birbirleriyle iletişim kurmaz. Birbirleriyle iletişim kurmaz; çünkü birbirlerinden ayrıştırılmışlardır”
Eğer İnsanlar ayrıştırılmışlarsa, aralarında duvarlar var demektir. Duvar, ayrıştırmayı tahkim eder. İnsanları ayrıştıran ve he türlü iletişimi koparan duvarları yıkıp, köprüleri inşa etmek ve sevgi tohumunu ekerek geleceğin umudu ve baharı olmak gerekir.
İnsanlar arasında duvar örenler, insanları ayrıştırmak isterler. Ayrıştırılan insanlar arasına nifak ve nefret tohumunu ekmek daha kolayca bir iştir. Böylece insanlar arasında düşmanlığı-nefreti körükleyerek, varmak istedikleri kirli hedefe ulaşmayı amaçlarlar. Bu tip insanlar, karanlığın temsilcileridir. Bu karanlık karakterli insanlar, varlıklarını başkalarının yokluğu üzerine inşa ederler. Bunlar, ben merkezci düşünürler. Yeter ki işleri yoluna girsin. Her şey onlar için meşrudur. Bu karanlık kişiler ve kişilikler, amaçlarına ulaşmada “nefret” kavramını kullanmada hiçbir sakınca görmezler.
Oysa “insan” merkezli bir hayatı tasavvur eden insanlar, “biz” merkezci bir anlayışa sahiptirler. Bu erdemli kişiler, varlıklarını bütün bir toplumun varlığıyla birlikte anlamlı görürler.
Bizim medeniyet tasavvurumuzda, “İnsanlar ya yaradılışta eştir veya dinde kardeştir”. Müthiş bir evrensel yaklaşım. Yine medeniyet tasavvurumuzda, bütün insanlığın babası Hz. Âdem (a.s), annesi Hz. Havva’dır. Bütün bir insanlık, aslında bir ailedir. Bu aile fertlerinin hayatlarını inşa ederken istikametlerini; iyinin, doğrunun, güzelin, sevginin ve erdemin yönünde inşa etmeleri büyük bir önem arz etmektedir. İstikamet olumsuz yönde olursa, inşa hareketi hiç kuşkusuz olumsuz olur.
Hayatımızın inşasında ilk basamak, tasavvurdur. “Tasavvurdaki milimetrik sapma, eylemde kilo metrik sapmaya baliğ olur”. Bu nedenle tasavvur dünyamızı inşa ederken, erdemi, iyiyi, doğruyu güzeli esas almalıyız. Şahsiyetin inşası, akıl ve tasavvurun inşasından geçer. Varlık dünyasında insan, hem inşa etme, hem inşa olma kapasitesine sahiptir. Bu yönüyle iki kutupludur.
Dünyamızın iyi ve erdemli insana su gibi, oksijen gibi ihtiyacı vardır. Bütün bir insanlık bunun arayışı içindedir.
Kutlu İslam medeniyetinde, tasavvur, akıl ve şahsiyetin inşa edildiği dönem Mekke dönemidir. Hayatın inşa edildiği dönem ise Medine dönemidir.
Dolayısıyla, tasavvurun, aklın, şahsiyetin ve hayatın inşa edildiği bu döneme “ Asr-ı Saadet” dönemi, yani “Mutluluk Çağı” denir. Bu dönem, insanlar arasında nefretin, kinin, “Ben” merkezci anlayışın ve düşmanlığın tedavülden kaldırıldığı; iyiliğin, kardeşliğin, fedakarlığın, erdemin ve “Biz” merkezci düşüncenin hayata hâkim olduğu dönemdir.
Nefret odaklı anlayışın ve yaşamın sona erdiği, erdemli insanların inşa ettiği ve sevgi toplumunun inşa olduğu bir dönemin gelmesi dileğiyle…
GIPTA-HASET İKİLEMİ
Gıpta imrenmek demektir. Gıpta, “Beğenilen bir şeyi edinme ya da beğenilen bir kişiye benzeme arzusu” şeklinde tanımlanabilir.
Haset, katmerli kıskanmak demektir. Haset, “ Kendisiyle ilgili olarak, bir başkasının üstün görünmesine dayanamamak; kendisinden üstün görünen kişinin bu özelliğinden dolayı acı çekmek, buna tahammül edememek” şeklinde tanımlanabilir.
