Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’a Devrine Dair Anlaşma
Ermenistan’ın 27 Eylül sabahı Azerbaycan’a yönelik geniş çaplı saldırısına Azerbaycan’ın da karşılık vermesiyle başlayan çatışmalar ve savaş 9 Kasım günü Rusya’nın aracılığı ile kabul edilen bir anlaşmaya binaen, o günün gece yarısından itibaren durdu.
Daha önce 12 Temmuz tarihinde de Azerbaycan’a saldırıda bulunan ve biri general 8 Azeri askerinin öldürülmesine neden olan, Azerbaycan’ın karşılık vermesi üzerine kendi askerlerinden de kayıplar veren Ermenistan ateşkesi kabul etmiş; ancak sonrasında yeterince riayet etmemişti. 27 Eylül’de yeniden geniş çaplı saldırı başlatması ise, birilerine güvendiği, birilerinin onu teşvik ettiği ve destek vaatlerinde bulundukları kanaatinin hâsıl olmasına neden oldu. Ancak Azerbaycan’ın Türkiye’nin teknik desteğinden de yararlanarak kararlı bir mücadele vermesi Ermenistan’ın cephede sürekli kayıp vermesine ve 28 yıldan beri işgal altında tuttuğu Dağlık Karabağ ile çevresindeki Azerbaycan topraklarından üç aşamada çekilmeyi kabul etmek zorunda kalmasına yol açtı.
Azerbaycan güçlerinin Dağlık Karabağ bölgesinin başkenti olarak bilinen Hankendi’nin yakınındaki Şuşa’yı ele geçirmesi ve Hankendi’ye çok yaklaşması üzerine Rusya’nın devreye girmesiyle bir anlaşma yapıldı.
Anlaşmada Ermenistan, henüz kontrol altında tuttuğu Azerbaycan topraklarından üç aşamada çekilmeyi ve tüm askerlerini çekme işlemini 1 Aralık tarihine kadar tamamlamayı kabul etti. Ayrıca Türkiye ile Ermenistan arasında kalan ve Azerbaycan’a bağlı olan Nahcıvan özerk bölgesiyle Azerbaycan toprakları arasında bir kara bağlantısı kurulmasını kabul etti. Bu kara bağlantısı aynı zamanda Azerbaycan’ın Türkiye’yle de bir kara bağlantısı sağlamasına imkân verecek. Ermenistan işgali sebebiyle evlerini ve yurtlarını terk ederek Azerbaycan’ın muhtelif bölgelerine iltica etmek zorunda kalmış bir milyon civarındaki Azerinin de BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin kontrolünde evlerine dönmeleri kararlaştırıldı. Dağlık Karabağ ahalisinden olan Ermeniler de burada kalacaklarından Ermenistan’ın, bunlarla irtibatının sürmesi için bir koridor açılması ve bu koridorun da Rusya’nın “barış gücü” sıfatıyla göndereceği askerler tarafından kontrol edilmesi talebi de anlaşmaya dâhil edildi. Buna göre Rusya’dan gerek bu koridorun kontrol edilmesinde ve gerekse bölgede çatışmaların önlenmesi için kurulacak gözlem yerlerinde görev alacak 1950 asker gönderilmesi ve bu askerlerin beş yıl süreyle bölgede kalması, bu süre dolduğunda da yine taraflarla yapılacak görüşmelerden çıkacak sonuca göre uzatılmasına imkân verilmesi anlaşma maddelerine dahil edildi.
Anlaşmada Rusya’nın bölgeye “barış gücü” sıfatıyla askeri güç gönderecek olması ve Dağlık Karabağ’daki Ermenilerle Ermenistan arasındaki ilişkilerin sürmesi için Laçin bölgesinde açılacak koridorun bu askerler tarafından kontrol altında tutulacak olması bazı kesimler tarafından, bölgede “işgalin el değiştirdiği” ve Dağlık Karabağ’da asıl kazanan tarafın Rusya olduğu iddialarının ortaya atılmasına neden oldu.
Normalde Laçin koridorunun sivil amaçlar dışında kullanılmasına fırsat verilmemesi için kontrol edilmesi Azerbaycan açısından da büyük ehemmiyet arz etmekle birlikte işgalin el değiştirdiği veya kazanan tarafın Rusya olduğu iddiaları haklı değildir. Çünkü bu anlaşmayla Ermenistan yenilgiyi kesin olarak kabul etmiş ve işgal altında tuttuğu Dağlık Karabağ bölgesiyle onun çevresinde yer alan ve yine Azerbaycan’a ait olan tüm bölgelerden tamamen çekilmeyi taahhüt etmek zorunda kalmıştır. Rusya’nın bölgede etkin rol oynaması ise anlaşmayla elde ettiği değil zaten var olan gücüne dayanmaktadır. Ancak Türkiye’nin de bölgede barışın sürdürülmesi ve Laçin koridorunun kontrol edilmesi için aktif bir şekilde yer alması bu gücü dengeleyecektir. Azerbaycan da Türkiye’nin bölgede daha etkili bir şekilde yer almasını istemektedir. Bu konudaki görüşme süreci ise devam etmektedir.
Macron’un İkiyüzlü Düşünce Özgürlüğü ve İslam Hazımsızlığı
Kendi tabularına dokunulmasına, siyonist saldırganlığın eleştirilmesine ve işgalci siyonistlerin katliamlarına tepki gösteren bir yahudinin bu tepkisini dile getirmek için çizdiği karikatürlere kesinlikle izin vermeyerek onu mahkûm eden Fransa, Müslümanların en çok saygı gösterdiği insan olan Hz. Muhammed’e (sav) çirkin bir şekilde saldıran karikatürlere izin verilmesinin düşünce özgürlüğü olduğunu ileri sürmeye devam ediyor. İşin gerçeğinde bu saldırganlık Fransa’nın düşünce özgürlüğüne önem vermesinden değil tamamen İslam’a ve Müslümanlara karşı aşırı kin duymasından kaynaklanıyor.
Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’a Devrine Dair Anlaşma
Ermenistan’ın 27 Eylül sabahı Azerbaycan’a yönelik geniş çaplı saldırısına Azerbaycan’ın da karşılık vermesiyle başlayan çatışmalar ve savaş 9 Kasım günü Rusya’nın aracılığı ile kabul edilen bir anlaşmaya binaen, o günün gece yarısından itibaren durdu.
Daha önce 12 Temmuz tarihinde de Azerbaycan’a saldırıda bulunan ve biri general 8 Azeri askerinin öldürülmesine neden olan, Azerbaycan’ın karşılık vermesi üzerine kendi askerlerinden de kayıplar veren Ermenistan ateşkesi kabul etmiş; ancak sonrasında yeterince riayet etmemişti. 27 Eylül’de yeniden geniş çaplı saldırı başlatması ise, birilerine güvendiği, birilerinin onu teşvik ettiği ve destek vaatlerinde bulundukları kanaatinin hâsıl olmasına neden oldu. Ancak Azerbaycan’ın Türkiye’nin teknik desteğinden de yararlanarak kararlı bir mücadele vermesi Ermenistan’ın cephede sürekli kayıp vermesine ve 28 yıldan beri işgal altında tuttuğu Dağlık Karabağ ile çevresindeki Azerbaycan topraklarından üç aşamada çekilmeyi kabul etmek zorunda kalmasına yol açtı.
Azerbaycan güçlerinin Dağlık Karabağ bölgesinin başkenti olarak bilinen Hankendi’nin yakınındaki Şuşa’yı ele geçirmesi ve Hankendi’ye çok yaklaşması üzerine Rusya’nın devreye girmesiyle bir anlaşma yapıldı.