Haset, normal bir ruh hali değildir, ruhu zehirler. Haset, benmerkezci bir anlayıştır. Haset, öteleyici, ayrıştırıcıdır. Toplumsal bağları koparan karakteristik bir özelliğe sahiptir.
Gıpta duygusunda, benzemek istenilen kişiye “hayranlık duyma” olgusu vardır. İnsani bir duygudur. Ben yerine, biz merkezci bir anlayış hakimdir. Gıpta, toplumsal bağları güçlendiren, ayrıştırıcı değil toparlayıcı bir karakteristik özelliğe sahiptir.
Elif Şafak, “Gıpta” adlı makalesinde şunları söyler: “Dört kelime var bir duyguyu anlatan. Gıpta farklı, kıskançlık farklı, haset farklı, rekabet farklı. Gıpta etmek insana has, hepimize. Âdemoğlu Havva kızı sadece etten ve kemikten değil, bir de gıptadan müteşekkil. Aslında saklı bir takdir barındırır gıpta. Özeniriz bir başka insana. Onun yerinde olmak isteriz. Kıskançlık farklıdır ama. Zehirdir damla damla. Kanımıza karışır, ruhumuza. Bir başkasını kıskanmak ağır bir yüktür, kalbimiz tökezler, nefesimiz daralır bunca ağırlık altında. Kıskanç insan bir başkasının yerinde olmak istemez, o başkası konumundan olsun ister. Yukarıdaki aşağı insin, kazanan kaybetsin, kartlar tersine dönsün. Gene de yetmez. Kıskanç insan mutlu olmayı bilmez. Haset ise katmerli zehirdir. Sadece kötü düşünmekle, fesat konuşmakla yetinmez burada kişi, bir de tutar başkalarıyla uğraşır. Vaktini, enerjisini hep başkalarını zedelemeye harcar, geçip gider yıllar.
Ve rekabet en beteridir. Rakip zannetmek bir başkasını. Dört kelime var aynı duyguyu anlatan. Dördü de birbirinden farklı. Yüreklerimiz ceviz kabuğu, bata çıka ilerleriz sularda. Kâh gıpta eder kâh kıskançlık duyarız. Sonra gelir bir bilge, tutar satranç tahtasını, kaldırıverir. Bir bakmışız ki her şey boşmuş. Bunca yük, bunca ağırlık. Bir bakmışız ki kimsenin kimseyle yarıştığı yokmuş aslında, kâinat sonsuzmuş. Farklı zannettiğim de benim gibiymiş, o da meğer bir başkasına gıpta edermiş. Bir bitimsiz çekişme, boşu boşuna… En iyisi, en sadesi, şefkat duymak ve arafta durmak!!!”
Zihin dünyamıza, ruhumuza, kanımıza musallat olan ve zehir fonksiyonunu icra eden, hasetten, kıskançlıktan arınmak, insani ve İslami bir gerekliliktir. Haset, anormal bir haldır. Sahibinin ruh dünyasını ve zihin dünyasını kemirir. Türlü türlü maddi ve manevi hastalıkların oluşmasına sebep olur. Hayatın normalleşmesi için haset-kıskançlık mikrobundan arınmak gerekmektedir.
İmrenme anlamına gelen gıpta kavramında, gıpta edilen kişideki meziyetin, o kişide kalmak kaydıyla kendisinde de olmasını arzulama hali vardır. Burada bir “keşke” duygusu saklıdır. Keşke bende de o meziyet, o olgunluk, o erdemli hal, o yetenek ya da o ilmi birikim olsa, diye bir temenni, bir istek, bir arzu saklıdır. “Keşke, şu anda dünyanın yaşayan en büyük bilim tarihçisi olan ve 27 dili ana dili gibi bilen Bitlisli Fuat Sezgin gibi olabilseydim” demek, imrenme (Gıpta) durumuna bir örnektir. Burada Fuat Sezgin Hocanın sahip olduğu bilgi birikiminden onur duyduğu, aynı bilgi birikimine kendisinin de sahip olma arzusu saklıdır.
Bu gayet doğal ve insani bir duygudur. Gıpta, motivasyonu arttıran bir potansiyele sahiptir. Bu potansiyel, kinetiğe dönüştüğü zaman, bireyde var olan birçok meziyetin, yeteneğin ortaya çıkmasına vesile olur.

Önceki İçerikKonuşmak Ama Niçin?
Sonraki İçerikHizmeti Hezimete Dönüştüren Durumlar