Anlaşmada Ermenistan, henüz kontrol altında tuttuğu Azerbaycan topraklarından üç aşamada çekilmeyi ve tüm askerlerini çekme işlemini 1 Aralık tarihine kadar tamamlamayı kabul etti. Ayrıca Türkiye ile Ermenistan arasında kalan ve Azerbaycan’a bağlı olan Nahcıvan özerk bölgesiyle Azerbaycan toprakları arasında bir kara bağlantısı kurulmasını kabul etti. Bu kara bağlantısı aynı zamanda Azerbaycan’ın Türkiye’yle de bir kara bağlantısı sağlamasına imkân verecek. Ermenistan işgali sebebiyle evlerini ve yurtlarını terk ederek Azerbaycan’ın muhtelif bölgelerine iltica etmek zorunda kalmış bir milyon civarındaki Azerinin de BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin kontrolünde evlerine dönmeleri kararlaştırıldı. Dağlık Karabağ ahalisinden olan Ermeniler de burada kalacaklarından Ermenistan’ın, bunlarla irtibatının sürmesi için bir koridor açılması ve bu koridorun da Rusya’nın “barış gücü” sıfatıyla göndereceği askerler tarafından kontrol edilmesi talebi de anlaşmaya dâhil edildi. Buna göre Rusya’dan gerek bu koridorun kontrol edilmesinde ve gerekse bölgede çatışmaların önlenmesi için kurulacak gözlem yerlerinde görev alacak 1950 asker gönderilmesi ve bu askerlerin beş yıl süreyle bölgede kalması, bu süre dolduğunda da yine taraflarla yapılacak görüşmelerden çıkacak sonuca göre uzatılmasına imkân verilmesi anlaşma maddelerine dahil edildi.
Anlaşmada Rusya’nın bölgeye “barış gücü” sıfatıyla askeri güç gönderecek olması ve Dağlık Karabağ’daki Ermenilerle Ermenistan arasındaki ilişkilerin sürmesi için Laçin bölgesinde açılacak koridorun bu askerler tarafından kontrol altında tutulacak olması bazı kesimler tarafından, bölgede “işgalin el değiştirdiği” ve Dağlık Karabağ’da asıl kazanan tarafın Rusya olduğu iddialarının ortaya atılmasına neden oldu.
Normalde Laçin koridorunun sivil amaçlar dışında kullanılmasına fırsat verilmemesi için kontrol edilmesi Azerbaycan açısından da büyük ehemmiyet arz etmekle birlikte işgalin el değiştirdiği veya kazanan tarafın Rusya olduğu iddiaları haklı değildir. Çünkü bu anlaşmayla Ermenistan yenilgiyi kesin olarak kabul etmiş ve işgal altında tuttuğu Dağlık Karabağ bölgesiyle onun çevresinde yer alan ve yine Azerbaycan’a ait olan tüm bölgelerden tamamen çekilmeyi taahhüt etmek zorunda kalmıştır. Rusya’nın bölgede etkin rol oynaması ise anlaşmayla elde ettiği değil zaten var olan gücüne dayanmaktadır. Ancak Türkiye’nin de bölgede barışın sürdürülmesi ve Laçin koridorunun kontrol edilmesi için aktif bir şekilde yer alması bu gücü dengeleyecektir. Azerbaycan da Türkiye’nin bölgede daha etkili bir şekilde yer almasını istemektedir. Bu konudaki görüşme süreci ise devam etmektedir.
Macron’un İkiyüzlü Düşünce Özgürlüğü ve İslam Hazımsızlığı
Kendi tabularına dokunulmasına, siyonist saldırganlığın eleştirilmesine ve işgalci siyonistlerin katliamlarına tepki gösteren bir yahudinin bu tepkisini dile getirmek için çizdiği karikatürlere kesinlikle izin vermeyerek onu mahkûm eden Fransa, Müslümanların en çok saygı gösterdiği insan olan Hz. Muhammed’e (sav) çirkin bir şekilde saldıran karikatürlere izin verilmesinin düşünce özgürlüğü olduğunu ileri sürmeye devam ediyor. İşin gerçeğinde bu saldırganlık Fransa’nın düşünce özgürlüğüne önem vermesinden değil tamamen İslam’a ve Müslümanlara karşı aşırı kin duymasından kaynaklanıyor.

Yazar
1962 Artvin Yusufeli doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini kendi memleketinde tamamladıktan sonra Ankara Ünv. İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. İstanbul Marmara Ünv. İlahiyat Fakültesi’nde Hadis dalında yüksek lisans yapan Ahmet Varol, 1984’ten bu yana basın alanında çalışmaktadır. Bu alanda çalışmaya ilk olarak İslam mecmuasının Dış Haberler sorumlusu olarak görev yapmakla başladı. Daha sonra Altınoluk dergisine geçerek bu derginin “İslam Dünyası” bölümünü hazırladı. Bu dergide çalıştığı sırada Erkam Yayınları’nın da editörlüğünü yaptı. Aynı dönemde haftalık olarak yayınlanan Vahdet gazetesinin de Dış Haberler bölümünü hazırlıyor ve bu gazeteye İslam dünyasıyla ilgili yazılar yazıyordu. Ekim 1996 – Ekim 2000 arasında dört yıl süreyle, aylık olarak 48 sayı yayınlanan Vahdet dergisinin Yazı İşleri müdürlüğünü yaptı. Şimdiye kadar birçok periyodik yayın organında İslam dünyası ve genelde dış politikayla ilgili yazıları neşredilen Ahmet Varol’un, Yeni Akit gazetesinde dış politikayla ilgili haftada üç gün yazısı yayınlanmaktadır. Aylık Ribat, Vuslat ve Davet Mektebi dergilerinde de düzenli şekilde yazıları yayınlanıyor. Bunların dışında değişik İslami yayın organlarında farklı zamanlarda İslam dünyasındaki gelişmelerle ilgili yazıları ve Özel FM adlı radyoda da “Dünya Döndükçe” başlıklı periyodik programı yayınlanıyor.
Yazara Yaz
×
1962 Artvin Yusufeli doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini kendi memleketinde tamamladıktan sonra Ankara Ünv. İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. İstanbul Marmara Ünv. İlahiyat Fakültesi’nde Hadis dalında yüksek lisans yapan Ahmet Varol, 1984’ten bu yana basın alanında çalışmaktadır. Bu alanda çalışmaya ilk olarak İslam mecmuasının Dış Haberler sorumlusu olarak görev yapmakla başladı. Daha sonra Altınoluk dergisine geçerek bu derginin “İslam Dünyası” bölümünü hazırladı. Bu dergide çalıştığı sırada Erkam Yayınları’nın da editörlüğünü yaptı. Aynı dönemde haftalık olarak yayınlanan Vahdet gazetesinin de Dış Haberler bölümünü hazırlıyor ve bu gazeteye İslam dünyasıyla ilgili yazılar yazıyordu. Ekim 1996 – Ekim 2000 arasında dört yıl süreyle, aylık olarak 48 sayı yayınlanan Vahdet dergisinin Yazı İşleri müdürlüğünü yaptı. Şimdiye kadar birçok periyodik yayın organında İslam dünyası ve genelde dış politikayla ilgili yazıları neşredilen Ahmet Varol’un, Yeni Akit gazetesinde dış politikayla ilgili haftada üç gün yazısı yayınlanmaktadır. Aylık Ribat, Vuslat ve Davet Mektebi dergilerinde de düzenli şekilde yazıları yayınlanıyor. Bunların dışında değişik İslami yayın organlarında farklı zamanlarda İslam dünyasındaki gelişmelerle ilgili yazıları ve Özel FM adlı radyoda da “Dünya Döndükçe” başlıklı periyodik programı yayınlanıyor.
Önceki İçerikİslami Usülde Çocuk Terbiyesi
Sonraki İçerikÇocuk Eğitiminde Kıskançlık: Sebepler ve Çözümler